12.11.2016 16:15 | Son Güncelleme: 12.11.2016 16:15

73 Bin Öğretim Üyesinin İradesi Yok Sayıldı!

Rektör seçme ve seçilenler arasından bir kişinin Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanmasına yönelik yöntem 29 Ekimde çıkarılan 676 Sayılı KHK ile öğretim üyeleri devre dışı bırakılarak değişikliğe uğratıldı.
Rektör seçme ve seçilenler arasından bir kişinin Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanmasına yönelik yöntem 29 Ekimde çıkarılan 676 Sayılı KHK ile öğretim üyeleri devre dışı bırakılarak değişikliğe uğratıldı.



Üniversitelerde yıllardır uygulanan rektör seçme ve seçilenler arasından bir kişinin Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanmasına yönelik yöntem 29 Ekimde çıkarılan 676 Sayılı KHK ile öğretim üyeleri devre dışı bırakılarak değişikliğe uğratıldı. Bu düzenlemenin ardından rektör belirleme yetkisi tamamıyla Yüksek Öğretim Yönetim Kuruluna ve Cumhurbaşkanına devredildi. Cumhurbaşkanı Sarayda yaptığı rektörler toplantısında bunun işaretini vermiş hemen arkasından çıkarılan KHK ile de gereği yapılmıştı. Üzerinde tartışma ve değerlendirme bile yapılmadan gerçekleştirilen düzenleme OHAL iradesine dayandırıldı.

Aslında 15 Temmuzdan bu yana Türkiye’nin yeni Anayasasının OHAL Kanunları olduğunu bu düzenlemenin ardından daha net söyleyebiliriz. Böylece 12 Eylül Darbesi ile üniversitelerde açılan parantez, başka bir darbe girişimi gerekçe yapılarak kapatılmış oldu. Eski yöntemin anti demokratik olduğu, darbe dönemi koşulları anlayışı ile hazırlandığı, üniversitelerde hiyerarşi ve kast sistemi yarattığı çok eleştirildi ve tartışıldı. Yapılan eleştirilerin bir bölümünü ise üniversitede oluşan sıralamaya uyulmaması ve son aşama da atama yetkisinin Cumhurbaşkanında olmasıydı.

‘Son aşaması YÖK’e ve Cumhurbaşkanına bağlanan eski yöntemin, üniversitelerdeki aday belirleme seçimlerinin hiçbir işlevinin olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak bu eleştiriler çok yerinde olmakla birlikte hiç seçim olmaması daha ağır sonuçlar doğuracaktır. Yine de rektör aday belirleme seçimlerinin olması bir denetim işlevinde bulunuyordu. Birinci sıradakinin atanmaması bile farklı görüşte kişiler olduğunu sürekli hatırlatıyor ki, bu bile akademik özgürlükler için, hiç seçim olmamasından daha anlamlı bir etki yaratıyordu. Kaynak Adnan GÜMÜŞ’

Getirilen OHAL KHK yönteminde ise, Yüksek Öğretim Yönetim Kurulunun 21 üyesi üç yılını tamamlamış başvuru yapan profesörler arasından üç kişiyi seçerek Cumhurbaşkanına gönderecek, Cumhurbaşkanı bu üç kişi arasından bir kişiyi rektör olarak atayacak. Nitekim bu düzenlemeye bağlı olarak YÖK şartları taşıyanların başvuru yapmalarını ilan etti. Başvuranlar yalnızca başvuru yapanların görev yaptığı üniversiteler için değil, başka üniversiteler içinde değerlendirilecek ve önerilecek. Böylece 73 bin akademisyenin iradesi 21 Yüksek Öğretim Yönetim Kurulu üyesine devredilmiş oldu. Bu atama sisteminin yeni tür siyasi bağımlılık ilişkileri geliştireceği bir gerçek. Yeni yöntemin eskinin de gerisinde olduğunu şimdiden ifade edebiliriz.

Şu an görev süreleri dolmasına rağmen 20 rektör görevini vekâleten sürdürmektedir.20 Üniversitenin üçünde rektör seçimleri yapılmış ancak atama süreci tamamlanmamıştır. Bu üniversitelerin arasında adaylardan birinin seçime katılan akademisyenlerin oylarının %86’sının oyunu alan Boğaziçi Üniversitesi de bulunmaktadır.17 Üniversite de ise herhangi bir seçim yapılmamıştır. Cumhurbaşkanı göreve geldiği günden bu yana, bir üniversiteye kadın rektör ataması dahil Milli Savunma Üniversitesi ile birlikte 61 üniversiteye rektör ataması yapıldı. İlk planda bu 20 üniversiteye rektör atama işleminin yeni düzenlemeye göre yapılacağını söyleyebiliriz.

Mevcut Üniversitelerin Sorunları

Üniversitelerde ki rektör seçimlerini salt seçim ya da atama yöntemi üzerinden tartışmak eksik bir tartışma olacaktır. Tartışmayı mevcut üniversitelerin yapısının nasıl olduğu, sorunları ve nasıl olması gerektiği üzerinden yürütmek gerekmektedir.

Siyasetin gölgesinin üniversitenin her aşamasında kendini hissettirdiği, üniversitelerdeki her türlü muhalif sesin susturulup bastırıldığı, hiyerarşik ve eşitsiz ilişkilerin geliştirildiği, işini kaybetme kaygısının korku kültürünü yaygınlaştırıp akademisyenlerin büyük bölümünde kişilik erozyonu yarattığı bir üniversite iklimini yaşıyoruz. ‘Kampüs tipi üniversiteler birer “kasaba belediyesine” benzerken, nicelik olarak büyüyen üniversitelerin idari yapısı daha çok “bürokratik” bir işlev yürüten mekanizmaya bürünmüş durumda. Kaynak, Adnan GÜMÜŞ’

‘Üniversiteler iş gücü piyasasını besleyen, salt diploma ve unvan dağıtan birer kuruma dönüştü. Üniversitenin düşünce geleneği dağıtılmış, üniversiteye bilim kurumu işlevi yükleyen eleştirel aklın yerine faydacı akıl, araçsal düşünce ve bu yöndeki eylem biçimleri yerleşmiştir. Üniversitenin temel işlevlerinden olan sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda bilimsel temelli bilgiler üreterek bunu toplumla paylaşma görevi zayıflatılmıştır.

Araştırma geliştirme çalışmaları kamu yararını öncelemek yerine, sermayenin yararını ve çıkarını önceleyen gözeten bir yaklaşım ile yürütülmektedir. KAYNAK EĞİTİM SEN’

Akademik personelin üniversitelerdeki çalışma koşulları idari personel koşullarına koşut olarak hazırlanmakta, uymayan ya da bu duruma itiraz edenlere yıldırma politikaları uygulanmaktadır. Akademik personelin kariyer yapma kuralları ile idari personelin görevde yükselme kuralları yandaş-karşıt olma, inanç, etnik ve siyasi kimlik akrabalığı ayrımcılığı üzerinden sürdürülmektedir.

Nasıl Bir Üniversite?
Üniversitelerin nasıl olması gerektiğine dair talebimizi Eğitim Sen’in Yüksek Öğretim Bürosu tarafından hazırlanan bültende yer alan talepler ile bağlamak ve özetlemek istiyorum.
Bülten’den,
-‘Öğrencisinden çalışanına kurumun içerisinde yer alanların iktidarla kurdukları ilişki açısından ‘özgürlüğü’,
-Öğrenenin ’den, ’Öğreten ’ine kadar, herkesin bilginin üretiminin ortak özneleri olmak bakımından ‘eşitliği’,
-Bir üretken güç olarak bilgiyi ve bilgi üretmeyi denetlemeyi değil, onu üreten güçlerin geliştirilmesini ve çeşitlenmesini temel alan,
-Özgürlüğü kendisini oluşturanlar için isteyen’ bir üniversite ve rektör istiyoruz.
Böyle bir üniversitenin rektörünün seçimi, tüm üniversite bileşenlerinin doğrudan katılımını esas alan seçim yöntemi ile adaylar arasında en yüksek oyu alanın herhangi bir atamaya gerek kalmaksızın göreve başlayacağı yöntemle yapılmalıdır.
Sonuç olarak, Geçmişten bu yana savunageldiğimiz yukarıda sıralanmış ilke ve kriterlerin, özerk demokratik üniversite, özgür bilimin olmazsa olmaz koşulu olduğunu bugün dünden daha yüksek sesle dile getirmemiz gerekmektedir. Alaaddin dinçer/eğitimci/12.11.2016

Kaynak, OHAL ve Rektörlük Prof Adnan Gümüş.
Eğitim Sen Yüksek Öğretim Bürosu Bülteni.

Bu Haberi Hemen Paylaş!
Facebook Twitter Linkedin
Paylaş Tweetle LinkedIn

Yorum Yazın

Anketler

YGS sonuçları beklediğiniz gibi oldu mu?
Editör Mail