adscode
adscode

BİAT-4

Süt banyosunun yararları…

byomerorhan@gmail.com

Medeniyetlerin beşiği olmuş Mezopotamya, tarihteki “enlerin” de doğduğu topraklardır. Bu enlerin başında, günümüzde bile hâlâ aydınlatılamayan birçok gizemi de içerisinde barındıran Mısır gelir.

Bulunduğu bölgenin coğrafi özellikleri olsun, yaşanan yılların olanakları olsun, izah edilemeyen sorularıyla büyük bir uygarlıktır Mısır Uygarlığı…

Günümüz teknolojik olanakları kullanılsa bile inşa edilmesi oldukça güç olan tapınaklar, heykeller ve piramitler o gün hangi şartlarda yapılmıştır? Her ne kadar Erich Von Daniken, “Tanrıların Arabaları” adlı kitabında piramitleri, tanımlanamayan ve uzaydan gelen kişilerin inşa ettiği yönünde bir tez geliştirmiş olsa da bunun kanıtlanmadığı da bir gerçektir.

Tüm bunların biatla ne ilgisi olduğunu düşünüyorsanız buyurun yakından bakın.

Sayılar yalan söylemez. Önce neyi konuştuğumuzu bir tanımlayalım:

Keops Piramit’inin yüksekliğinin bir milyarla çarpımının Güneş’le Dünya arasındaki uzaklığı vermesi rastlantı mıdır? (93 milyon mil)

Piramidin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmesi rastlantı mıdır?

Taban alanının, yüksekliğinin iki katına bölünmesinin Pi = 3,14159 sayısını vermesi rastlantı mıdır?

Piramitte dünya ağırlığını gösteren hesapların bulunması rastlantı mıdır?

Piramidin inşa edildiği kayalık alanın büyük bir özen ve doğrulukla düzeltilmiş olması rastlantı mıdır?

Firavun Khufu’nun Keops Piramit’ini yaptırmak için neden özellikle o kayalık taraçayı seçtiğini açıklamaya yarayacak bir tek ipucu bile yoktur. Kayada doğal bir yarık olduğu ve firavunun bundan yararlandığı düşünülebilir mi? Bir açıklama da firavunun piramidin gelişmesini yazlık sarayından izlemek için orayı seçtiğini ileri sürer.

Günümüzde, hiç bir mühendis, bütün kıtaların teknik kaynakları emrine verilse bile Keops Piramit’inin bir benzerini yapamaz.

Peki, kim yapar?

Elbette sadece “O”…

2.600.000 dev blok taş ocaklarından çıkarılmış, biçimlendirilmiş, taşınmış ve yapı alanında santimetrenin binde biri gibi bir yakınlıkla birleştirilmişti. Ve ta içerlerde, duvarlar rengârenk boyanmış, resimler çizilmiş ve süslenmişti.

Bu işler rica-minnetle olmaz. İşte “O”nun kudreti...

Birkaç yüz işçi, on iki ton ağırlığındaki taş blokları, kütükler üzerinde, iplerle çekip karın tokluğuna ya da kelle korkusuna taşımışlardı.

Sıkıysa taşımasınlar -dı!

Taşıdılar da.

Firavun diye biri vardı ki akıllara zarardı. Hatta o kadar zarardı ki bizim dilimize bile “firavun gibi adam” diye yerleşti.

O” Mısır’ın güneşiydi. “Onsuz” yaşam düşünülemezdi!

Çalışkan işçilerin, olağanüstü bir çabayla, günde on parçayı üst üste koyduklarını kabul edersek, piramitteki iki buçuk milyon taşın 250.000 gün yani 664 yılda yerine yerleştirildiği ortaya çıkar. Oysa piramidin 20-30 yılda tamamlandığı ileri sürülmektedir.

Bir muamma? Bu işi ya UFO’lar ya da Firavun’un kudreti ile insanüstü güçle zavallı halk yapmak zorunda kalmıştı.

Piramitlerin inşa edilişi gizemini korurken Mısır bu şekilde nasıl büyük bir uygarlık olmuş? Bu büyümede halkın gerçek rolü ne olmuş? Bunların tümünün detaylı bir şekilde incelenmesi elbette mümkün; ancak o dönemdeki merkezî yönetim ve yöneticilerin rolünü de unutmamak gerekir. Büyüme, devasa yapıların oluşturulması ile ölçüldüğünde durum böyle ancak halkın gelişimi, refahı ve demokrasi tarafından bakıldığında ise durum aynı değil.

Kısacası saraylar, tapınaklar, devasa heykeller, süt banyoları, altına bulanmış bedenler ve daha neler neler… Kimin için?.. “O”nun için. Gerisi teferruat…

Teferruat, halk!

Halk, her devirde olduğu gibi Mısır’da da parlak dönemler yaşandığında Nil Deltası’nın onlara sunduğu bereketle ancak karnını doyuracak bir yaşam içindedir. Sınıflandırılmış toplumsal yapı içerisinde halkın yeri de yaptığı işe göre sıralanmıştır. Ancak rahipler, Amon-Ra, Anubis veya Horus gibi onlarca Mısır tanrısının işaret ettiği buyruklarını insanlara duyurarak tapınaklarda, büyük bir güç ve ihtişam içinde yaşamışlardır. Çok tanrılı bir inanç sisteminin kabul edildiği bu toplumda tanrılarla halk arasında rahiplerin rolü çok büyük olmuştur. Tanrıların mesajlarını insanlara iletenler rahiplerdir. Tanrılar, böyle aracılara ihtiyaç duyduğuna göre toplumun bunu saygıyla karşılamaktan ve buna “boyun eğmekten” başka seçimi elbette olmamıştır. Ee tabii ki tanrıların böylesine güvenini kazanmış ve rol üstlenmiş rahiplerin, Mısır’da en üst tabakalarda yer almasından daha doğal ne olabilirdi?

Anlayacağınız o ki “O”nun zevküsefa içerisinde yaşamasının da bir bedeli vardı ve bu bedeli rahiplere ödeyerek, taş taşıyan, karın tokluğuna hizmet ederken de “O”nun tebaası olma şerefine nail olan zavallı bir halk tabakası yaratılmış oluyordu.

Nasıl olur demeyin, alan razı, veren razı olunca her şey oluyor.

Bakınız; tarih, olmuşlarla doludur ve insanoğlu tekerrür ettirmeyi sever.

Devam edecek…


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)