adscode
adscode

Biat-2

Neandertallerden Sümerlere “O”nun hikâyesi…

byomerorhan@gmail.com

İnsanın evrimsel yolculuğunda ilerledikçe Neandertaller ya da Homo sapiensin yaşadıkları dönemlerde O’nun varlığını sürdürdüğü düşünülebilir. Günümüz paleoantropolojisinde en çok tartışılan konulardan biri, Neandertallerin çağdaş insanla olan ilişkisidir. Neandertaller 30.000 yıl önce soyu tükenen ayrı bir tür müydü? Yoksa Homo sapiensin bir alt türü müydü? Eğer soyu tükenmiş bir tür veya insan evriminde bir yan dal değilse, Neandertaller insan geni havuzuna katkıda bulunmuş mudur? Bu durumda söylenecek tek şey, bu türün torunlarının şu an yeryüzünde yaşıyor olduğudur.

Homo sapiensin çevreye fiziki ve özellikle kültürel olarak uyarlanma kapasitesi, daha öncekilerin çok daha üzerindeydi. Örneğin, Neandertal’in ateş kullanımı o zamanlar buzlar altında olan Avrupa’da yaygındı ve yaşamsal bir önem taşıyordu. Neandertaller küçük gruplar hâlinde veya tekil aile ortamında, açıkta ya da mağarada, bir dil aracılığıyla iletişim kurarak yaşadı. Kanıtlar, Neandertallerin ölülerini gömdüklerini ve bunun törensel bir alışkanlık olduğunu gösteriyor.

Fiziksel olarak oldukça zor olan şartları düşündüğümüzde Homo sapiens ya da Neandertallerin de elbette yaslanacakları bir güce ihtiyaç duymaları normal değil mi? Aranan gerçek güç “O”. Oysa bu kadar zeki bir canlı ki zeki olmanın tanımını kendi yapıyor ve ondan başka bunu onaylayan başka bir canlı türü de bilinmiyor, neden hep birilerine ihtiyaç hissetmiş?

Neden acaba?

Birlikte yaşama içgüdüsel bir dürtü olmalı. İnsan doğduğu andan itibaren uzun bir süre yalnız kalamaz. Mutlaka onu besleyecek birine ihtiyaç duyar. Tarihte sözü edilen insan yavrularını hayvanların yetiştirmesi efsanelerde yer alan hikâyelerden ibarettir. Bu anlamda hayal gücümüzü zorladığımızda bu tez hiç yeşermemiş bir fidandır. O hâlde evrimsel süreç içerisinde de sürekli birlikte olma, bir arada kalma ihtiyacı, bu hâle gelmemizin de nedeni olabilir. Hayır, bir arada olunca da rahat durmamış ki insanoğlu. Sürekli bir araştırma, merak ve gelişim göstermiş. Daha çok kalabalıklaşmış, toplaşmış ve mıknatıs gibi birbirini çekmiş. Aslına bakacak olursanız hem çekmiş hem de itmiş. İşine geldiği gibi yani.

İnsanlık tarihinin sosyolojik yapısını incelemeye başlamak için kayıtların bulunmadığı bir dönem olan ilk çağlardan başlayınca okuyucunun ürktüğünü biliyorum; ancak endişelenmeyin birkaç bin yıl ilerleyerek sizleri Mezopotamya’ya götüreceğim.

MÖ 3200-2000 yılları arasında Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler; ilk kez astronomi ile ilgilenen medeniyet olmuştur. Bununla birlikte birçok ilke imza atan Sümerler, mitoloji, dil, matematik ve tıp konularının dışında belki de uygarlığın en önemli ilkine de imza atmışlardır. Bu öyle bir ilktir ki bizi biz yapmıştır. Sihir gibi bir şey, yazı! İlk olarak kilden tabletlere yazmışlardır. İyi ki de yazmışlar, yazmışlar ki tarih kayıt altına alınmaya başlanmış ve çeşitli konularda iz bırakılmıştır.

Sümerlerde ilk yazılı belgeler Uruk adlı bir Sümer kentinde bulundu. Bunlar çoğu ekonomiyle ilgili ve yönetsel notların resim-yazıyla yazıldığı binlerce küçük kil tableti içerir. İçlerinde okuma ve alıştırma yapma amaçlı sözcük listeleri de bulunmaktadır. Bu da İÖ 3000’lerde bazı yazmanların öğretmen ve öğrenme üstüne düşünmüş olduklarını gösterir. İzleyen yüzyıllardaki ilerleme yavaştı. Ancak üçüncü bin yılın ortalarından itibaren, bütün Sümer’de yazı yazmanın resmen öğretildiği bazı okullar olmalıdır. Sümerli “Nuh”un memleketi olan kadim Şuruppak kentinde 1902-1903 yıllarında yapılan kazılarda İÖ 2500’lerden kalma çok sayıda ders kitabı çıkarıldı.

Bununla birlikte, Sümer okul sisteminin olgunlaşıp gelişmesi üçüncü binyılın ikinci yarısında oldu. Bu devre ait on binlerce kil tablet çıkarılmıştır ve daha yüz binlercesinin toprağın altında gelecek kazıları beklediğine kuşku yoktur. Tabletlerin büyük bölümü yönetsel niteliklidir; Sümer ekonomik yaşamının her aşamasını içerirler. O yıllarda bu mesleği yapan yazmanların sayısının binleri bulduğunu bu metinlerden öğreniyoruz.

Sümer okulu başlangıçta, “mesleki” diyebileceğimiz bir eğitim vermeyi amaçlıyordu yani ülkenin özellikle de tapınak ve sarayın ekonomik ve yönetsel gereksinimlerini karşılayacak yazmanlar yetiştirmek için kurulmuştu. Sümer okulları var olduğu sürece bu ana amaç olarak devam etti. Bununla birlikte, eğitimin yaygınlaşması ve gelişmesi sürecinde, özellikle de programın genişlemesiyle, okullar Sümer’de kültür ve bilim merkezleri hâline geldi. Okullarda, o zamanlarda tanrıbilim, bitkibilim, hayvanbilim, madenbilimi, coğrafya, matematik, dilbilgisi ve dilbilim eğitimi alan öğrencilerden bilim adamları, bilginler yetişti.

Dahası, günümüz bilim enstitülerinin tersine, Sümer okulları yaratıcı yazarlık diyebileceğimiz yapıtların da merkeziydi. Sümer okullarından mezun olanların çoğunun tapınak ve saray yazmanı oldukları doğruysa da, kendisini eğitim öğretime adayanlar da vardı. Sümer okulu zaman içinde dinden bağımsız bir kurum hâline geldi; eğitim programı da oldukça laik bir nitelik kazandı. Öyle görünüyor ki, öğretmenlerin maaşları öğrencilerden toplanan paralarla ödeniyordu.

Eğitim her zaman pahalıydı ve “tablet destekli eğitimi” ilk kez Sümerlerin kullandığını söylemek de yanlış olmaz sanırım. Artık “O”, tablet de kullanmaya başladı.

Devam edecek…

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)