07.02.2018 15:37 | Son Güncelleme: 07.02.2018 15:37

Okul Seçiminde, Sınav Başarısı mı Daha Önemli, Yoksa Kazandırdığı Değerler mi?

İkinci yarıyılla birlikte sınav yarışı tekrar hızlandı. Peki önemli olan okulların sınav başarısı mı yoksa kazandırdığı evrensel değerler mi? Örneğin sosyal donanımının, arkadaş ilişkilerinin, ilgi ve yeteneğinin, doğa ve insan sevgisinin hiç mi önemi yok
E-Posta: aguclu@milliyet.com.tr / editor@egitimajansi.com
İkinci yarıyılla birlikte sınav yarışı tekrar hızlandı. Peki önemli olan okulların sınav başarısı mı yoksa kazandırdığı evrensel değerler mi? Örneğin sosyal donanımının, arkadaş ilişkilerinin, ilgi ve yeteneğinin, doğa ve insan sevgisinin hiç mi önemi yok

Şu sıralar öylesine çok mutsuz veli ve öğrenciyle karşılaşıyoruz ki hiç sormayın.
Çocuklarının, eğitim ve sınav dayatmaları yüzünden, gözlerinin önünde mum gibi erimelerine kahroluyorlar…
İyi bir okul arayışı ne zaman gündeme gelir?
Okula başlarken mi yoksa lise veya üniversiteye hazırlanırken mi?
Hiçbiri de değil.
Gelinen nokta bunun çok daha ötesinde.
Anne karnındaki bebeği için okul peşinde koşanlara alışmıştık.
2,3 yaşındaki çocuklar için geç kaldınız diyenleri de çok gördük.
Bu devirde, ne evlenilir ne de çocuk yapılır diyenler, her zaman vardı.
Ama çocuk yapmaya karar vermek için önce doğru okulu bulmamız gerekir diye kapı kapı dolaşanları ve bu konudaki detayları, enine boyuna araştıranları ilk kez gördük:
“Sorduk, soruşturduk, ne doğru düzgün bir kreş ve anaokulu ne de ilköğretimden liseye devam edeceği bir okulu bulabildik. Bu durumda çocuk yapmanın ne anlamı var...” diyorlar.
Haksızlar mı?
Kesinlikle haklılar ama bunun yolu çocuktan ya da eğitimden vazgeçmek olmamalıdır!

Şaka gibi ama gerçek

Anne, babalar için en değerli varlığın, çocuklar olduğu konusunda hiç kimsenin şüphesi yok.
Çocuk deyince de hemen gelecekleri söz konusu oluyor.
İşte bu yüzden, okul ve eğitim konusunda çok daha fazla titizleniyorlar.
Okul arayışına başladıklarında ise içinden çıkılmaz bir tablo ile karşılaşıyorlar.
8 yıllık kesintisiz temel eğitim öncesinde seçenekler belliydi.
Hemen herkes, ilkokulu, 5 yıllık devlet okullarında okutuyor ve sonrasında da ortaokul ve liseyi içine alan anadolu liseleri ya da kolejlere gönderiyordu.
Böylece çocuk hem devlet okulunda okuyarak ayakları yere basar hale geliyor hem de Türk ve yabancı kolejlerde farklı bir geleceğe yelken açabiliyordu.
Durum böyle olunca da, devlet ilkokulları iyice parlarken, özel ilköğretim okulları neredeyse hiç gelişmedi.
Ne zaman ki, 8 yıllık kesintisiz eğitim başladı ve kolejlerin orta kısımları kapandı, işte o zaman iyi ilköğretim okulu arayışı hızlandı.
Çünkü, iyi devlet okulları erozyona uğrarken, yeni kurulan özel ilköğretim okulları da bir türlü istenen düzeye ulaşamadı ya da öyle algılandı...

4+4+4’le gelen panik

Yeni eğitim sistemi velilerin özellikle de genç evlilerin kafasını iyice karıştırdı.
Çocuklarını özel okula mı göndersinler yoksa devlet okuluna mı?
İlk 4’te nereye, ikinci ve üçüncü 4’te nereye yönlendirsinler?
Daha da önemlisi, çok iyi diye bildikleri okulların ilk iki 4’ü yoksa bu süreci nasıl değerlendirecekler?
Ondan da önemlisi okul öncesi eğitimi nerede ve nasıl alacaklar?
Başlangıçta işin ekonomik boyutu fazla düşünülmüyor.
Parası olanlar için bu zaten söz konusu değil.
Ama emeğiyle geçinenler için maaşları ne kadar yüksek olursa olsun, karşılarına öyle bir fatura çıkıyor ki, işte o zaman, bir ömür boyu çalışsak bile bu kadar para kazanamayız deyip, çocuk yapıp, yapmamayı bir kez daha sorgulama noktasına geliyorlar.
Yani en iyi eğitimi veremeyeceksek niye çocuk yapalım diyorlar!..

Doğru olan hangisi?

Peki böylesi bir ortamda, en doğru seçenek hangisi?
İyi bir okul bulamayız endişesi ile çocuk yapma konusunda tereddüt yaşamanın, en yanlış seçenek olduğunu peşinen söylemeliyiz.
Bugüne kadar her çocuk kendisini en iyi şekilde yetiştirecek okulları nasıl bulduysa, bundan sonrakiler de bulacaktır.
Tamam, her şey düne göre çok daha zor.
Okulların kalitesi düne göre çok daha sorgulanır hale geldi.
Üstelik çok da pahalılar.
Hepsi de doğru.
Ancak madalyonun öteki yüzünde de olumlu, çok önemli gelişmeler var.
Yeni okullar açıldı, çocuğa bakış açısı değişti, eğitim programları renklendi, burslar arttı.
En zor olan ise doğruyu bulmak.
Bunun için de doğru bilgilenme ve doğru bir yol haritası gerekiyor.
Eğer bu gerçekleşmezse, yani çocuğunun eğitim hayatı istenildiği gibi gerçekleşmezse, ne onun huzuru oluyor ne de ailenin.
Zaten bu kadar tedirgin olmanın altında yatan gerginlik de o yüzden...

Nasıl bir eğitim?

Velilerin istedikleri aslında çok da abartılı değil.
Çocukları ezberci eğitimin yarış atları olmasın görüşündeler ve bu da onların en doğal hakkı.
Onlar da tıpkı Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi, çocukların sınavlardan ve dershanelerden uzak tutulmasını istiyorlar.
Akademik başarının yanında her yönüyle sosyal, ayağı yere basan, hayattan zevk alan çocuklar, gençler, yetişkinler olsun diyorlar ki, buna da alkış tutmak gerekir.
Peki yeni getirilen 4+4+4 sistemi bunu sağlar mı?
Şu ana kadar sağlamadığı kesin. Sonrasında ne olur onu da zaman gösterecek!..
Genel kanı, yetmeyeceği konusunda.
Daha iyi okul arayışları da zaten bu yüzden.
Evine en yakın okulda bunları bulabileceğine inansa, ne diye en uzaktaki okulları düşünsün, ne diye bütün kazancını ve geleceğini ipotek altına alsınlar.
Ama o da çözüm değil.
Her şey gibi eğitimden beklentiler de değişti. Çıta giderek yükseliyor. Ama arz talep arasında makas giderek açılıyor. Yaşanan sıkıtılar da zaten bu yüzden...
Eğitim sorununu çözmeden, diğer sorunlara çözüm aramak ise boşa zaman kaybetmenin ötesinde hiçbir işe yaramıyor.
Çocuklarımız ve ülkemizin geleceği için, eğitime daha çok kafa yormak zorundayız…
Bu Haberi Hemen Paylaş!
Facebook Twitter Linkedin
Paylaş Tweetle LinkedIn

Yorum Yazın

Anketler

Sizce partilerin seçim vaatlerinde eğitim yeterince yer alıyor mu?


Editör Mail