Ömer ORHAN

Ömer ORHAN Biyografi

Eğitimci

BİAT

23.01.2017 12:13 | Son Güncelleme: 23.01.2017 12:13

İnsanoğlu topluluk, daha sonra da toplum olduktan sonra yönetme ve yönetilme durumunu da yaşamaya başlamıştır. Biraz geriye giderek yöneticiliğe bir göz atalım.

Dünya buzul çağından çıktıktan sonra güneşin içini ısıtmasıyla birlikte kendini mağaradan dışarıya atmış ve doğayı keşfetmiştir. Avcılık ve toplayıcılıkla hayatta kalmaya çabaladığı yıllarda birlikten güç geldiğini avlanırken öğrenmiş, “ötekilerle” bir arada olmanın dayanılmaz hafifliğini hissetmiştir. Çayır çimen gelişince alternatif beslenme kaynakları yaratmaya başlayarak dengeli beslenmenin de ilk temellerini atmıştır.

Bir arada olmayı seven insan ırkı böylece toplumsallaşma/sosyalizasyon sürecini yaşamaya başlamıştır. Başına ne geleceğinden habersiz girdiği bu süreç, birçok paylaşımı, gelişmeyi ve savaşı da beraberinde getirmiştir. Bunları yaşayacağını bilseydi ilk topluluğu kurar mıydı bilinmez ama çoğu zaman yaşadığı trajedileri kendilerini yöneten yöneticilerin hırsları yüzünden yaşamıştır.

Yöneticilik, ilk yıllarda belki ne kadar da temiz duygularla başlamıştır ama o zaman da günümüzden farklı değildi. Kim bilebilir?

Bir bozkırın ortasında engebeli bir arazi ve etrafının dağlarla çevrili olduğunu düşünün. Buzul çağı tam geçmediği için dağlar karlarla kaplı. Soğuk insanın yüzünü yakarken elinde bir ağaç gövdesine bağlanan ve taştan yontulmuş bir mızrak bozması. Yanında da paylaştığı mağaradan birileri olduğunu ve iki hafta önce öldürdüğü hayvanın da tükendiğini, aç olduğunu düşünün.

- “Kalabalık olduk, bu nedenle işleri organize edecek birileri gerekiyor.” denmiştir ya da av peşinde koşarken çok daha atak olan ve öne çıkan birisi,

- “Hey sen, mamutun önüne geç!” gibi direktifler vermiştir. İnsanlar da buna bir süre sonra alışmıştır.

Uzamış saçları ve sakallarıyla dik yürümeye çalışan bu insan erkek olmalı. Başka türlüsü mümkün mü? Yoksa… Yoksa bu bir kadın olabilir mi? Öyle veya böyle bu insan, tüm direktifleri vererek insanları yönlendiriyor olmalı.

Avlanan mamut, oldukça ağır ve taşınması güç. Ancak bir sürü insan varsa onu mağaraya götürmek de sorun olmamalı, öyle değil mi? Baskın erkek, gırtlağını yırtarcasına bağırarak direktifler veriyor ve topluluğu yönlendiriyor. Artık sorun yok, koca cüssesiyle son nefesini veren mamut, insanların çekiştirmesiyle mağaraya taşınıyor. Görev tamamdır. Artık o gece aç yatılmayacak, herkes mutlu mutlu uyuyacaktır.

Avın ertesi günü karınlar doymuştur ancak yapılacak birçok iş vardır. Koca cüssesiyle mağaranın girişine taşınan mamut bir an önce derisinden ayrılmalıdır. Elbette baskın erkeğimiz yine gerekli direktifleri vermeli iş bölümü yapmalıdır. Bu oldukça dikkat isteyen önemli bir iştir. Eliyle işaret ederek, koşulsuz kendisine itaat edenler içerisinden birilerine bu görevi verir. Kendisi de ateşin başına geçerek elindeki koca et parçasını pişirerek sabah kahvaltısını yapmaya başlar. Ancak her şey onun istediği gibi gelişmez. Onun gözüne girmek isteyen birkaç kişi çoktan mamutun başında birbirine düşmüştür bile. O, mutlak gücün simgesidir ve karmaşaya izin vermez. Kontrol ondadır. Bunu herkes böyle bilmelidir. Yerinden kalkar ve itişip kakışanların yanına giderek kaslarını konuşturup birilerinin canını yakar. Sorun çözülür ve işler yoluna girer.

Yazının bundan sonraki bölümünde gücün simgesi, koşulsuz kabul gören kişiye “O” diyelim.

O, bu zor görevinin karşılığını elbette alır. Postun iyisini, en çok yemeği ve en çok kadını... Görevini yerine getirirken ona yakın olanlar da vardır. O zamanki beyin yapısını bilemem ama mutlaka bir dereceleme yapmıştır ve sanırım en çok itaat edenlerden aşağıya doğru bir sıralaması bulunmaktadır. “Adil” olması gerektiğini de fark eder ve listenin başındakilerden başlayarak yemeğin ve hayvanın postundan kalan parçaları dağıtır. İşte adalet timsali, gerçek bir lider!

Sanırım bu hikâyede yer alan mağaraya demokrasi hiç uğramamış. Tarih boyunca uğramış mı, onu da okuyucuya bırakıyorum.

Yıllar bu şekilde geçer ta ki emrindeki topluluktan birileri kendi aralarında postun ve yemeğin yeterli gelmediğini homurdanarak konuşmaya başlayana kadar. Bu aslında sonun başlangıcıdır. En çok sesi çıkan ise O’na biat edenlerin başında gelen kişidir. Bir gün mamut iskeletinden eline geçirdiği kaval kemiği ile O’nu sonsuzluğa yollayacaktır. Artık yeni lider O’dur.


 

Devam Edecek…

Etiketler:

Yorum Yazın

Ömer ORHAN Diğer Yazıları

​Özel okul olmak ya da olmamak! 12 Haziran 2018 - 16:28
Eyvah! Çocuğum çok soru soruyor… 28 Mayıs 2018 - 16:17
Kadim insan ırkı, saltanatını terk etmeye hazırlanıyor 02 Mayıs 2018 - 16:02
Binlerce yıldan beri ölçüyor, değerlendiriyoruz 10 Nisan 2018 - 14:02
Öğretmenlik, “bilgi aktarıcılığı” değildir 16 Mart 2018 - 17:16
Okul müdürü olmak… 05 Mart 2018 - 17:08
Medeniyet için ha gayret! 27 Şubat 2018 - 16:52
Kilit taşı? 12 Ocak 2018 - 15:58
Siz hâlâ kodlama öğrenmediniz mi? 08 Ocak 2018 - 11:29
Sınav olma sırası velilerde! 23 Aralık 2017 - 14:16
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ne getirir, ne götürür? 16 Ekim 2017 - 15:07
Eğitim sisteminin “günah keçisi” sınavlar! 19 Eylül 2017 - 12:25
Müfredatlar değişti. Evrim Teorisi sizlere ömür… 24 Temmuz 2017 - 17:39
Biat 12- Boyun eğ ve rahatla… Maya Uygarlığı 14 Temmuz 2017 - 17:02
On binlerce birinci ve ikinci… Peki, hangi okul? 16 Haziran 2017 - 17:06
Bu okula girmek için veliler sınav oluyor! 30 Mayıs 2017 - 14:33
1919 Mayıs’ın 19’u… 20 Mayıs 2017 - 09:52
Biat -11 15 Mayıs 2017 - 14:09
Eğitim modacıları 30 Nisan 2017 - 11:20
Biat-10 14 Nisan 2017 - 11:18
Biat-9 04 Nisan 2017 - 11:30
Sanal sanmayın. Korunun ve koruyun! 24 Mart 2017 - 13:34
Biat-8 09 Mart 2017 - 13:39
İşte “O”nun taktiği: Önce karıştır, sonra barıştır. 25 Şubat 2017 - 08:38
BİAT-6 18 Şubat 2017 - 15:56
BİAT-5 15 Şubat 2017 - 11:35
BİAT-4 09 Şubat 2017 - 10:33
BİAT-3 04 Şubat 2017 - 13:34
Biat-2 30 Ocak 2017 - 11:03
BİAT 23 Ocak 2017 - 12:13