13.11.2017 17:31 | Son Güncelleme: 13.11.2017 17:31

ÖYP'li akademisyenler Meclis gündeminde!

CHP'li Dr. Hüseyin Çamak, Milli Eğitim Bakanı Yılmaz'a ÖYP'li araştırma görevlilerini sordu.
CHP'li Dr. Hüseyin Çamak, Milli Eğitim Bakanı Yılmaz'a ÖYP'li araştırma görevlilerini sordu.

 CHP Mersin Milletvekili​ Dr. Hüseyin Çamak, KHK ile 13 bin 170 araştırma görevlisinin, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 33. maddesinin (a) fıkrasına göre (daimi kadro ile) çalışmaları öngörülürken, Kararnamenin 49. maddesi ile ÖYP’lilerin statüleri değiştirilerek, 2547 sayılı Kanunun 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendine (doktora eğitimi bitene kadar sözleşmeli sonrası belirsiz olan bir statüye) dahil edilmelerini verdiği soru önergesiyle meclis gündemine taşıdı.



TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA


 


 

Aşağıdaki sorularımın Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim.

 

Hüseyin ÇAMAK

Mersin Milletvekili

1 Eylül 2016 tarihinde yürürlüğe giren ve olağanüstü hal kapsamında bazı tedbirler için düzenlemeler yapılması konulu 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 49. maddesine kadar; yükseköğretim kapsamında yer alan Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) ile akademik çalışmalar yapan yaklaşık 13 bin 170 araştırma görevlisinin, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 33. maddesinin (a) fıkrasına göre (daimi kadro ile) çalışmaları öngörülürken, Kararnamenin 49. maddesi ile ÖYP’lilerin statüleri değiştirilerek, 2547 sayılı Kanunun 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendine (doktora eğitimi bitene kadar sözleşmeli sonrası belirsiz olan bir statüye) dahil edildikleri görülmektedir.

KHK 674 – 49 öncesinde, 33A kadrosu ile doktora eğitimi bittikten sonra kriterler sağlandığı taktirde yardımcı doçent olunabiliyorken (iş güvencesi ve özlük hakları daha iyi bir durumdayken), 674-49 sayılı KHK ile 50D denen geçici kadroya geçirilen ÖYP’liler artık doktora eğitimi boyunca (yılda bir kez birer yıllık yapılmak üzere) sözleşme yapılır hale gelmiştir. Böylece ÖYP’liler doktora eğitimleri bittikten sonra iş güvencesi olmayan belirsiz bir sürece sürüklenmiştir. Yine hükümet tarafından çıkarılan kanun gereği başından itibaren ALES, yabancı dil ve okul başarı ortalaması ile sıralamaya girilerek, hak edilerek ilgili üniversitelere zorunlu çalışma karşılığında 300.000 TL ve üzerindeki meblağlarda imzalanan senet karşılığı çalışmaya başlayan ÖYP’li akademisyenlerin iş güvenceleri ortadan kaldırıldığı için doktoralı işsiz olmaya aday duruma gelmişlerdir.

1 Eylül 2016 tarihinde yürürlüğe giren KHK 674 – 49 öncesinde geleceğin bilim insanları olarak görülen 13 bin 170 ÖYP’li genç araştırma görevlisinin, suçlu suçsuz ayrımı yapılmadan doktoralı işsiz adayı olarak, geleceklerinin bir belirsizliğe sürüklendiği, kadrolarının güvencesiz hale getirilerek fırsat eşitsizliği yaratıldığı görülmektedir. Bir nevi ÖYP’li araştırma görevlilerinin hiçbir etki olmaksızın kendi haklarıyla ve yüksek puanlarıyla kazandıkları kadroları ve statüleri, iş güvenceleri ve özlük hakları ile birlikte ellerinden alınmış, başarıları ve emekleri maalesef cezalandırılmıştır.

ÖYP kadroları 3 farklı puanın ortalamasıyla oluşan ÖYP puanının (Akademik lisansüstü sınavın, dil sınavının ve okul başarı ortalamasının) dikkate alındığı bir kadrodur, amaç iyi üniversitelerde eğitim almış akademisyenler yetiştirmektir. YÖK’ün mülakatsız, ÖYP puanı ile (KPSS gibi) merkezi atama yaptığı tek kadro tipidir. Dolayısı ile direk puan ile atama yapılmaktadır, mülakat yoktur yani haliyle adam kayırmacılığın doğrudan önüne geçen herkese akademisyen olma fırsatı yaratan adil bir alım sistemidir. Hiçbir artı katkıya gerek olmadan emekler ve puanlar karşılığında direkt olarak atanılmış bu kadrolar şu an tüm özlük haklarıyla birlikte sindirilmesi ve kabulü imkânsız biçimlerde genç insanların ellerinden alınmıştır. Üstelik ÖYP sistemi lav edilmiş, akademik eğitim amaçlarından tamamen uzaklaşılmış ve kazanılmış haklar ile eğitim süreçleri dikkate alınmamıştır. Yapılan düzenleme ile ÖYP’lilerin iş güvenceleri ellerinden alındığı gibi, senet ile özellikle küçük illerde çoğu zaman açtığı kadrolara yetişmiş öğretim elemanı bulamayan üniversitelerin akademisyen ihtiyaçlarını güvence altına alan uygulamalar ve ÖYP USUL VE ESASLARI denen koşullarına her iki tarafın da uymak zorunluluğu olan bir yasal prosedür iken tüm bu kural ve kaideler, şu an tek taraflı bir anlaşma olma durumu haline getirilmiştir.

Aslında burada anayasal bir hak olarak kazanılmış net bir hakkın hiçbir neden gösterilmeden alınması söz konusudur. KHK ile yapılan bu düzenlemenin malum FETÖ Terör Örgütü soruşturmaları ile yakında uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır. Yani pek çok zorunluluk tek taraflı olarak sadece ilgili üniversite rektörlerinin isteğine bırakılmış ÖYP’li 13 bin 170 genç akademisyenin emekleri doğrultusunda YÖK’ten aldıkları kadrolar ve kazanılmış hakların akıbeti, rektörlerin ve dekanların inisiyatifine bırakılmıştır.

KHK ile alınan bu kararla beraber neredeyse 13 bin 170 kişinin tamamının FETÖ Terör Örgütüne mensup gibi gösterilerek yaratılan bu algı yanılsamasının yarattığı çok ciddi kısa ve uzun vadeli zararları bulunmaktadır. Öncelikle kendi devletinin açmış olduğu kadroya yerleşerek doğrudan devletin “senetli” güvencesine inanan 13 bin 170 kişinin güveni sarsılmıştır. Bu süre zarfında bizlere ulaşan bilgilere göre ÖYP’liler arasında büyük oranlarda kronik depresyon süreçlerine giren, mide kanaması geçiren, yoğun stres sonucu anne karnında iken bebeğini kaybeden çok fazla örnek olduğu gibi yıllarca çalışıp ülkesine ve milletine hizmet etmek için akademisyen olma ideali ile yanıp tutuşan binlerce genç beynin tüm hevesi kırılmıştır.

Akademide yapılan ihraçların kadrolara göre dağılımı incelendiğinde 13.170 ÖYP’liden sadece 159’unun yani %1,25’nin ihraç edildiği görülmektedir. İhraç edilen Toplam 3850 akademisyenden 772 araştırma görevlisi olup bunların içinden sadece 159 ÖYP’linin ihraç edilmesi ÖYP’liler üzerindeki “FETÖ’cü” algısını yıkmakla kalmayıp kamuda tüm meslek grupları içerisindeki en az ihraç oranının ÖYP’lilerde olduğunu göstermektedir. Hal böyleyken aylardır 13 bin 170 genç insanın hayatları, akademik çalışmaları ve gelecekleri belirsizlik içinde devam etmekte ve ciddi sorunlar yaratmaktadır.

13 bin 170 ÖYP’ linin 159 kişinin suçlu bulunarak ihraç edildiği, yani % 98.75 inin (13 bin 11 kişinin) suçsuz olduğu görülmektedir. Güvenlik soruşturmasından geçirilmiş ve FETÖ ile bağlantısı bulunmadığı netleşmiş 13bin 11 ÖYP’li araştırma görevlilerinin özlük haklarının ve kadro iadelerinin halen neden iade edilmediği merak konusudur. Ülkemizde, YÖK başkanı Sayın Saraç’ın belirttiği gibi binlerce doktoralı insan açığı varken, devletin büyük fedakârlıklarla ve bütçelerle yetiştirmeye çalıştığı ÖYP’li araştırma görevlileri üniversitelerden tasfiye edilmektedir.

Merkezi sistemle 3 farklı notun ortalaması alınarak görevlerine girmiş ÖYP’li araştırma görevlilerinin sistemden tasfiyesi, Türkiye üniversitelerine, ülkemizin akademik geleceğine ve 2023 hedeflerine ulaşmada ülkemize büyük zararlar verecektir. ÖYP’liler çözüme, kazanılmış hakların iadesine inançlarını yitirmekte, gelecek kaygısından kaynaklı işlerini ve akademik çalışmalarını gerçekleştirirken motivasyonlarını yitirmektedirler.

Güvenlik soruşturmasından geçirilmiş ve suçsuz bulunan 13 bin 11 ÖYP’li genç akademisyen, 1 Eylül 2016 öncesinde gelecekleriyle ilgili planlar yapabiliyor, makaleleriyle, araştırmalarıyla, tezleriyle, dersleriyle ilgilenebiliyor, insanca yaşayabilmek adına planlar yapabiliyorken şimdilerde ise aileleriyle ve çocuklarıyla birlikte koca bir belirsizlik, güvencesizlik ve umutsuzluk yaşamak durumunda kalmışlardır. Yüksek lisans ve doktora eğitimleri yarıda mı kalacak, kadrolarının bulunduğu üniversiteler ÖYP’lileri ne zaman çağıracak, asıl kadrolarının bulunduğu küçük ya da yeni açılan üniversiteler, ÖYP’lileri 50D güvencesiz sözleşmeli kadroya geçirildikleri için işlerine son verecek mi, doktora sonrası üniversiteler çalıştırmaya devam edecekler mi, tüm inisiyatifin insaflarına bırakıldığı rektörler bu konuda adil davranacak mı, ne zaman işlerine son verilecek ya da verilmeyecek gibi çok yıpratıcı belirsizlikler yaşamaktadırlar. Üstelik tüm bunları, aileleriyle, çocuklarıyla ve öğrencileriyle birlikte yaşamaktadırlar. 1 Eylül 2016'dan beri, suçu bulunmayan 13 bin 11 insan çok farklı mağduriyetlerle farklı hikâyelere konu olmuştur.

Bu gençler, suçlu, suçsuz ayrımı yapılmadığı için alakasız ve dayanaksız biçimlerde FETÖ’cü vatan hainleri ile aynı torbaya atılarak FETÖ’cü damgası yemiş, bunun yanında ise özlük haklarını, kadrolarını, geleceklerini ve iş güvencelerini yitirmişlerdir. Ceza sorumluluğu şahsi iken 159 FETÖ Terör haini yüzünden 13 bin 170 kişilik bir meslek grubunun tamamı aynı kefeye konulmuş, geleceğin nitelikli ve kalifiye bilim insanları topyekûn mağdur edilmiştir. FETÖ ile mücadeledeki en önemli noktalardan biri suyun bulandırılmaması, at izi ile it izinin karıştırılmaması iken bu durum aleni bir biçimde aylardır mağdur yaratmaya devam etmiştir.

Sonuç olarak bugün gelinen noktada; 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 49. Maddesinde ÖYP (Öğretim Elemanı Yetiştirme Programı) kapsamında 33A olarak belirlenen kadro garantili statüleri 50D’ye düşürülmesiyle binlerce ÖYP’li akademisyen ciddi anlamda bir hak kaybına uğramışlardır. Bu durumun telafisi için Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı 82444403-299/2840 sıra sayısı ile YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Hasan Mandal’ın imzasıyla devlet üniversiteleri rektörlüklerine dağıtılan genelgede ÖYP’lilerin hak kaybının önüne geçilmesinin tüm inisiyatifi yine sadece rektörlüklerin insafına bırakılmıştır. Buna göre ÖYP’li akademisyenler 2017’nin yılsonuna kadar kadroları olan üniversitelerle anlaşıp 33A kadrosuna Buna istinaden bazı üniversiteler bu soruna bir çözüm bulup, daha önce kadroları kendilerinde bulunan ÖYP’lileri 33A kadrosuna alacaklarını ilan ederken, bazıları da bu inisiyatiflerini ÖYP’lilerin aleyhinde kullanıp ciddi sayıda akademisyenlere ihtiyaçları olmasına rağmen 50D statülerinin değişmeyeceğini ve dolayısıyla yükseköğretim eğitimleri sonrasında işsiz kalacaklarını duyurmuştur. Büyük bir eşitsizliğe neden olan bu durumdan ötürü halen binlerce akademisyen mağdur durumdadır. Üniversitelerin farklı yaklaşımlarıyla şu an ÖYP’lilerin durumunda halen bir netlik söz konusu değildir. Rektörlerin kapının önüne koymakta çekinmediği üniversitelerin yoğunluğuna bakılacak olursa, bu sorun halen ciddi anlamda güncelliğini korumaktadır. Bu durumun önüne geçilmesi için acilen bir uygulama birliğine gidilmesine gerekmektedir.


 

Bu kapsamda;

1- Herhangi bir suçu bulunmayan 13 bin civarındaki ÖYP’li genç bilim insanı için, gerek psikolojik bir bunalıma itilmeleri, gerek statü açısından yaratılan bu büyük haksızlığın ve damgalayıcı algının iadeyi itibar yapılarak düzeltilmesi için herhangi bir çalışmanız ya da planınız var mıdır?

2- 33A’dan bir gecede 50D kadrolarına geçirilmeleri ile beraber ÖYP’lilerin mezuniyet sonrası ilişiğini kesme kararı alan bazı üniversitelerin yarattığı mağduriyetlerin önüne geçebilmek için ÖYP’lilere dair verilen kararlarda tüm üniversiteleri kapsayan bir uygulama birliğine gitmeyi düşünüyor musunuz?

 
Bu Haberi Hemen Paylaş!
Facebook Twitter Linkedin
Paylaş Tweetle LinkedIn

Yorum Yazın

Anketler

Türkiye'de çocuklar mutlu mu?


Editör Mail