ÖZKAN GÖĞERCİN

ÖZKAN GÖĞERCİN Biyografi

Psikolog

YENİ SİSTEM, KENDİNİ TEKRARLAYAN DEĞİL, FARKINI ORTAYA KOYAN BİR SİSTEM OLMALIDIR.

30.10.2017 16:55 | Son Güncelleme: 30.10.2017 16:55

Üniversite giriş sınavı ile ilgili, şimdiye kadar birçok şey yazıldı, çizildi.

Üniversite giriş sınavı ile ilgili, şimdiye kadar birçok şey yazıldı, çizildi. Bunu üzerine, YÖK Başkanı tarafından son bir açıklama yapıldı ama, yeterli olmadı. Daha doğru bir sistem için, doğru detayları ve yaklaşımları her fırsatta dile getirmek şart ki şart.

Yapılan eleştiri ve tepkilerden sonra, genel olarak yapılan değişiklikleri özetleyecek olursak; 150-180 puan barajları konusunda sıkıntı yaşanmaması adına, her iki oturumun ortalama puanının baz alınacağı açıklandı. Tarih soruları, ikinci oturumda edebiyat bölümüne eklendi. Temel yeterlilik sınavında ise, sosyal bilimlerin sözel ve sayısal mantık, akıl yürütme, grafik gibi soru tarzları şeklinde sorulacağı dile getirildi. Bölümlerin yine aynı puan türlerin de öğrenci alacağına, değişiklik yapılmayacağı dile getirildi. Ancak ileriye dair, değişiklik yapılacağına dair de sinyaller verildi.

Kısa sürede bu kadar yapılan değişiklikten sonra, sistem ne kadar verimli olabilecek, tartışılır. Tartışılmaya da devam ediyor zaten. Özellikle, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, psikoloji, hukuk, sosyoloji gibi meslek okuyacak olanlar, sosyal bilimler testinden muaf sınava girecekler. Bu sebeple, okullarda özellikle felsefe grubuna verilen önem de azalacak. Şimdiden azalmaya başladı bile. Sınav odaklı bir sistemde, siz hangi dersten muaf edersiniz, öğrencinin o derse ilgi ve alakası azalır. Bu alanda görev alan öğretmenlere verilen değer de, ne yazık ki azalır. O yüzden, öğrencilere verilen eğitim ve öğretimin tam anlamıyla ölçülmesi ve değerlendirilmesi gerekiyorsa, tüm müfredattan uygun ve yeterli ölçüde soru sorulması gerekiyor. Mesela, coğrafya sorularının azlığı, ilk kısımda sosyal bilimler sorularının türkçe ve matematik içinde gömülmeden, ayrı olarak sorulması konusundaki eleştirilerin dikkate alınması ve gereken çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Burada, sürekli öğrencilerin ders ve soru yükü arttırılsın gibi bir tutum sergilediğim düşünülmesin. Ben sadece, eğitim alanında gördüğümüz tüm derslerin hak ettiği ilgi ve saygıyı görmesini istiyorum. Ancak, bunun yolu da ezberci olmayan, bilgisini günlük hayata entegre edilebilecek bir eğitim sisteminden geçiyor. Eğer öğrenci bir sınava giriyorsa, sınavda, eğitim hayatında gördüğü tüm dersleri harmanlayabilmeli, muhakeme ve mantığıyla soruları çözebilmeli. ÖSYM’nin özellikle, ilk kısımda uygulayacağı yeni sözel ve sayısal soru tiplerinin, bu dediklerimi ölçmesi açısından önemli olacağını düşünüyorum. Bu sebeple, bu yaklaşımı destekliyor ve ikinci oturumdaki diğer alanlarda da hayata geçirilmesini istiyorum. Öğrenciye, mesela tarih dersindeki tüm tarih ve devletleri, edebiyattaki tüm yazarları ezberletmektense, bu ve bunun gibi birçok bilgiyi, farklı bir perspektifle kullandırmayı başarabilirsek ve ölçebilirsek, eğitim sisteminde büyük bir yol almış olacağız.

Eğitim kendini tekrarlayan değil, sürekli dinamik, genç, sağlıklı ve sağlam bir yapı olmalıdır. Bu dediğimin gerçekleşmesi için de hepimize görevler düşmektedir. Siz değerli öğretmenlerimiz, şu anki mevcut sistem ne olursa olsun, öğrencilerine, daha yaratıcı, hedef ve problem çözme odaklı bir öğretimi benimsemelidirler. Siz değerli ailelerimiz ise, çocuklarınıza, okumak ile geleceklerine dair çok önemli ve ciddi bir yatırım yaptıklarını hissettirmelidirler. Siz değerli yetkililerimiz ise, eğitim konusunda, daha detaylı bir ön çalışma yapmaları, kamuoyu ile paylaşmalı, uzmanların fikirlerine danışmalı, eleştirileri dikkate almalı, en sonunda kararlı ve sağlam bir sistem ortaya koymalıdırlar. Eğer, hepimiz taşın altına elimizi koymaktan çekinmezsek, yarınlara daha güçlü bir eğitim bırakacağız, daha bilinçli ve kendini bilen, kararlı bir toplum olacağız.

Eğitimin anlamını tamamen bulacağı, hep beraber daha nice güzel günlere…

 

 

Yorum Yazın