Ömer ORHAN

Ömer ORHAN Biyografi

Eğitimci

Biat-8

09.03.2017 13:39 | Son Güncelleme: 09.03.2017 12:42

Adalet bahane, hükmetmek şahane!

Medeniyetlerin beşiği olmuş Mezopotamya’da bu beşik tarih boyunca sürekli sallanmış ve insanlar mışıl mışıl uyutulmuştur. Demek ki uygarlıklar geliştikçe beşiklerin yapısı değişiyor ama işlevi hiç değişmiyormuş.

Uyumak insanın fıtratında olmalı!

Tarih kitaplarından bugüne kadar ne okudunuz ve ne kadarı aklınızda kaldı bilemem ama “Hamur abi” (Hammurabi) ismini hiç unutmamışsınızdır. Bakınız işte “O” Hammurabi milleti nasıl uyuttu?..

Muhterem Hammurabi, yani “O”, Mezopotamya’nın bereketli topraklarına sahip olmak için MÖ 1900’lü yıllarda harekete geçmiş ve kısa bir süre sonra da Babil, Sümer ve Akkad’ın hâkimi olmuştur.

Onda bulunan bu yayılmacı anlayışın temel nedeni gençliği mi, askerî dehası mı yoksa “içgüdüsel bir dürtü” müydü ya da tümünün birleşimi miydi tam olarak söylemek güç. Ancak daha fazla toprağa sahip olmak ve daha fazla insana hükmetmenin karşı konulmaz bir istek olduğu tartışmasız bir gerçektir.

İçgüdü, hayvanların sahip olduğu bir özellik olsa da ve insanlarda bulunmasa da “O” tür insanları diğerlerinden ayıran en belirgin özelliğin bu olduğu söylenebilir.

Belli ki “O” da etkileyici bir karaktermiş. Ayrıca ona itaat eden ve farklı kültürlerden oluşan halklara karşı saygılı olduğu da görece olarak söylenebilir. Böylece aklını kullandığı, halkın üzerinde sadece gücüyle değil yaklaşımlarıyla da saygı kazandığı ortaya çıkmıştır. Anlayacağınız, gücü elde etmek ve elde tutmak için her yol mübah!

Başkent Babil, hükümdarın bu noktadan itibaren her şeyi kontrol ettiği krallığın siyasal, ekonomik, hukuki ve idari merkezi hâline gelmiştir. “O”, komşularının kuzeydeki Asur kralları ve çoğunlukla Fırat’ın ortalarında bulunan Mari krallarının topraklarını işgal etmeden önce onlarla askerî ittifaklar gerçekleştirmiştir. Bir süre sonra da tüm Mezopotamya’ya yayılan bir İmparatorluğun “O”su olmuştur.

Gücün ahlaki kurallara uydurulduğu bir yapı içinde etkili olabileceğinin bilincinde olan “O”, kendisini ülkeyi düzenlemek için tanrı tarafından seçilmiş ve “dünya üzerinde adaleti sağlayan” hükümdar olarak tanımlamıştır.

Her zaman tutan bir taktik! Macera arama, daya sırtını Tanrı’ya…

Aslına bakacak olursanız “O” bir mucittir. Kanunu bulmuş ve en çok hukuk yasalarıyla tanınmıştır. Nereden biliyoruz? Bakınız 2,25 m yüksekliğindeki stel... Dikili taş.

20. yüzyılın başlarında Fransız kazı ekibince Susa’da ortaya çıkartılmış stelin yuvarlak tepesinde (üçte biri boyunda) “kraliyet töreni” rölyef olarak resmedilmiştir.

O”, omzundan ışıklar saçarak tahtta oturan, başına yüksek, çok boynuzlu tacını takmış tanrı Şamaş’ın huzurunda saygıyla durmaktadır. Hemen altında özenle yazılmış, uzun bir ön sözde ve ilahi tarzındaki son sözde toparlanmış yasalar sıralanır.

Gerçekten adalet dağıttı mı yoksa bunu halkın üzerinde etki yaratmak için mi kullandı emin değilim ama içimden bir ses “adalet bahane, hükmetmek şahane” diyor.

Onların” toplumun hayallerini süslemesi, onlara duymak istediklerini söylemeleri beklendik bir hükmeden davranışı olarak kabul edilebilir. En azından tarih, buna benzer birçok yaşanmışlığa tanıklık etmiştir ve etmeye devam etmektedir.

Anlaşılan o ki, “O” da halka duymak istediklerini söylemiştir. Üstelik o dönemde köleliğin ve sınıfsal farklılıkların üst düzeyde yaşandığı düşünülecek olursa en çok hayali kurulan konu adalet olmalıdır.

Akıllıca!

Ayrıca adaleti dağıtıp dağıtmadığından çok, bunu nasıl sunduğu önemlidir. Algı yönetiminin bu dönemde de ustaca kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Dünya üzerinde adaleti sağlayan hükümdar!”

Çok manidar!

Bir kralın, üstelik yayılmacı bir kralın, kendini nasıl göstermeye çalışırsa çalışsın, yönettiği toplumun sosyolojik yapısına bakılmalı. Yani bir tarafta hizmet eden bir halk kitlesi ve diğer tarafta çalışanların emekleri ile zenginleşen başka bir sınıf yaratılmışsa buradan çıkacak sonuç bellidir. Kralın ya da ona itaat edenlerin söyledikleri veya göstermeye çalıştıklarının gerçeği yansıtmadığı ortadadır. O hâlde “O”nun halkın gözünde yarattığı şey bir illüzyondur.

Demek ki neymiş, öyle höt zötle olmuyormuş. Zorbalıkta da yaratıcılık gerekiyormuş. Buyurunuz, hem mucit hem de “sihirbaz” yeni “O”…


 

Devam edecek…

Yorum Yazın

Ömer ORHAN Diğer Yazıları

Biat-10 14 Nisan 2017 - 11:18
Biat-9 04 Nisan 2017 - 11:30
Sanal sanmayın. Korunun ve koruyun! 24 Mart 2017 - 13:34
Biat-8 09 Mart 2017 - 13:39
İşte “O”nun taktiği: Önce karıştır, sonra barıştır. 25 Şubat 2017 - 08:38
BİAT-6 18 Şubat 2017 - 15:56
BİAT-5 15 Şubat 2017 - 11:35
BİAT-4 09 Şubat 2017 - 10:33
BİAT-3 04 Şubat 2017 - 13:34
Biat-2 30 Ocak 2017 - 11:03
BİAT 23 Ocak 2017 - 12:13
Eğitim-Öğretimin Geleceği? 12 Ocak 2017 - 12:10
Yurt-içi beni, dışı seni yakar- durumları… 07 Aralık 2016 - 10:20
Grisiz bir öğretmen?.. 25 Kasım 2016 - 15:15
Osmanlı’dan günümüze yabancı dil öğrenimi… 31 Ekim 2016 - 11:37
Bu kadar okumak bana yeter… 26 Eylül 2016 - 10:25
Ah şu okullar… 01 Eylül 2016 - 14:05
Değersiz… 01 Ağustos 2016 - 11:11
Teflon kişilikler… 12 Temmuz 2016 - 11:10
Bitki ihtiyacımız... 24 Haziran 2016 - 14:42
Eğitimcilere mesaj var… 18 Haziran 2016 - 14:27
Pahalı bir fotoğraf 08 Haziran 2016 - 12:18
Guguk kuşu 31 Mayıs 2016 - 11:39
Unutmak… 27 Mayıs 2016 - 12:57
Başardık! 16 Mayıs 2016 - 13:30
BULAŞTIRIN! 06 Mayıs 2016 - 10:54
​Geleneksel gıybet günleri 28 Nisan 2016 - 14:03
​Model aramaktan helak olduk… Peki, aynı kafayla başkası mümkün mü? 19 Nisan 2016 - 13:05
Eğitimde tutum birliğinin önemi 08 Nisan 2016 - 10:45
Başarı rastlantısal değildir 29 Mart 2016 - 09:18