adscode
adscode

BİAT-6

MÖ 2230/1 tertip. “O” artık askerdi...

byomerorhan@gmail.com

Su; bolluktur, berekettir, zenginliktir, uygarlıktır…

Dünya ayağa kalkmış, Mars’ta su ararken ve gelecekte ki çok uzak değil, savaşların su yüzünden çıkacağı öngörülürken biz elimizdeki suyu yok ediyoruz. Şaka gibi ama “O” nun bu konudaki fikri belli: Su içebildiği sürece sorun yok.

Neyse yazımızın devamında Mısır’a yakın bir bölgede suyun varlığıyla gelişmiş ve birçok uygarlığın ev sahipliğini yapan Mezopotamya’da “O”nu arayalım.

Yunancada “iki nehir arası” anlamına gelen Mezopotamya, çevredeki dağlardan gelen kar sularıyla beslenen Fırat Nehri ile can bulmuş topraklardır.

Suyun toprakta yarattığı etkiyi gören ve onu işleyen halk olmuştur. Mısır’ın tersine burada halkın varlığından ve az da olsa zenginliğinden söz etmek mümkündür. Kalıntılar bize bunu söylemektedir.

Mezopotamya’da birileri bu dünya için çalışırken, tanrılara hizmet eden insanlar da olmalıydı. Oldu da… Rahipler, orada da iş başındaydı. Demek ki MÖ 3000’li yıllarda en çok kazanç ve statü sağlayan meslek din adamlığıymış ve elbette herkese nasip olmamış.

Mısır Uygarlığı’ndan yabancı olmadığımız rahipler, Mezopotamya’da da toplum düzenini sağladılar. Bana göre en çok kendi “düzenlerini” sağlamıştırlar ya, neyse… Ancak asıl gelişim zanaatkârların ve sanatçıların yenilikleriyle olmuştur.

İlk icat nedir diye sorulduğunda ilk aklımıza gelen ateşin bulunmasıdır. Peki sonra? Tekerlek mi? Bu yanlış değildir; ancak tekerleğin bulunmasına neden olan bir icat daha vardır. “Çömlek çarkı.” Evet, yanlış okumadınız, çömlek çarkı. MÖ 3400 yıllarında daha pürüzsüz çömlek yapabilmek amacıyla icat edilmiştir. Bu icatları daha sonra yazının icadı izlemiştir ki daha önce Sümerler ile ilgili bölümde açıklanmıştır. İşte tüm bu gelişmelerin yaşandığı topraklar olan Mezopotamya’da dünyanın ilk kenti Uruk tarihteki yerini almıştır. Sınırlarını çevreleyen surları, kamu binaları ve o zamana göre devasa olan tapınakları ile gerçek bir şehir!

Elbette bu gelişim devam ederek MÖ 3000 yıllarında Uruk şehrinden daha büyük Nippur, Eridu, Kiş ve Ur şehirleri ortaya çıkmıştır. Büyüme katlanarak artmış böylece şehir devletleri kurulmaya başlamıştır.

Şehir olur da yöneticisi olmaz mı? Mutlaka olmalı ve bunlar seçimle belirlenmeli! Böyle olmasını çok isterdik ama maalesef öyle olmadı. Yöneticiler güçlü, kudretli, zengin ve nüfuzlu insanlar tarafından belirlendi. Anlayacağınız 5000 yılda fazla bir şey değişmedi. “O”, o zamanlarda da iş başındaydı.

Bu gelişmelerin yaşandığı Sümer kentleri Akkadlar tarafından yakından izleniyordu. MÖ 2370’te büyük bir lider dünyaya geldi. Sargon isimli bu Akkadlı, devlet yöneticiliğinde basamakları hızlıca çıkarak, sahip olduğu hırsla kral oldu.

Hırs, insanoğlunda bulunan ve sonu gelmeyen aşırı tutkudur. Hiçbir zaman hırs sözcüğü ile az, yeterli, tamam ve uygun sözcükleri bir arada kullanılmamıştır.

O”, zengin, güçlü ve mutlu bir toplum yaratmışken içini kasıp kavuran bu hırsla İran Körfezi ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek hükümdarlığının sınırlarını genişletti. Ancak unutulmamalı ki daha hırslı biri mutlaka çıkar! Böyle de oldu ve MÖ 2230 yılında İmparatorluk dağıldı. MÖ 2230/1 tertip…“O” artık askerdi.

Akkad kralları, vali namzetleri ile görüşerek ve anlaşmaya vardıktan sonra görev verirlermiş. Ne görüşüyorlarmış acaba? Anlaşma neymiş? Şu tarihi yazanlar bunların yanıtlarını da yazsalarmış ya…

Denetim mi? Elbette var. Koskoca “O” bunu da düşünmüş ve kurumları denetlemek için kraliyet ailesi üyelerine görev vermiş. Yani MÖ 2300 yıllarında da “işe göre adam değil adama göre iş” verilmiş.

O” maiyetindekilerle birlikte ülkeyi dolaşır, simgesel varlığı kentteki tapınaklara dikilen gerçek boyuttaki kraliyet heykelleri ile imparatorluğun dört bir köşesine taşınır. Son olarak kral, insanlık ötesi biri olarak göklere çıkar, tanrılar dünyasıyla uyrukları arasında aracılık yapar. Aralarına katılmasına izin veren tanrılar gibi o da halkın gözünde servetin, mevkiin ve güvenliğin sağlayıcısıdır.

Elbette kral ve ailesi bu kadar “büyük sorumlulukları” taşıdıklarına göre zenginliğe, hükmetmeye de hak kazanmış olurlar. Çünkü bu işleri yoluna koyacak başka birileri “yoktur”. Hatta o kadar yoktur ki kendilerinden sonra da babadan oğula geçen bir yönetim aktarımı gerçekleşir.

O güzelim verimli topraklarda canını dişine takarak çalışan köylüler ve zanaatkârlar ise bolluk ve bereketi sağlayanın kralları olduğu aldatmacasına inandırılmıştır.

Yaşasın kral!

Akkad, listemizde üçüncü sırada!


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)