Ömer ORHAN

Ömer ORHAN Biyografi

Eğitimci

BİAT-5

15.02.2017 11:35 | Son Güncelleme: 15.02.2017 11:35

“O” hiçbir “işe” yaramayan her şeydi!

Sosyolojik açıdan incelediğimizde dinin büyük bir etki yarattığı ve yönetimlerin elinde tuttuğu ciddi bir güç olduğu anlaşılmaktadır. İnsan, söylemlerin tersine neredeyse hiçbir zaman, Yaradan’ıyla baş başa bırakılmamıştır.

Mısır’ın yönetimine talip olmuş ve tüm “zorluklarına” rağmen yıllarca bu görevi yürütmüş firavunların halkla nerelerde bütünleştiğine de yakından bakmak lazım. “O”nun gücünü perçinlemek için kullandığı dinî söylemlerin düzenleyicisi rahipler, bu bağlılıklarının karşılığını da fazlasıyla almışlardır.

O”, Firavun. Tanrıların oğlu ve mirasçısı! “O”, tek ve asal. Yaşam nefesinden, yiyeceklerden, krallık içinde barış ve düzenden sorumlu.

Barış ve düzen? “O”na hizmet ederken alt tabakalar kusur etmesin, çatışmasın, hizmet kalitesini düşürmesin diye sağlanan barış ve düzendi.

Ayrıcalıkları hem dinsel hem de maddeseldi. Ne var ki görüntüsü (imajı) yönetim becerisine, başarısına ve başarısızlıklarına bağlı olarak değişebilirdi. Genel olarak en büyük dinî lider, Krallık ilkelerinin doğal savunucusu, aynı zamanda da devlet adamı ve savaşçıydı. Kısacası “O” hiçbir “işe” yaramayan her şeydi!

O”nu yaratanlar ise hiyerogliflerde “O”na hizmet ederken tasvir edilmiş birer kabartmadan ibaret olarak tarihe geçti.

Hizmetkârların içinde yer alan memurlarla ilgili olarak bazı metinlerde memurluğun avantajlarından söz edildiğine rastlanmaktadır. “Kâtip ol! Vücudu bütün gücünü yitirmiş insanlar örneğindeki gibi mum misali yanıp bitme çünkü sende çalışacak kemik yok. Uzun ve zayıfsın. Bir yük taşır veya çekersen, çökersin.” Bu anlamda memuriyet günümüzdekinden çok farklı değildi. Halkın içerisinden gelen birisi de okuyarak ve kendini geliştirerek memur olabilirdi. Yani köleliğin bir “tık” yukarısı olan memurluk o dönemlerde de orta sınıfın hedefiydi.

Ne var ki hedefini tutturmuş olsa da hiçbir zaman bir memur, firavun olamadığı gibi rahip de olamamıştır.

Mısır’da köylülerle ilgili çelişkiler bulunmaktaydı. Köylüler bir yandan tüm cenazelerde saygıyla anılmışken (tam bir “yusuf yusuf” durumu), bir yandan da tarıma bağlı bu toplumun dışında bırakılmışlardı.

Bir kâtibin yazıtında şunlar yazıyor: “Ürünlerinin yarısını yılan götürmüş, diğer yarısını da su aygırı yemiş olan köylülerin vergi bildirimi sırasındaki durumlarını hatırlamıyor musun? Tarlalar, çekirge ve fare kaynıyor. Orada küçükbaş hayvanlar otluyor ve kırlangıçlar üreticileri açlığa mahkûm ediyor. Dövülmek üzere tarlada kalan tahıllar ise yok oluyor ve hırsızları çekiyor. Hiçbir değeri yok. İki öküz tahıl dövüp saban çekmekten öldü. Kâtip kıyıya tam bu anda çıktı. Ürün bildirimlerini kaydetmek istiyordu. Yanında eli sopalı kapıcılar ve palmiye damarı taşıyan Nübyeliler vardı. “Buğdayı ver!” diye bağırdılar. Fakat buğday yoktu ki. Onlar da köylüyü öldüresiye dövdüler. Köylü sonra bağlandı ve kuyuya atıldı. Başı aşağıda daldırıldı. Karısı gözlerinin önünde bağlandı. Komşuları onları terk ettiler, kaçtılar ve buğday gitti…”

Köylülerin kaderi ile ilgili olarak çizilen bu karamsar tabloda kâtibin kendisini böylesine acımasız bir görevli olarak göstermesi ilgi çekicidir.

Öldükten sonra da yaşamın devam ettiğine inanan ve bir tarım toplumu olan Mısır’da firavunların mezar duvarlarını köylü resimleri ile süslemeleri, onları yanlarında istemeleri bir vefa mı yoksa öldükten sonra da bu köylülerin kendilerine hizmet etmeye devam etmelerini istemeleri midir? Yukarıda ki yazıttan da anlaşılacağı gibi köylüler ile üst sınıf arasında mezar duvarlarına yansıyacak ölçüde hoş bir muhabbet olmadığı görülmektedir.

Mısır’da da alt tabakadan olmak zormuş. Bütün bir hayat hizmet ettikten sonra bir de öldükten sonra hizmete devam etmek! Anlaşılıyor ki köle, köylü ve memur olmak Mısır’da da fark etmiyormuş. Elbette bir de onlarca tanrı, firavun ve tanrıların emirlerini yerine getirdiğini iddia eden rahipleri de düşündüğünüzde boyun eğilecek kişi sayısı oldukça çokmuş.

Hayat hiç adil değil! Devasa büyüklükteki tapınakları, piramitleri, sarayları hayatı pahasına inşa edenlerin ne adı geçiyor ne de izinden söz ediliyor.

Varsa yoksa “O”…

Biat listemizde, Mısır ikinci sırada!

Devam edecek…

 

Etiketler: mısır, firavun, din

Yorum Yazın

Ömer ORHAN Diğer Yazıları

Kilit taşı? 12 Ocak 2018 - 15:58
Siz hâlâ kodlama öğrenmediniz mi? 08 Ocak 2018 - 11:29
Sınav olma sırası velilerde! 23 Aralık 2017 - 14:16
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ne getirir, ne götürür? 16 Ekim 2017 - 15:07
Eğitim sisteminin “günah keçisi” sınavlar! 19 Eylül 2017 - 12:25
Müfredatlar değişti. Evrim Teorisi sizlere ömür… 24 Temmuz 2017 - 17:39
Biat 12- Boyun eğ ve rahatla… Maya Uygarlığı 14 Temmuz 2017 - 17:02
On binlerce birinci ve ikinci… Peki, hangi okul? 16 Haziran 2017 - 17:06
Bu okula girmek için veliler sınav oluyor! 30 Mayıs 2017 - 14:33
1919 Mayıs’ın 19’u… 20 Mayıs 2017 - 09:52
Biat -11 15 Mayıs 2017 - 14:09
Eğitim modacıları 30 Nisan 2017 - 11:20
Biat-10 14 Nisan 2017 - 11:18
Biat-9 04 Nisan 2017 - 11:30
Sanal sanmayın. Korunun ve koruyun! 24 Mart 2017 - 13:34
Biat-8 09 Mart 2017 - 13:39
İşte “O”nun taktiği: Önce karıştır, sonra barıştır. 25 Şubat 2017 - 08:38
BİAT-6 18 Şubat 2017 - 15:56
BİAT-5 15 Şubat 2017 - 11:35
BİAT-4 09 Şubat 2017 - 10:33
BİAT-3 04 Şubat 2017 - 13:34
Biat-2 30 Ocak 2017 - 11:03
BİAT 23 Ocak 2017 - 12:13
Eğitim-Öğretimin Geleceği? 12 Ocak 2017 - 12:10
Yurt-içi beni, dışı seni yakar- durumları… 07 Aralık 2016 - 10:20
Grisiz bir öğretmen?.. 25 Kasım 2016 - 15:15
Osmanlı’dan günümüze yabancı dil öğrenimi… 31 Ekim 2016 - 11:37
Bu kadar okumak bana yeter… 26 Eylül 2016 - 10:25
Ah şu okullar… 01 Eylül 2016 - 14:05
Değersiz… 01 Ağustos 2016 - 11:11