31.07.2013 13:42 | Son Güncelleme: 31.07.2013 13:42

TÜİK'in 2023 Nüfus Senaryoları ve Eğitim

2023 Yılı Cumhuriyetin kuruluşunun 100.yılı olması nedeniyle bütün kurumlar hedeflerini, planlarlını ve yatırımlarını bu yıla göre yapmaktadır. Eğitim politikalarının oluşturulmasında da bu tarih öne çıkmaktadır.
2023 Yılı Cumhuriyetin kuruluşunun 100.yılı olması nedeniyle bütün kurumlar hedeflerini, planlarlını ve yatırımlarını bu yıla göre yapmaktadır. Eğitim politikalarının oluşturulmasında da bu tarih öne çıkmaktadır.

 

 

 



2023 Yılı Cumhuriyetin kuruluşunun 100.yılı olması nedeniyle bütün kurumlar hedeflerini, planlarlını ve yatırımlarını bu yıla göre yapmaktadır. Eğitim politikalarının oluşturulmasında da bu tarih öne çıkmaktadır.2012-13 Eğitim öğretim yılı bu sürecin önemli aşamalarının başlangıç yılını oluşturmuştur.2023-24 Eğitim yılının sonunda 2012-13 Eğitim yılında ilkokul 1.sınıfa başlayacak çocuklar 12 yıllık kademeli eğitim sisteminin ilk mezunları olacaklar. Aynı zamanda 2012-13 eğitim yılı, eğitim sisteminde geçilen yeni okullaşma modeli, bu modele uygun geliştirilen program içerikleri ve dersler, gelecek kuşakların nasıl yetiştirilmesi gerektiğinin temellerinin de atıldığı bir başlangıç olmuştur.

TÜİK Verilerine göre 2023 Yılında Türkiye’nin nüfusu 84,3 milyon olacaktır.2023’te özel eğitim, okulöncesi(36-66 ay) ilkokul(5,5-9 yaş), ortaokul (10-13 yaş) ve lisede(13-14 okullaşması gereken nüfus sayısı ise toplam 22 milyonu bulacaktır. Önümüzdeki 10 yıl eğitimde tüm yaş düzeylerinde okullaşma oranlarının yüzde yüz olmasını hedefleyen bir planlama ve bu planlamaya uygun var olan ihtiyaçlara ilave olarak yeni ihtiyaçların eklendiği, aynı zamanda bu ihtiyaçların karşılandığı bir süreç olacaktır.  

Bu ihtiyaçların başında; derslik, öğretmen ve fiziki alt yapının yeterli düzeylerde sağlanması gelmektedir.21.yy bilgi toplumu içinde hızla ilerlerken, bilişim teknolojisi alanında yaşanan gelişmelere paralel yenilenen ve güncellenen teknolojinin okullara taşınması ve çocukların hizmetine sunulacak olması belirlenen temel ihtiyaçların önemli bir ayağını oluşturacaktır. Değişim ve gelişmelerle eş zamanlı müfredatların tüm okul düzeylerinde yenilenmesi ve güncellenmesi bu dönemin dönüştürülmesi gereken diğer konu başlıklarından olacakta..

21.Yüzyıl Türkiye’sinin ilk 50 yılına damgasını vuracak kuşakların yetişeceği bu eğitim sisteminde yeni ancak, karşıt ve farklı düşünce akımlarından hangisinin egemen olacağı önümüzdeki on yılların en ayırt edici tartışma konusudur. Her ne kadar yetişecek kuşaklara ilişkin Sayın Başbakanın belirlediği “dindar nesil yetiştirme” ön planda olsa da faklı doktrinlerin yetişecek yeni kuşakları kendi dünya görüşlerinin etkisi altına alması da beklenmelidir. Kuşkusuz Dünya’da ve Türkiye’de; ekonomik, siyasal ve sosyal alanda yaşanacak alt üst oluşlar bu ideolojik yönelimlere ve sürece etki edecek faktörler plarak görülmelidir.

Mevcut eğitim sistemi her tarafı delik deşik olmuş, cilası aşınmış ve eskimiş bir tekneye benzemekteydi. Deliklerin yama tutmaması nedeniyle bu tekne sürekli su almakta, teknenin tayfaları ise bugüne kadar suyu boşaltmak ve tekneye yama yapıp yüzdürmeye çalışarak günlerini geçirdiler. Yeni sistemle teknenin, yenilenerek mi yoksa yenilenmiş gibi yapılıp eskimiş yamalarla yamanarak mı yüzdürüleceğini önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Birileri “bu tayfalar eskinin maske takmış yeni yüzleri. Dolaysıyla değişen bir şey olmayacak. Umutlanmaya gerek yok” dese de yine de “yeni, değişim ve reform” olarak sunulan sistemin ilk birkaç yıllık uygulanma süreçlerini ve sonuçlarını görüp karar vermenin daha doğru olacağını düşünüyorum.

TÜİK Verilerine göre bugün nüfusun %75’i şehirlerde,%25’i ise köylerde yaşamaktadır. 2023 yılında nüfusun %90’ı(75,8 milyon) şehirlerde, %10’u (8,4 milyon) belde ve köylerde yaşayacaktır. Bu hesaplamalara bakarak 2023 yılında öğrenci nüfusunun %90’nın şehirlerde,%10’nun belde ve köylerde okuyacağını söyleyebiliriz. Okul ve öğretmen talebi, başta İstanbul ve diğer 9 büyük kent olmak üzere, göç alan ve nüfus artış oranları Türkiye ortalamasının üzerinde olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bulunan 10 kentte yoğunlaşacaktır.  

 

 

***

 

 

 



Bu anlamda 444’lük yasa sonrası köylerde kapanan ilkokulları yeniden açmak orta ve uzun vadede hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Köylerde yeniden açılımı sağlanacak olan ancak yeterli sayıda dersliği ve öğrencisi bulunmayan ilkokullara başta rehber öğretmen olmak üzere, İngilizce ve din dersi öğretmeni nasıl görevlendirilecektir? Sorusuna yanıt bulmadan köylerde ilkokulları açmak yeni haksızlıklara kapı aralamak anlamına gelmektedir. Bu anlamda köylerde ilkokulları yeniden açma fikri eskiye özlem duymanın ötesinde bir anlam taşımamaktadır.

Nüfus artış oranlarında bir azalma olmakla birlikte günümüzde 16 milyonu örgün,1,4 milyonu açık olmak üzere toplamda eğitim sistemi içerisinde 17,4 milyon olan öğrenci bulunmaktadır. Bu öğrenci sayısı toplam nüfusun %24’üne karşılık gelmektedir.Bu oranlara bakarak 2023 yılında okullaşması gereken çağ nüfusunun 22 milyonu bulması muhtemeldir. Şu an kentlerde bulunan okulların %63’ünde, belde ve köylerde bulunan okulların %26’sında ikili eğitim yapılmaktadır.10 bin 400 yüz okulda ise birleştirilmiş sınıflı okullarda eğitim sürdürülmektedir.

Kademeli eğitim sitemi ile birlikte köylerde ilkokulların tekrar açılmasıyla birlikte bu sayının yeniden artma olasılığı çok yüksektir. 2103 MEB İstatistiklerine göre ortaöğretime devam eden öğrencilerin %50,1’mesleki teknik ortaöğretime,%49,9’u genel ortaöğretime devam etmektedir.2013-14 Yılından başlayarak ortaöğretim sisteminde yaşanan dönüşümlerle birlikte mesleki ortaöğretimdeki okullaşma oranlarında oldukça belirgin artışlar olma olasılığı yüksektir. Liselerin paylaşımında böyle bir öngörü ortaya konmuştur.

 

 

 

 

 



*Özel eğitime gereksinim duyan çocuk sayının yaklaşık 1 milyon olduğu düşünülmektedir.Bir dersliğe 8 öğrenci yerleşebilecek gibi hesaplanmıştır.
**Derslik açığının büyümesinde 66 ay ve üzeri çocukların ve bu çocukların okuduğu dersliklerin ilkokula kaydırılmasının etkisi bulunmaktadır.


OECD ve AB üyesi ülkeler dersliklerde bulunması gereken öğrenci standart sayılarını ortalama 24 olarak belirlemiştir. Ve bu ülkelerin hiç birinde bizde olduğu gibi ikili
eğitim yapılması söz konusu değildir. Buna göre 24 öğrencili sınıflar bütün düzeylerde tekli eğitim için 254.500 yeni derslik yapmak gerekmektedir. Bu rakamlara bakarak, önümüzdeki 10 yılda 25 derslikli, ortalama 600-700 öğrenci kapasiteli 12 bin okul binasına gereksinim duyulacağını söyleyebiliriz.

Tam teşekküllü ve gün zamanlı ve 25 derslikli ideal bir ilkokulda; dersliklerin 20 tanesi ilkokullar için 5’er şube,2 derslik okulöncesi,2 derslikte özel eğitim sınıfları için,1 derslik ise rehberlik ve diğer etkinlikler için kullanılmak üzere planlanmalıdır. 25 derslikli bir ortaokulda 20 derslik ortaokulun şubeleri için,5 derslik ise seçmeli derslerin okutulabileceği gibi planlanmalıdır.Aynı standartları liseler içinde öngörmek gerekmektedir.Yukarıda ifade edilen standartları yakalayabilmek için her yıl ortalama 20-25 bin yeni derslik yapmak gerekecektir. Elbette bu derslik ihtiyacını 10 yıla yaymadan daha erken kapatabilmekte mümkündür.

 


***

 

 

 


2001-2002 eğitim yılında ilköğretim 1.sınıfta eğitime başlayan 1,3 milyon öğrenciden 700 bin tanesi 2013’te liseyi bitirebilmiştir Diğer bir ifadeyle her 100 öğrenciden 44 tanesi liseyi bitirmeden örgün eğitimin dışına çıkmıştır. Son 5 yılda mezun sayıları artmaktadır.2012 yılında 700 bin öğrenci liselerden mezun olmuştur. Mezunların 650 bin tanesi üniversite giriş sınavlarına başvurmaktadır.2013,2014 ve 2015 yıllarında liselerden mezun olacak öğrenci sayısı yukarıda belirtilen sayıyı aşan sayılara ulaşacaktır. Ancak kademeli ve kesintisiz eğitim ilk lise mezunlarını 2016 yılında verecek ve bu öğrenci sayısı yaklaşık 1 milyonu bulacaktır.

2016 yılından itibaren ortalama her yıl 1 milyon öğrenci ortaöğretimi bitirip üniversiteye yöneldiğinde şu an üniversiteye yerleşemeyenlerle birlikte 2023 yılına gelindiğinde toplam 9 milyon öğrenci üniversite kapısına dayanmış olacaktır. Bu bağlamda bu yıldan başlayarak her yıl 1 milyonu aşan kontenjan yaratıldığında 2023 yılında üniversite kapılarındaki yığılmanın bitirilmesi olanaklıdır. Ancak 2013’te üniversitelerde 109 bin kontenjanın boş kaldığını düşündüğümüzde istenilen hedefin tutturulması pek olanaklı görünmemektedir.

Geçtiğimiz on yılda Şubat 2012’de yapılan atamalar dahil 296.600 öğretmen ataması yapıldı. Aynı süre zarfında 157.000 öğretmen emekli, istifa ve diğer nedenlere bağlı olarak Eğitim Bakanlığından ayrıldı. Bu sayılara bakarak reel olarak on yılda 139 bin 600 yüz öğretmen ataması yapıldığını söyleyebiliriz. Oysa on yılda çağ nüfusunda özellikle okulöncesi ve ortaöğretim olmak üzere tüm okullaşma oranlarında yaklaşık 2 milyon öğrenci artışı olmuştur. Çağ nüfuslarının artan okullaşma oranlarına ve bu oranlara bağlı olarak oluşan eğitim, okul, öğretmen talebine bakıldığında yapılan atamalar yetersiz kalmaktadır. Yeni sistemin öğretmen ihtiyacını daha da arttıracağını düşündüğümüzde Ağustos ayında yapılacak 40 bin kadrolu öğretmen ataması da mevcut açıkları kapatmaya, ihtiyaçları karşılamaya yetmeyecektir.

2023 Eğitim yılı başladığında 24 öğrencili derslikleri olan ve bütün okullarında tekli eğitim yapılan Türkiye’nin öğretmen sayısı 1,1 milyona olacaktır. Yapılan her yeni okul ve sisteme katılan her yeni öğrenci ilaveten ek öğretmen atanması anlamına gelmektedir. Tabi ki bu süre zarfında nüfus azalmasına uğrayan yerlerdeki öğretmen ihtiyacı da azalacaktır. Ancak nüfus artışı öngörülen yerleşim merkezlerindeki okulların öğretmen ihtiyacı artacaktır.

Oluşan farklılıkları dengelemek için öğretmen kaydırmaları yapılabilir. Bu noktada her il ihtiyaç duyduğu alanlardaki öğretmenleri merkezi sınavı kazanmanlar arasından istihdam edebilme serbestîsine sahip olabilmelidir. Yerellerde eğitim ve bilim konseyleri kurulmalıdır. Konseylerde; eğitimin, okulların ihtiyaçları ile öğretmenlerin yetiştirilmesi ve istihdam planlaması yapılmalıdır. Aynı yöntem doğrudan katılımlı demokratik seçimi eksen alan bir düzlemde yöneticilerin belirlenmesinde de uygulanmalıdır. Bakanlık merkezli yürütülen pek çok çalışma yerellere devredilmelidir. Yerelin görev, yetki ve sorumlulukları güçlendirilmelidir.

Okul ve üniversite bütçeleri, bu bütçelerin hangi kaynaklardan karşılanacağı sorunsalı önümüzdeki yıllarda eğitim ve bilim alanının önemli tartışma başlıkları arasında yer alacaktır. Türkiye OECD ve AB üyesi ülkeler arasında gayri safi milli hâsılasından ve öğrenci başına yapılan harcamalar bakımından alt sıralarda yer almaktadır. Yukarıda sıralanan ihtiyaçların karşılan
ması, yatırımların yapılabilmesi, standartların yakalanabilmesi ve sorunların çözülebilmesi için eğitim ve üniversite bütçesi ile gayri safi milli hâsıladan bu alanlara ayırdığı payın en az iki katına çıkarılması gerekmektedir.

 

***

 

 



Yukarıda sıralanan tespitler bağlamında 2023 yılına kadar;

-Türkiye’nin okulları içinde maksimum 24 öğrencinin okuyacağı şekilde yeniden planlanmalıdır. Okullaşması gereken bütün yaş gruplarının yüzde yüz okullaşması hedeflenmelidir. Eğitim şekli tüm okullarda tekli eğitim olmalıdır. Birleştirilmiş sınıflarda eğitim yapma uygulamasına son verilmelidir.
-25 öğrencili derslikler için 254 bin 500 yüz yeni derslik,12 bin yeni okul yapılmalı,350 bin yeni öğretmen atanmalıdır. Derslik ihtiyacını karşılamak için her yıl 20-25 bin derslik yapmak, öğretmen ihtiyacını karşılamak için her yıl 30-35 bin öğretmen atamak gerekmektedir.
-Üniversite öğrenci sayısındaki artışa paralel yeterli sayıda idari ve akademik personel istidam edilmelidir. Genel bütçeden eğitim ve üniversitelere ayrılan bütçe ile her iki alana gayri safi milli hâsıladan ayrılan pay en az iki katına çıkarılmalıdır.
-Yerel yönetimler başta olmak üzere yerel eğitim ve bilim kurumlarının, bu alanda örgütlenmiş demokratik örgütlenmelerin sürece katılımı, yetki ve sorumlulukları arttırılmalıdır. Yerellerde; eğitim ve bilim konularında karar verebilen eğitim ve bilim konseyleri kurulmalıdır. Yıllık iş takvimi ve müfredat yerellerin özerkliği ve öncelikleri gözetilerek düzenlenmelidir.  Merkez uhdesinde toplanmış birçok yetki ve görevler (öğretmen alımları dâhil) yerele devredilmelidir.
-Orta vadede sınavlar kaldırılmalı, öğrencilerin ilgi, yetenek, istek ve tercihlerine göre yönelecekleri program türleri geliştirilmelidir.
-Bir köy ya da beldeye ilkokul açılabilmesi için öğrenci sayısı en az 200 olmalıdır.

Özetleyecek olursak,2023 yılı ve sonrasına taşınacak eğitim ve bilim alanının temel tartışma konusu felsefi düzlemde yürütülecek gibi görünmektedir. Bu düzlem, geçmiş dönem eğitim ve bilim felsefesinin esasını oluşturan tek tip, ırkçı, asimilasyoncu, ezbere, tekrara, elemeye, eğitimi, bilimi, bilgiyi metalaştırmaya dayalı sistem bir takım ince ayar değişiklikleri ile devam mı edecektir. Yoksa eğitimin, bilimin, bilginin ve teknolojinin metalaştırılmadan ve farklı egemenlik alanlarına mahkûm edilmeden toplumsal yarar ve demokratikleşmenin gerçek anlamda bir yenileşme/reforma uğratıldığı bir düzleme mi evirilecektir hep birlikte yaşayacağız.


                              30.07.2013/ALAADDİN DİNÇER/EĞİTİMCİ
                                                                                                                                                                




























Bu Haberi Hemen Paylaş!
Facebook Twitter Linkedin
Paylaş Tweetle LinkedIn
En Çok Arananlar:

Yorum Yazın

Diğer Haber Başlıkları

Anketler

Sizce partilerin seçim vaatlerinde eğitim yeterince yer alıyor mu?


Editör Mail