06.07.2018 15:42 | Son Güncelleme: 06.07.2018 15:42

FARKLI BİR EĞİTİM YAKLAŞIM MODELİ: ATÖLYE OKULLAR

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde yapılan Uluslararası PISA testi sonuçlarına göre, 2017 yılında da Türkiye'deki öğrenciler bilim, matematik ve okumada OECD ortalamasının altında kaldı.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde yapılan Uluslararası PISA testi sonuçlarına göre, 2017 yılında da Türkiye'deki öğrenciler bilim, matematik ve okumada OECD ortalamasının altında kaldı.

Uluslararası eğitim değerlendirme testi , 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35'ini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) ülkeleri oluşturuyor. Türkiye 2017 yılında 72 ülke arasında 50.sırada yer alırken, 2015 yılındaki testte ise 54. Sırada yer almıştı. 

Öğrencilerimizin başarı durumlarının neden bu kadar kötü olduğunu ve bu başarı durumunun yükseltilmesinin mümkün olup olamayacağı konusunu düşününce mesleki tecrübelerime ve gözlemlerime dayanarak şu tespitlere vardığımı söyleyebilirim. İlk olarak öğrencileri eğitim-öğretim sürecine dâhil ederken genelleştirilmiş tek tip modele dayalı bir eğitim çerçevesi ile bunu yapıyoruz ki bunun, öğrencilerin bireysel gelişim ve potansiyellerini keşfedebilmeleri açısından doğru olmadığı kanaatindeyim. 

Konuya biraz daha açıklık getirmek gerekirse ortaokullarda ağırlıklı olarak genel kültür, genel yetenek dersleri yanında müzik, görsel sanatlar, teknoloji tasarım, bilişim teknolojileri ve beden eğitimi yetenek dersleri de verilmektedir. Türkçe matematik, fen ve sosyal bilgiler dersleri üç ile altı saat arasında programda yer alırken yetenek dersleri bir ile iki saat arasında programda yer bulabiliyor. Kısacası yetenek derslerine diğer derslere oranla programda çok az yer veriliyor. 

Bireysel yetenekler çok küçük yaşlardan itibaren çocuklarda filizlenmeye başlamaktadır ki küçük yaşlardan itibaren bu beceri ve yetenekler güçlü bir şekilde desteklenmezse tıpkı yeni filizlenen tohum gibi gelişimini tamamlayamadan yok olmaya ve çürümeye mahkûm kalır. Yani yetenek derslerinden birinde baskın bir şekilde başarılı olan çocuğun ortaokuldan itibaren ciddi bir şekilde yeteneği çerçevesinde düzenlemiş bir eğitim programına alınması gerekir. Zira baskın olan yeteneğini haftalık 35 saatlik bir programda bir ile iki saatlik derslerle geliştirip açığa çıkarması ne derece mümkündür sormak isterim. Haftada bir ile iki saat arasında mutlu olacak iken geri kalan belki de 32 saatlik derslerde başarısızlık ve mutsuzluk duyacaktır.

Bu durumda çoklu zekâ kuramı, eğitim müfredatı içerisinde bu gibi kişilerin potansiyelini açığa çıkarmıyor mu? 

Çoklu zekâ kuramı¹ öğrencinin baskın zekâ türünün keşfedebilmesini ve bazı öğrencilerin konuyu daha iyi kavramasını sağlayabilir. Ancak çocuğun zayıf olduğu zekâ türündeki derslerde yaşadığı başarısızlık sonrası öğrencide ortaya çıkacak olumsuz etkileri bertaraf edememektedir. Öğrencinin aldığı bu yara baskın olduğu zekâ türünde de beklenen başarıyı göstermesine engel olmaktadır. Çoklu zekâ kuramının başarısız bir kuram olduğu söylemiyorum. Şüphesiz ki eğitim-öğretimde pozitif yönde katkılar sunmaktadır. Ancak bahsi geçen yetenek öğrencilerinin eğitim çerçevesini kişiye göre yeniden yapılandırmıyor. Şöyle ki standardı herkes için aynı olarak belirlenmiş bir eğitim çerçevesini tüm öğrencilere uygulamak belli bir hastalığı tedavi etmek için herkese aynı tedavi ve ilaç yöntemini kullanmaya benzer ki her bir birey biyolojik ve psikolojik özellikleri bakımından birbirinden farklıdır. Nasıl ki her birey tedavi ve ilaçlara aynı tepkiyi vermiyorsa genelleştirilmiş bir eğitim çerçevesini tüm öğrencilere uygulamak bence hatalı bir yaklaşım olacaktır. Mevcut eğitim çerçevesinde çoklu zekâ kuramına göre dersin işleyişi sekiz zekâ türüne göre şekillendirilerek öğrencilere aktarılmasını öngörüyor ki bunun sınıfta zekâ türü birbirinden farklılık gösteren öğrenciler için uygulanması hem çok zor hem de yüzeysel olacaktır.

Öğrencilerin tamamını tüm zekâ türlerinde birbirine yakın gören genelleştirilmiş okul eğitiminin sonucunda öğrenciler, benimsemedikleri ve başarısızlıkla sonuçlanan bu deneyimleri sonrasında derslere ve okula karşı negatif bir tutum içerisine girecektir. Bu sürecin sonunda başarısızlığın vermiş olduğu olumsuz ruh hali yön değiştirerek bazen saldırganlığa, zararlı alışkanlıklara bazen de güvensiz bir kişiliğin gelişmesine kapı aralayacaktır. Öğrenci bu sürecin içinde aktif bir birey olmaktan çıkıp pasif bireyler haline gelecektir. Okuldaki bu başarısızlık haliyle aile içi iletişimde de bir takım çatışmalara yol açacak birey ve ebeveyn arasındaki sağlıklı, güvene dayanan iletişim yerini çocuğun okul başarısına odaklı şartlı sevgi ve güvensizliğe dayalı iletişim biçimine bırakacaktır.

Bu noktadan konuya eğilince mevcut programın tüm öğrencileri kuşatan bir eğitim-öğretim çerçevesi sağladığı kanaatinde değilim. Çünkü öyle olsaydı merkezi sınavlarda ve uluslararası değerlendirme testlerinde öğrencilerin başarıları ortalamaların altında seyrediyor olmazdı. 

Tüm bu sözünü ettiğim hususları göz önüne alarak bu çocukları nasıl kazanabiliriz diye düşününce atölye okullar projesi şekillenmeye başladı. 

Atölye okul, öğrencilerin baskın olan bireysel yeteneklerini geliştirebildikleri ve bu yeteneklerini üretirken geliştiren,  yaparak-yaşayarak öğrenme süreci ile potansiyellerini olabildiğince açığa çıkarabildikleri, bireysel olduğu kadar kurumsal anlamda da ekonomik bir kazancın sağlandığı, kendi kendini finanse eden, okul türüne göre kurulan kulüpler ile iller arası lig ve yarışmalarla rekabetçi bir ortamda potansiyel yeteneklerini ülkenin daha güçlü olabilmesi adına yüksek motivasyon ile geliştiren çerçeve programa sahip okul türüdür.

Atölye okullar ile üretim ve keşif odaklı bir eğitim programını kastediyorum. Buradaki üretim aslında meslek liselerine benzemekle birlikte kendine özgü bir yapıya sahip bir okul modeli denilebilir. Meslek tercihi ve becerisi liseden çok daha önce başlayan bir süreç olmaktadır. Bu bakımdan mesleki gelişim ortaokullardan başlamalıdır diye düşünüyorum.

Bildiğiniz üzere her öğrenci akademik bilgiyi almaya meyilli değil, pedagojik olarak da öğrencinin her dersten başarılı olmasını beklemek hata olacaktır.  Bu noktadan hareketle öğrencilerin baskın oldukları zekâ türüne göre eğitimlerini tamamlayacakları fırsatlar oluşturulmasından yanayım. Zira çocuklar ilgilerini çeken alanlarda başarı hissini tattıkça ilerlemek ve daha iyisini yapmak konusunda  motive olacaktır. Aksi takdirde benimsemediği alanlarda sürekli başarısızlık hissini yaşaması onun başarılı olduğu alanlarda da motivasyonunu düşürecektir. Atölye okul ile çocuklara okullarda ilgi alanlarına göre hazırlanmış ders programları ile eğitim öğretim faaliyeti yapılmasının uygun olabileceğini düşünüyorum. 

Çocukların ilgi, yetenek ve başarılarına göre yetenek dersleri ile fen ve sosyal bilimlere dayalı derslerin ağırlıklı olduğu ortaokul türleri oluşturulabilir. Böylelikle her bir öğrenci sahip olduğu yetenek ve ilgi alanında başarı hissini tatmış olacaktır. Öğrenciyi kazanmaya odaklı bu sürecin içerisinde her bir öğrenciye değerli olduğu hissini tattırarak eğitim sistemin içine almak gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde başarı kazamadığı ve sonuç da alınamadığı halde bu derslerin çocuklara okutulması ekonomik olduğu kadar zaman açısından da kaynakların boşa tüketilmesinde öte bir faaliyet olmayacaktır. Nasıl ki her meyve kendi ikliminde sağlıklı bir şekilde gelişimini gösterip verimli oluyorsa öğrenciler de öyle değerlendirilmelidir. Muz ve fındık ülkemizin her bölgesinde gelişme ve yaşama olanağına sahip değildir. Ülke genelinde bu ürünleri yetiştiremeyeceğimiz gibi her öğrenciyi de aynı programla verimli olabilecek şekilde kazanamayacağımız kanaatindeyim.

Örneğin müziksel zekâsı gelişmiş ve bu yönde ilgili olan öğrencilere ortaokuldan itibaren müzik dersleri ağırlıklı bir program uygulamalı ve diğer derslerden de basitleştirilmiş ve sosyal hayatında ihtiyacını duyabileceği işlevsel bilgi ve beceri eğitimi verilmelidir. Sözgelimi altı saat matematik yerine iki saat olabilir ya da beş saat Türkçe dersi yerine iki saat Türkçe dersi verilebilir. İlkokulda genelleştirilmiş bir öğretim programı uygulanabilirken ortaokullarda ise zekâ türlerine, ilgi, yetenek ve mesleki eğilimlerine göre çocukların programlara yerleştirilmesi daha uygun olur. Bu tercih de sınıf öğretmeni, aile ve çocuğun ortak kararına göre yapılabilir. Daha sonraki aşamada fen liseleri gibi müzikle ilgili güzel sanatlar liselerine geçişi sağlanmalıdır. Beden eğitimi derslerine meyilli çocuklar için oluşturulacak spor ortaokullarında çeşitli spor dalları ile de ülke genelinde okul takımları ligi kurularak resmi müsabakalar yapılabilir. 

Bu projede her ders için Benzer şeyleri söylemek mümkündür. Bilgisayar ve bilişim teknolojilerine hâkim olan çocuklar için bilişim teknolojileri dersleri ağırlıklı mühendisliğe çekirdekten yetişen bireyler eğitilebilir. Atölye okullarında spor, resim, müzik, bilişim teknolojileri ile ilgili takımlar, gruplar ve kulüpler kurulabilir, Türkiye genelinde bu kulüp ve takımlar spor dallarındaki ligler gibi yarışabilir ve yetenek üretebilir.

Yazılım, teknoloji, bilim ve mühendislik kulüpleri ile yine ülke genelindeki okullar arasında yarışmalar yapılarak rekabet ortamında gelişmeleri sağlanabilir. Resim, tiyatro, sinema ile ilgili olarak da benzer projeler hayata geçirilebilir. Öte yandan fen ve sosyal bilimler ağırlıklı eğitim programlarında da yetenekli olan öğrenciler bu alanlarda kendilerini geliştirecek, bilgi üretecek şekilde aynı koşullarda arge birimleri kurulabilir. Bu bağlamda geleceğin yazarları, bilim adamları, sanatçı ve sporcuları yetişebilir. Bu sistemle öğrenciler için anlam ifade etmeyecek gereksiz bilgi yükleme işinden vazgeçilecek ve her bir öğrenci sistemin içindeki başarısı ile değerli olduğu hissini yaşarken sorumluluk bilincinin farkında ülkenin üretimine katkı sunacak ve ülkenin ekonomik kaynakları da en doğru şekilde değerlendirilmiş olunacaktır.

Aslında bu proje imam hatip ortaokulları ve bilim sanat merkezleriyle bir şekilde hayat buluyor. İmam hatip ortaokulları gibi bilişim teknolojileri ortaokulu, güzel sanatlar ortaokulu, spor ortaokulu, fen bilimleri ortaokulu, sosyal bilimler ortaokulu gibi çoklu zekâ kuramına göre çerçeve programı hazırlanmış ortaokullar açılabilir. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara tüketim kültürü yerine üretim kültürü kazandırılarak pasif bireyler yerine aktif birey olma fırsatı verilebilir.

Tarım toplumunda yürümeye başlayan çocuklar bile en azından kümes hayvanlarına yem vererek üretim sürecinde aktif bireyler iken modern toplumda ne yazık ki daha gelişmiş ilerlemiş bir toplum modeli olarak görülmesine rağmen çocukların çok ileri yaşlara kadar bile pasif tüketici olduklarını görüyoruz. Üniversitede okurken hatta bir işe yerleşene dek pasif tüketici bireyler oluyoruz. Bu süreç bireylerin daha geç olgunlaşmasına ve aile kurmasına neden olmaktadır. Öte yandan ülkede üretim kültürünün gelişmesinin önünde de büyük bir engel teşkil etmektedir. 

Kalkınacak ve ilerleyecek bir ülke olmak istiyorsak bu süreci doğru değerlendirmeli ve ona göre kendi ülkemizin şartlarına uygun özgün bir eğitim modeli geliştirmeliyiz. Bakınız iki dünya savaşında yerle bir olan Almanya’nın her iki savaşın sonrasında da yirmi yıllık bir sürecin sonunda hızlı bir kalkınma sürecine girmesi ve günümüzde sanayisi en gelişmiş ülkeler arasında ve Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip ülkesi olması tesadüf müdür. Öyle ki sanayisini kurmakta İtalya ile geç kalmış ve sömürge yarışına sonradan girmiş iki ağır mağlubiyet ile ekonomik ve insan sayısı açısından çökmüş ve dışarıdan işçi göçü almış bir ülkeden bahsediyoruz.

 

Bu projenin ülkemizdeki ortalama başarı düzeyi düşük olan öğrencileri kazanmak, tüm öğrencilerimizin başarı düzeylerini ülke ve dünya ortalamasının üstüne çıkarmak, ülkemizin en önemli kaynağı olan genç nüfusun mutlu bir çocukluk ve aile ortamında büyümesini sağlamak, topluma kendini gerçekleştirmiş olgunlukta bireyleri kazandırmak ve son olarak üretilen bilgi beceri, yetenek ve teknoloji ile bireye olduğu kadar okullara da ekonomik anlamda katkı sağlayarak kendi kedine yeten öğrenci, okul ve ülke olması yönünde katkı sağlayacağını ümit ediyorum. Bu yazı belki fiili olarak gerçekleşmeyecek ancak bu konuda beyin fırtınası yapmak noktasında da sizlere ve ülkemize bir katkı sağlayacaksa bu bile beni ülkemizin geleceği adına ziyedesiyle memnun edecektir.


VEDAT DEMİR

Bu Haberi Hemen Paylaş!
Facebook Twitter Linkedin
Paylaş Tweetle LinkedIn
En Çok Arananlar: OECD, atölye okullar, PISA testi

Yorum Yazın

Diğer Haber Başlıkları

Anketler

LGS sonucunuzdan memnun musunuz?


Editör Mail