adscode

AÇIK KONTENJANLAR SADECE ÜNİVERSİTE DEĞİL DEVLET MESELESİDİR

Ek tercih döneminde yakın zamanda bu kadar boş kontenjan olduğunu hatırlamıyorum. Bu tablonun oluşmasında kimin emeği varsa, teşekkürler(!)

ozkangogercin@mynet.com

Aslında teşekkür ederken, gerçekte eleştirdiğimi oradaki ünlem parantezden anlaşılıyordur. Üniversitelerdeki eğitime bu kadar boş kontenjan ile başlanması o kadar üzücü ki. Asıl üzücü olan, sınava giren binlerce gencin ya tercihte bulunmaması ya da kazanıp kayıt yaptırmaması. Görülen o ki, gençlerin birçok bölümün gelecek vereceğine dair inancı kalmamış. Yoksa, bütün bir yılın emeği bu kadar kolay kenara koyulabilir mi?

Boş kontenjanların bu kadar fazla olmasında yukarıdaki sebep önemli bir etken ama, asıl önemli etken son dakika sistem değişikliğidir. Özellikle, puan türlerinin değişmesiyle birlikte, geçen senenin başarı sıraları ile bu senenin başarı sıraları örtüşmedi. Öğrencinin kendi puan türünde alan dışı sayısı fazla olduğu için, net kaçıncı sırada olduğunu bilemedi. Tüm bu saydığım sebepler, sağlıksız bir yerleştirme sonucu ortaya çıkmasına neden oldu.

Yukarıda söylediklerimi daha önce de dile getirdim. Ancak, bunu defalarca kelimelere dökmek bir anlam ifade etmiyor. Görülüyor ki, sadece sistem ve isim değiştirmek ile de bir yere varılmıyor. Ciddi anlamda köklü bir değişikliğe gitmek gerekiyor. Eğer, önlemler alınmazsa, üniversiteler sadece isim olmaktan öteye gidemeyecek.

Peki, boş kontenjan problemi yaşanmaması adına ne gibi önlemler alınabilir? Bu konudaki tespitlerimi siz değerli okuyucular ile paylaşmak istiyorum.

-İşletme, iktisat, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, ekonometri… Ben kendimi bildim bileli, bu bölümler için her yıl öğrenci alınıyor ve bir o kadar da mezun oluyor. Fakat bu bölümden mezun olan binlerce öğrenci tam olarak ne yapacağını bilemiyor. Bir işe başvursalar, sadece diplomaları yeterli olmuyor. Tecrübe isteniyor, sertifika isteniyor, yabancı dil isteniyor. Günümüzün şartları değiştiği için, öğrenciyi bu alanlardan 4 yıl mezun olmak mutlu etmiyor. Dolu dolu mezun olmak istiyor, iş bulmak istiyor. O şartları da her üniversite de sağlayamıyor. İşte bu noktada,  bu alanları bu kadar geniş bir çerçevede okutmak yerine, daha özele indirgenemez mi? Genel işletme ve iktisat yerine onların dallarına ağırlık verilip, o dallardan mezun verilemez mi? 4 yıllık teorik eğitim yerine, 2 yıl teorik- 2 yıl uygulamalı-staj eğitimi ile,  daha bilgili ve deneyimli mezunların ülkeye daha çok faydası olmaz mı?

-Fizik, Kimya Biyoloji, Sosyoloji ve Felsefe gibi bölümler de gün geçtikçe önemini yitirenler kervanına katılıyor. Halbuki, her biri bilim dalı ve dolu bir geçmişe ve içeriğe sahip. Ancak, ülkemizde bu alan mezunlarına, özellikle araştırma ve uygulama anlamında yeterli destek sağlanamadığı için, ne yazık ki mezunları da işsizler ordusuna katılıyor. Bir kısmı akademisyen olmak istiyor ama, önüne Ales, yabancı dil ve mülakat gibi faktörler çıkıyor. Ales ve yabancı dili geçse de, mülakatı geçemiyor. O yüzden, başvuranların küçük bir yüzdeliği akademisyen olarak üniversitede kalabiliyor. Bir kısmı da formasyon alarak öğretmen olmak isteseler bile, yeterli kadro olmadığı için açıkta kalıyorlar. Eskiden sadece alanlar açık bırakırdı, ama şimdi bu alanların direk öğretmenlik bölümleri, bu problemden dolayı dolmuyor. Bu alanlara gereken önemi kazandırmanın yolu, gerekli burs ve projelerle öğrencileri bilim ve araştırmaya teşvik etmek olacaktır. Projelerin sürdürülebilirliği açısından, gerekli desteğin üniversite sonrasında devam etmesi de önem taşımaktadır.

-Jeoloji, maden, harita, çevre, makine, metalürji, raylı sistemler ve hatta gıda gibi mühendislik bölümlerinin açık bırakması da, üzerine düşünülmesi gereken önemli konulardan biridir. ÖSYM ve YÖK mühendislik programlarına baraj koyarak, nitelikli öğrenci almayı hedefliyor. Ancak, siz, size gelen öğrenciye gereken değeri vermedikten sonra, baraj koymanızın da bir anlamı kalmıyor. Değer derken, sadece dersleri tamamlamak ve mezun etmek değildir. Değer vermek, ülke ekonomisine büyük katkısı olan, olacak mühendisleri dolu dolu mezun etmektir. Devlet olarak, onlara yeterli kadro verip, onların bilgi ve birikiminden faydalanmaktır. Bunu yapabilirsek, bu bölümlere yeniden rağbet kazandırabiliriz. Bununla birlikte, üniversiteler farklı mühendislik programlarına ağırlık vererek de kontenjanlarını doldurabilir. Mesela, ses mühendisliği artık günümüzde önemli bir yere sahiptir. Üniversiteler, güncel gelişmeleri takip ettiği takdirde, daha farklı programları da bünyelerine kazandırabilirler. Böylece, hem okuyan, hem de mezun olan, gönül rahatlığıyla iyi ki mühendis olmuşum diyebileceklerdir.

-Üniversite okumak için, işin istek gibi manevi boyutu kadar, maddi boyutu da önemlidir. Bir çok öğrenci üniversiteyi kazansa bile, maddi imkansızlıklardan dolayı kayıt yaptıramamakta, okulu yarıda bırakmaktadır. Ek tercihlerdeki boş kontenjanlara baktığımız zaman, büyün çoğunluğu 2.öğretimler ile vakıf üniversiteleri oluşturmaktadır. 2.öğretim fiyatları, örgün öğretime göre yüksektir. Bu noktada, devlet bu konuda indirime gidip ya da öğrenciye destek sağlarsa, bu bölümlere olan rağbet de yükselecektir. Vakıf üniversitelerindeki bölümlerdeki fiyatlar ise çok yüksek. Ekonomik anlamda sıkıntıda olduğumuz bir dönemde, fiyatlarda indirim yapılması daha iyi olacaktır. Ya da, devletimiz eğitim vergisini %8 değil de, mesela %1 olarak alacak, insanlardaki vergi yükünü azaltacaktır. Eğer maddi olarak insanların eğitim yolunu kapatırsak, onları en baştan kaybetmiş oluruz. O yüzden, nice değerlerimiz, daha üniversite kapısından giremeden, yok olup gitmesinler.

Çözüm üzerine daha çok şey konuşabiliriz, önerebiliriz ama;

Unutmayınız ki;

Eğitim herkesin üzerine konuşmasıyla değil, üzerine düşeni yapmasıyla ilerleyecektir.

Tüm üniversitelerimizin ve mezunlarımızın dolu dolu olduğu nice güzel günlere….


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)