adscode

OKULLAŞMA, İSTİHDAM İLE DESTEKLENMEDİKÇE, SALT ORTALAMA ÜSTÜ OLMAK BAŞARI DEĞİLDİR

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un Türkiye’deki okullaşma oranının OECD ortalamaların üzerinde olduğuna dair açıklaması, tepkileri de beraberinde getirdi.

ozkangogercin@mynet.com

Açıklamaların detayına girdiğimiz zaman, Bakan Selçuk,  ülkemizdeki 20-24 yaş oranındaki okullaşma oranının %52 seviyelerinde olduğunu ve bu ortalamanın diğer ülkelerin ortalamalarından yüksek olduğunu dile getirdi.

Bu açıklama sonrası akıllara şu soru geliyor;

“Salt sıraları doldurmak mı başarı olmalı, yoksa iş hayatına başarılı mezunlar kazandırabilmek mi?”

Bu konu üzerinden gidecek olursak, üniversite yerleştirme sonuçları ve kontenjanları  baz alabiliriz. Tam 177bin kontenjan açığı varken,  Bakan Selçuk’un sözlerini nasıl tasdik edebiliriz? ÖSYM bu sene kontenjanları doldurmak adına neler yaptı?

-Tıp, mühendislik gibi bölümlerin baraj sınırını aşağı çekti.

- Herkesin puanı hesaplansın diye en az bir testten 0,5 net kuralını kaldırdı.

-Puan türlerini sadeleştirdi.

-Daha öncesinde, alan dışı seçimlerde okul puanı kırılma olayını kaldırdı.

Tüm bu yapılanlara rağmen, öğrenci kazandığı halde gitmiyorsa, birçok bölümde açık bırakmaya yüz tutmuşsa,  OECD araştırmaları tam anlamıyla gerçeği yansıtmıyor demektir.

Demek ki, sadece sıraları doldurup mezun vermekle ortalama üzerine çıkmak, istatiksel olarak anlamlı olsa da, reel olarak bir anlam ifade etmiyor. Siz, üniversiteye binlerce öğrenci kayıt edebilirsiniz ve her sene binlerce mezun da verebilirsiniz. Ancak, ellerine diploma vermek ile iş bitmiyor. Ülke olarak, her mezuna gerekli istihdamı sağlayamazsanız, okuyan değerlere de yazık oluyor.

O yüzden, OECD gibi olaylara dışardan bakmak yerine, işin temeline ve özüne inebilmek gerekiyor. Kendini eğitime adayan ve eğitimci olan herkese aşağıdaki soruları ve fazlasını sorup, cevabını aramak gerekiyor.

- Şu an okullarımızda, gerçek anlamda kalıcı bir eğitim ve öğretim yapılabiliyor mu?

-Öğretmenlere dayatılan ders programları dışında, farklı ders ve öneriler sunulabiliyor mu?

-Bu dersler, ciddi projeler ile desteklenebiliyor mu? 

-Özellikle, üniversitelerde, öğrencilere iş yaşamına hazırlamak için gerekli staj ve program desteği sağlanabiliyor mu?

Ne kadar bu sorulara cevap verip, kendimizi sorgulayabilirsek, daha kalıcı ve uzun vadeli bir eğitim modeline sahip oluruz. Böyle bir modele sahip olan bir ülke,  okullaşma oranı yüksek olduğu kadar, istihdam oranı da yüksek bir ülke olacaktır. Çünkü, sorgulayan, araştıran ve ne yapacağını bilen mezunlar, bu ülkenin gelişmesine en büyük katkıyı sağlayacaklardır.

Bu sebeple, öğrencisinden, öğretmenine, eğitimin içinde olan herkese ,ülkemiz gereken desteği ve yatırımı yapmalıdır. Belirli kalıp ve programlara bağlı kalmadan, daha güncel ve günümüze ve geleceğe hitap eden proje ve programlara eğitim desteklenmelidir. Bunları yapabilmek adına da ilk önce öğretmenlerimize gereken önem ve değer verilmelidir.  Onları kadrolu ve sözleşmeli diye ayırmayıp, adaletli davranmalı ve dışarda atanmayı bekleyen binlerce öğretmenimize de istihdam sağlamalıdır.  Eğer ki bu ülkede işsizlik sorunu varsa, ilk başta değerli öğretmenlerimizden başlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki;

Hak ettiği değeri ve ilgiyi gören bir öğretmen, öğrencisine daha fazlasını da verecektir.

Öğretmenine ve öğrencisine daha çok değer veren, eğitime daha çok sahip çıkan, daha çok okuyan ve üreten bir ülke olabilmek dileğiyle…

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)