adscode
adscode
adscode

​Özel okul olmak ya da olmamak!

Tüm meslek hayatını özel sektörde yaşamış bir insan olarak “özel”in ne demek olduğunu ve ne olmadığını biliyorum.

byomerorhan@gmail.com
Hızlı hareket etmek, yenilikleri takip ederek gelişim sağlamak için rekabet, çoğu zaman işe yarar. Ancak “acımasız piyasa” ekonomisinin getirileri olduğu gibi çoğu zaman götürdüklerine de şahit oluruz. Kâr elde etmek için insanların sağlığını tehlikeye atanlar, değerlerini görmezden gelenler ile toplumun kaynaklarını yok edenler, mutlaka bir mazeret de bulurlar.
Her ne kadar ticari hayatın dinamikleri, kapitalist yaklaşımlar ve söylemler bu işle uğraşanları agresif bir tutum sergilemeye itiyor olsa da; her işin ahlaklı yapılması mümkündür. Gereklidir!
Suyu, daha kaynağından kirlettiğinizde, ulaştığı yerlerde temizlik arayamazsınız.
Serbest piyasa ekonomisinin eğitim sektöründe uygulanmasının birçok handikabı bulunmaktadır.
Konu eğitim olunca, elbette bu alandaki özelleşme ve etik, çok daha büyük önem taşır. Eğitim sistemini düzenleyenler, uygulayanlar ve denetleyenler; çıkarların önde tutulmasına ve kâr için “her şey mübah kültürü” yaratılmasına izin vermemelidir.
Özel/vakıf üniversitelerindeki artışı, son iki yıldır önce lise, ardından da ortaokul ve ilkokullarda görmeye başladık.
Aynı cadde veya sokak üzerinde açılan birçok okulla özel okulculuk tabiri caizse “patlama” yaptı. Ve müteahhitlerin yeni keşifleri okul yapmak olunca iş iyice kontrolden çıktı gibi görünüyor. Ne var ki açılan okulların çoğu arsa ve bina yeterliliği bakımından standartları asgari düzeyde karşılıyor olsa da akıbetleri muamma…
Özellikle dershanelerin dönüşüm sürecinde fiziksel koşullar ve ders programları anlamında izin verilen temel liselerin birkaç yıllık uygulamaları, yatırımcıları cezbediyor gibi görünüyor. Bir yıl sonra temel liselerin kapanacak olmasının da etkili olduğu bu okullaşma süreci, esnek ders programları ile sınavlara hazırlık anlamında hareket kolaylığı ve elbette kârlılık beklentisi yaratıyor.
Birkaç yıldır faaliyetlerini sürdüren temel liselerin uygulamalarına baktığımızda; öğretimin önde tutulduğunu, üniversiteye giriş sınavlarına odaklanıldığını görüyoruz. Hatırı sayılır “nitelikli okullardan” (Anadolu Liselerinden) çocuklarını alarak özellikle 11 ve 12. sınıfta temel liselere gönderen velilerin beklentilerinin de bu durumu desteklediği ortada... Arz talep meselesi!
Temel liselerde üniversite hazırlık anlamında derslerin ne anlamda ve ne kadar başarıldığına tek tek bakmak lazım ama sosyal faaliyet, kişisel gelişim anlamında neredeyse hiçbir şey yapılmadığını söylemek sanırım yanlış olmaz.
Birkaç yazımda değindiğim gibi “eğitim”, dünyanın her tarafında pahalı bir “iş”! Özellikle eğitim diye yazdım çünkü sosyal, kültürel, sanatsal aktiviteler, deneysel çalışmalar, münazaralar, geziler gibi okullarda derslerin yanında yapılan birçok etkinlik gözle görülmeyen giderleri de beraberinde getirir. Bunlar, okulu okul yapar ki öğrencilerin sınav başarılarının ötesinde onların yaşamla ilgili fark yaratmalarına olanak tanır. Bu farkları ortadan kaldırdığınızda ise;
Estetik kaygılar taşımayan bir mimar,
Sosyolojik ve toplumsal yapıdan habersiz bir avukat,
Psikoloji ve etik bilmeyen bir tıp doktoru,
Merakını yitirmiş bir mühendis,
Matematik bilmeyen bir ressam yaratmış olursunuz.
Okullarda kuru ezberle yapılan öğretim çalışmalarıyla maalesef sorgulama yok edilmektedir. Oysa insan, sorguladığı ve merak ettiği için besin piramidinin başında oturmaktadır.
Kimsenin rahatını bozmak gibi bir düşüncemiz yok. Madem çok istekli, elbette tepede oturabilir ama neyi, ne için yaptığını ve sonuçlarının neler olduğunu bilerek yapmalıdır. “Derdimiz” bu!
Hedefler, “en iyi” okullarda okumak, çok para kazanmak, önemli bir kariyer sahibi olmakla sınırlı kalmamalı. Unutmayalım ki insanın “özgül ağırlığını” değerleri oluşturur ve yaşam denge üzerine kuruludur…
Bu anlamda, öğrenciyi dersin içine alarak aktif hâle getirerek entelektüel açıdan gelişimini sağlamak gerekir. Bu gelişim, aslına bakılacak olursa yaşam boyu sürmesi gereken bir öğrenim sürecinin temelidir. Bu temel mutlaka doğru atılmalıdır. Sadece sınavlarda başarılı olmak için uygulanan eğitim modelleri cılız ve yetersizdir.
İnsanın yaparak ve yaşayarak öğrendiği unutulmamalıdır. Bu öğrenme sürecinde elde ettiği bilgileri ise saklama, çoğaltma ve dönüştürme becerisini de geliştirir. Sorgulanmadan -kuru ezberle- elde edilen bilginin kalıcı olması, değişim ve dönüşümü ise çok daha zordur.
Bugüne kadar özel okullar birçok alanda öncülük ederek başarılarını sergilemiştir. Bundan sonraki süreçte de popülist yaklaşımlardan uzak durarak, üstlenilen büyük sorumluluğun gerekleri yerine getirilmelidir.
Ne yazık ki son iki yıl içinde açılan bazı özel okulların kapandığını gördük. Bu şekilde devam ederse bir taraftan açılırken diğer yandan özel okulların kapanacağı da ortadadır.
Bir okulun kapanması demek, başta o okulda öğrenim gören öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin ve kurucularının birçok olumsuzluk yaşamasına neden olur. O hâlde yeni okul açarken çok özenli olunması gerekir.
Ülkemizde eğitim alanında yeterince travma yaşanmış olup yenilerine ihtiyaç yoktur.
Devlet, özel okulların bu çoğalma sürecine mutlaka aktif şekilde dâhil olmalıdır. Bakanlık, özel okulculuk hakkında bilgi ve deneyimi olan eğitimcilerden oluşturacağı ekiple, -işe siyaset karıştırılmasına müsaade etmeden- kurum açma izni verdiği okullara rehberlik etmelidir. Bu rehberlik denetim şeklinde değil okulun açılışı ile en az iki eğitim öğretim yılı boyunca sürmeli, bir anlamda okullara danışmanlık yapılmalıdır.  
Hiç kuşkusuz eğitime yapılan yatırım mutlaka saygıyı hak etmektedir; ancak eğitim, salt ticari beklentilerle yapılacak bir iş değildir. Bunun için yüksek idealizm, sabır ve deneyim gerekir.
Dünyada en çok önem verilen konuların başında gelen sürdürülebilirlik, özel okulculukta da hayati bir öneme sahiptir.
Özelleşmek, “özel olmayı” gerektirir.

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)