adscode
adscode

İşte “O”nun taktiği: Önce karıştır, sonra barıştır.

İşte “O”nun taktiği: Önce karıştır, sonra barıştır.

byomerorhan@gmail.com

Biat-7

İşte “O”nun taktiği: Önce karıştır, sonra barıştır.

MÖ 2. yüzyıl başlarında Romalı tarihçi Aemilius Suna’a göre, emperyalist devletlerin tarihi Asurlularla başlamaktadır. (“Assyrii principes omnium gentium rerum potiti sunt.”)

Daha çok toprak, daha çok kaynak, hücuum!

Asurlular amacına ne kadar ulaştı bilemem ama yayılmacılık başlayınca “insanlık” bitti.

Ne yazık ki bu dönemlerle ilgili bilgi edinmek için kaynaklar yeterli ve tutarlı değildir; ancak “O”nun izinden gidersek bir şeyler buluruz. Sonuçta her devrin adamı “O”, her zaman bir iz bırakmıştır!

Jeopolitik konumunu her zaman korumuş olan Mezopotamya’ya bu özelliği elbette Fırat ve Dicle Nehirleri kazandırmıştır. Bu bölgede yaşamış olan Asurlular hakkında elde edilen bilgilerin büyük çoğunluğu imparatorların icraatlarını anlatan gösterişli faaliyet raporları ile günlük yazışmalardır. Bunlar, kil tabletlere kazınmış, değerli maden ve taşlar üzerinde görülen, “O”nun yalakaca övüldüğü hükümdar yazılarıdır.

MÖ 1830’lu yıllarda Yukarı Mezopotamya’nın siyasi coğrafyası bir başka “O” olan, I. Şamşi-Adad tarafından şekillendirilmiştir. Kendine “Herkesin Kralı” adını veren bu hükümdar, ilgili yerel tanrılara saygıda kusur etmemiştir. Ancak bu kadar saygılı bir kral, diğer kralların alanlarına aynı saygıyı göstermemiştir. Her ne kadar inceden inceye düşünmüş olsa da kralın kurduğu bu emperyalist yapı, MÖ 1715 yıllarında çökmüş ama maalesef yayılmacı kapı aralanmıştır.

Kral öldü. Yaşasın yeni kral!

Günümüz emperyalistlerinin kullandığı söylemlerden birisi, hiç kuşkusuz barıştır. Tarih boyunca değişmeyen bahanelerden biridir bu. Yeni alanlar açmak ve kaynak yaratmak için devletlerde, iç karışıklık çıkartılmakta ve topluma barış getirileceği söylemi ile müdahale edilmektedir.

Önce karıştır, sonra barıştır.

Bu iyi niyetli ve dostça“!” müdahalenin ne amaçla yapıldığı fark edildiğinde iş işten geçmiş, yayılmacı düşünce toplumun kaynaklarını çoktan sömürmeye başlamıştır. İşte, MÖ 1215 yılında yaşamış olan Asur Hükümdarı I. Tukulti-Ninurta da barış söylemleri ile ülkesinin güneyindeki bölgeleri egemenliği altına almış; ancak I. Tukulti-Ninurta, MÖ 1197 yılında oğullarından biri tarafından trajik şekilde öldürülmüştür. Böylece “O”, sonraki binlerce yıl boyunca “O”nların çokça karşısına çıkacağı ihanetle tanışmıştır.

Büyük bir kralın oğlu olmakla yetinmemek!.. Zenginliğin, gücün ve özgürlüğün tadını çıkartmaktan daha fazlasını istemek!.. “O” olmayı istemek! Bu nasıl bir hırstır ki kendi ailenden birinin yaşamına son verecek, hastalıklı bir düşünce yapısı ve kirli bir vicdanla yaşamaya mahkûm olacaksın.

İnsanoğlu, entelektüel olarak ne kadar gelişse de içerisinde eğitemediği ilkel dürtülerinin her zaman esiri olmuştur. “Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır.”

Bu o kadar dayanılmaz ve güçlü bir istektir ki onun karşısında ne din, ne ahlak, ne vicdan, ne de başka bir değer tutunamaz. Virüs gibidir, bir defa insan beynine yerleşti mi ondan kurtulmak imkânsızdır.

Hangi ruh hâli insanı kendinden ve tüm değerlerinden uzaklaştırabilir? Sahip olma ve daha fazlasını istemenin bir sınırı var mıdır? Olmalı mıdır?

Kendine ve çevresine zarar verebileceğini bilerek bu denli delicesine bir şeyi istemek hastalıklı bir zihin yapısından başka nedir?

Bir hükümdarı saran bu sahip olma isteği elbette içinde korkuları da barındırıyordu. O nedenle daha çok savaşçı, asker, silah, kale, sur ve etten duvara ihtiyaç duyuluyor ve halkın refahı için harcanacak paralar “O”nun için harcanıyordu.

Asurlu “O”, birçok ilki gerçekleştirmiş bir şahsiyet olarak tarihe geçmiştir.

Asur, kronolojik olarak listemizde dört ama “gönlümüzde” birinci sırada!

Devam edecek…

Ömer Orhan


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)