Billur Ocak

Billur Ocak Biyografi

Editör

Merakta Bırakılan Kuşağın Yetişkinleriyiz

13.04.2016 02:21 | Son Güncelleme: 13.04.2016 09:34

Kavgalarımızla, aşklarımızla, yenilgilerimizle, sabrımızla, çul çaput gibi biriktirdiğimiz umutlarımızla, neyse ki inşasını bozmaya vakit bulamadığımız çocuk düşlerimizle dünya nefes alıyor.

80’li yıllarda çocukluğunu yaşamış biri olarak hayatı tanımlamaya çalışmak, tamamen bizim düş gücümüze bırakılan bir eylemdi. Soru sormaya başladığımız andan itibaren yetişkinlerin kısa, ayrıntısız, öteleyici yanıtlarını anlamlandırmaya çalışmayı ve genellikle ikna edici olmayan yanıtlar karşısında çaresiz susmayı, eksik kalan taraflarını kurgularımızla tamamlamayı öğrendik. Ya ayıptı, ya da günahtı aradığımız yanıtların tek geçilen ifadesi.

Ayıpla günahı merak eder olduk sonra.

Ayıp neydi, günah neydi…? Neden ayıp, neden günahtı…?

Tabii bunlar da çokça yanıtsız kalan sorularımız olurdu.

Onlar farkında değildi belki ama bizim kuşağın yaratıcı olmasında ki en büyük neden aslında bizi hep merakta bırakmalarıydı.
 
‘Toz  pembe hayal’ dedikleri şeyin manasını anladığımız anda, pembesi çoktan bizi tozuna bulayıp uçup gitmişti.
 
Yaşamda yol aldıkça, edindiğimiz deneyimlerin, kurguladığımız dünyadan çok farklı olduğu bilincine ulaşmak için de önce algılayabilmek gerekiyordu. Bunun için de algılama süremiz, yaşımız kadar geriye giderek zihnimizde kurduğumuz düzeneği bozup, sindirebildiklerimizle yeniden inşa etme evresinden sonra, sindiremediklerimizle çarçabuk gerçek zamana yetişme hızımızla doğru orantılıydı.

Biz sindirebildiklerimizi geçmiş zamana silkindikçe, sindiremediklerimizi hep yanımızda getiriyorduk. Bu süreç her defasında giderek uzuyor, hızla geçip giden zamana yenik düşmemek için kimisini çaresizce yarı zamanda terk edip, yeniden yapılandıramadan öylece askıya almak durumunda kalıyorduk. Biz yoruldukça silkinip yarı yolda bıraktıklarımızın içine sindiremediklerimiz de dahil oldu.
 
O yüzden yaş aldıkça daha geç algılar olduk. O yüzden giderek çoğalıyor anlamlandıramadıklarımız, sindiremediklerimiz....

Biz dünyaya şaşı bakan çocuklardık ve hep öyle kaldık.
 
Sırtımızda ki yükün ağırlığını hissettiğimiz anda 'biçilmiş kaftan' deyiminin asıl manasını idrak etmiş olduk.

İşte bizim için yaşamın ilmek ilmek işlediği biçilmiş kaftanı da böyle sırtlanır olduk.

Ve bu yüzden emanet gibi duran kaftanıyla kimi görseniz bilin ki bizim kuşağımızın yolcusudur.
 
Bizi yaşama bağlayan, bitmek tükenmek bilmeyen enerjimizin kaynağı da merakımızdı. 

Sürekli cepten yemeye devam ettikçe sonunda kaynağı da tükettik. Yaşadığımız hayal kırıklıkları  bize çok pahalıya mal oldu.
 
Şimdi birer yetişkin olduk ve yaşam ağacımızı  kurutmadan, tek bir dalının bile rüzgara karşı eğilip bükülmesinin önüne geçmek için direnmeyi öğrendik.

Kıymetini bildiğimiz küçük mutluluklarımız can suyu oldu toprağına, dengeyi bozmamak için her renginden umudu çul çaput yaparak astık dallarımıza.

Çapulculuğumuz nereden geliyor diyecek olursanız işte tam da bundan. Ve sonunda adımıza yakışır bir imza atılmıştı kaftanımıza.
 
İyi ki çocukluğumuzda inşa ettiğimiz dünyayı bozamayacak kadar hızlı akıp geçiyor zaman.  Varsın sindiremeyelim, varsın şaşırmaya devam edelim.

Sindirdiklerimizin kanıksadıklarımıza dönüşmesi çok daha kötü bir dünyayı var ediyor, Maazallah…

Kavgalarımızla, aşklarımızla, yenilgilerimizle, sabrımızla, çul çaput gibi biriktirdiğimiz umutlarımızla, neyse ki inşasını bozmaya vakit bulamadığımız çocuk düşlerimizle, dünyayı pis nefesleriyle kirletenlere inat, en çok ihtiyacı olan temiz havayı vermek için solumaya devam ediyoruz.

***



DİPNOT: Oysa ki bu yazıya bir kuşak çatışması örneği vermek için başlamıştım.Şimdi bakıyorum da çatışan bir kuşağın direnen öyküsü çıkmış çıka çıka…:)

Bundan sonraki yazım da yeni nesile emanet bırakacaklarımızla ilgili olarak 'Bildiklerinizi öğütmeden, çocuğunuzdan sindirmesini beklemeyin' olacak.

Ve her yazımın sonunda tek geçtiğim dipnotsa ' Bırakın merak etsinler' olacak.



SEVGİLERİMLE....


 
 

Yorum Yazın