Şahin Aybek

Şahin Aybek Biyografi

BİR EĞİTİMCİ OLARAK ÖLÜMSÜZ ATATÜRK

10.11.2017 10:12 | Son Güncelleme: 10.11.2017 10:12

Atatürk Sadece Atatürk Değildir

Bazı şeyler kendisi olan şeylerle tanımlanırlar. Bazı şeyler ise aynı zamanda kendisi olmayanlarla da tanımlanır. O yüzden sadece kendisi olmayan şeyleri, kendisine ait şeyleri yok ederek ortadan kaldıramazsınız. İşte, Atatürk de sadece Atatürk değildir. O yüzden Atatürk'e hakaret edilerek ve ona yakın şeyler yok edilerek, yok edilemez. Bir kere Atatürk bir "izm"in içine hapsedilemeyecek kadar büyük bir liderdir. O ‘izm’lerde değil, milletin gönlünde yaşar.

Atatürk sadece Atatürk değildir. Atatürk; Sivas Kongresidir. Erzurum Kongresidir. Atatürk yalnız başına ölümlü, Selanikli bir yetimdir. Ama Atatürk bir semboldür. Bu 15 Temmuz darbe girişimiyle bir kez daha anlaşılmıştır. Atatürk; cumhuriyettir, demokrasidir, kadın haklarıdır, çağdaşlaşmadır, seçme ve seçilme hakkıdır, KUVAY-İ MİLLİYEDİR, TAM BAĞIMSIZLIKTIR, KURTULUŞTUR, BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜDÜR.

Atatürk bir eğitimci olarak ölümsüzdür. Çünkü bu şahsiyet, Kurtuluş Savaşı'nda, savaş esnasında eğitim kongresini toplamış ve ta o dönemde "Muallimeler, Muallimler" diye açmıştır bu toplantıyı. Ta o yıllarda eğitime pek çok katkı yapmış olan Atatürk; "Eğer Cumhurreis olmasam, Maarif Vekilliğini almak isterdim." diyecek kadar eğitime önem vermiştir.

Büyük Bir Devlet Adamı ve Komutan Olduğu Kadar, Önemli Bir Eğitimcidir

Devletlerin varlıklarını devam ettirebilmelerinin eğitime bağlı olduğunu görmüş olan Atatürk; büyük bir devlet adamı ve komutan olduğu kadar, eğitime de değer vermiş önemli bir eğitimcidir. Bu eğitimci ve lider öyle biridir ki; Kurtuluş Savaşı sürerken, bir yandan, cephede mücadele ederken, diğer yandan Ankara’da “Maarif Kongresi”ni toplayarak, kurmayı düşündüğü Cumhuriyet Türkiye’sinin eğitim çalışmalarını başlatmıştır. Şahsında devlet liderliği ile eğitim liderliğini birleştirebilmiş nadir devlet adamlarından olan Atatürk, zaman içerisinde Başöğretmen görevini de üstlenerek çok anlamlı bir noktaya ulaşmıştır.

Günümüz Türkiye’sini ve Türkiye Eğitim Sistemini iyi anlayabilmek için, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilmiş olan büyük devrimi, büyük değişimi iyi anlamak gerekir. Bu büyük devrim Türkiye Eğitim Sisteminin başta gelen etkileyicisidir. Atatürk, Türkiye Eğitim tarihi içinde çok önemli bir yere sahiptir. Atatürk, yaşadığımız sorunların eğitimle bağlantılarını çok iyi kurmuş ve ifade etmiştir. Yeni devlet için yeni eğitim felsefesiyle hareket etmiştir. Millilik, akılcılık, hümanizm gibi çağdaş bir eğitimin ilkeleriyle hareket etmiştir. Atatürk bu bağlamda, eğitim ve öğretim işine her şeyden fazla önem vermiştir. Atatürk tüm yaşamı boyunca ideal ve çağdaş bir eğitimin gerçekleşmesi için çalışmıştır. Kısacası Atatürk, eğitim konusunda o günün koşulları içinde ne yapılması gerekiyorsa yapmıştır.

Tüm Ülkeyi Kapsayacak Şekilde Bir Eğitim ve Öğretim Seferberliği İlan Etmiştir

Eğitim ve öğretim birliğini getirmiş, çağa ayak uyduramayan kurumları kapatmış, herkesin kolayca okuyup yazması için harf devrimini yapmıştır. Adeta tüm ülkeyi kapsayacak şekilde bir eğitim ve öğretim seferberliği ilan etmiştir. Bunun için halkevlerini kurarak, çok önem verdiği öğretmenlerle beraber hareket etmiştir. Eğitim uygulamalarının bizzat içinde yer almak suretiyle, hem halka hem de eğitimcilere bizzat rehberlik etmiş olan Atatürk; eğitimle ilgili fikirlerini her fırsatta dile getirmiştir. Bunlar kimi zaman vekillere, kimi zaman da öğretmen ve öğrencilere, kimi zamanda halka yaptığı konuşmalar olmuştur.

Kurtuluş Savaşından sonra, askeri zaferlerin eğitim alanında kazanılacak zaferlere zemin hazırladığını söyleyen Atatürk; Kurtuluş Savaşı yıllarında eğitim ile ilgili reformları ve çalışmaları başlatarak, eğitimin de en az askeri alan kadar önemli olduğu göstermiştir. Atatürk bu eğitim çalışmalarını, bir takım evrensel ilkelere dayandırarak yapmıştır. Bu ilkeler sırtını akla ve bilime dayamıştır: Cumhuriyet Dönemi, Türkiye Eğitim Sistemi çağdaş, milli, bilimsel, laik, uygulamalı ve karma bir anlayışla yapılandırılmıştır. Bu yapılanmadaki temel amaç; Cumhuriyetin istediği nesilleri yetiştirmek, çağdaş uygarlığı yakalamak ve Atatürk’ün millete gösterdiği hedeflere ulaşabilmektir. O dönem oluşturulmuş bu yapı ve ilkeler günümüzde dahi problemlerimize çözüm olabilmekte ve ışık tutabilmektedir.

Eğitim Tarihimizde En Köklü Reformlar Atatürk Döneminde Yapılmıştır

Eğitim tarihimizde en köklü reformların yapıldığı Atatürk döneminde; eğitim, kalkınmanın ve uygarlık yolunda ilerlemenin en önemli paradigması olarak görüldüğünden, çok büyük bir ciddiyetle ele alınmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarından ölümüne kadar olan sürede Atatürk eğitim problemleriyle her zaman yakından ilgilenmiştir. Belirli bir plan ve program dâhilinde yapılan reformlarla, eğitimde ciddi değişiklikler yapılmıştır. Ülkedeki bütün okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmasından, yeni harflerin kabulüne, laik eğitime geçilmesinden kadına verilen önemin artmasıyla karma eğitime geçilmesine, bir sürü yeniliğe imza atılmıştır.

Atatürk’ün eğitimle ilgili görüşlerinin, geçmişte olduğu gibi, günümüze ve geleceğe ışık tutması da, onun yalnızca, kendi dönemiyle sınırlı bir lider olmadığının kanıtıdır. Atatürk bu bakış açısıyla, Cumhuriyet Dönemi Eğitim politikalarını, eski dönemlerden farklı olarak yepyeni bir bakış açısıyla şekillendirmiştir. Cumhuriyet öncesi eğitim; milli, laik ve çağdaş değildir. Okullarda milli eğitim yapılmadığı gibi, birbirlerinden yapı ve anlayış olarak tamamen farklı kurumlar vasıtasıyla eğitim yapılıyordu. Cumhuriyet öncesi okul eğitimi şehirlerde bile yaygın değildi. Okur-yazar oranı çok azdı. Özetlediğimiz üzere eğitim seviyesi düşüktü ve birbirinden farklı ve üç ayrı dünya görüşüne sahip okullar, farklı insanlar yetiştiriyordu. Bu da vatandaşlar arasındaki kültür ve ülke birliğini yok ediyor, toplumdaki kültürel çelişkileri daha da arttırıyor, milli birlik ve bütünlüğü zedeliyordu. Atatürk, Osmanlı eğitim sisteminin düzeltilmesinin imkânsız olduğuna inandığı için yeni ve çağdaş ilkelere dayanan Türkiye Milli Eğitim Sistemini kurmuştur.

Atatürk dönemi eğitim çalışmalarına genel olarak baktığımızda; eğitimin milli olması, eğitim öğretim birliğinin temel alınması, milli eğitim sisteminin bilime dayandırılması, laikliğin esas alınması, eğitimin yaygınlaştırılması, kadınların eğitimine eşit biçimde önem verilmesi, uygulamaya da önem verilmesi, öğretmenlik mesleğinin cazip hale getirilmesi, eğitimde düşünce ve hareket birliğinin sağlanması gibi ilkeler ön plana çıkarYukarıdaki ilkeler uygulandığı için; ulusal eğitimin tüm alanlarında çok büyük ilerlemeler gözlenmiştir. Yani; “Tevhidi Tedrisat Kanunu” kabul edilerek eğitim öğretimde ikiliğe son verilmiş, Latin kökenli yeni alfabeye geçilerek Türkçenin yapısına uymayan Arap harfleri kaldırılmış, laik bir eğitim sistemine geçilmiş, tarih ve dil alanında yapılan çalışmalarla uluslaşma yolunda önemli bir atılım gerçekleştirilmiş, üniversite reformu yapılmış, açılan yeni kurumlarla ve verilen eğitimlerle, ülkede kültürel bütünlük ve ulusal kimlik bilincinin gelişmesi hızlandırılmıştır. Sonuç olarak; Türkiye Eğitim Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını sürdürebileceği bir yapıya kavuşturulmuştu.

Atatürk Eğitime Önem Vermiştir

Atatürk, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda, öncelikle eğitim alanında bir yapılanmaya giderek, eğitime çok büyük bir önem ve öncelik vermiştir. Öyle ki, Kurtuluş Savaşı’nın en buhranlı günlerinde bile milli eğitimin sorunlarıyla ilgilenmiştir. 15 Temmuz 1921’de I.Maarif Kongresini toplamıştır. Bu kongrede: “Asırlardır devlet bünyesinde süren derin idari ihmallerin meydana getirdiği yaraların tedavisinde sarf edilecek emeğin en büyüğünü, hiç kuşkusuz eğitim yolunda göstermemiz lazımdır.” demiştir (MEB, 1993:11-12). Atatürk, 1 Mart 1922’de TBMM’de yaptığı konuşmada da “Eğitim, hükümetin en verimli ve mühim görevidir.” demiştir. Her alanda olduğu gibi, uygarlık Avrupa’sının kalkınmışlığını yakalayabilmek için eğitim alanında da, ülkeyi batı standartlarına ulaştırmayı hedeflemiş olan Atatürk, “Eğitimdir ki; bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir sosyal toplum halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder.” (Atatürkçülük; 1998:291) diyerek, eğitime verdiği önemi ortaya koymuştur.

Kurtuluş Savaşını sürdürürken bile öğretmenlerle beraber cehalete karşı savaşmış olan Atatürk; “Bir milleti irfan ordusuna malik olmadıkça savaş alanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferler kalıcı sonuç vermez.” diyerek eğitime verdiği önemi göstermiştir.

Peki Atatürk Nasıl Bir Eğitim Felsefesini Benimsemiştir?

Atatürk’ün döneminde ülkeler kendi eğitim felsefelerini oluştururken ait oldukları unsurları eğitim sisteminin içine koymuşlardır. Atatürk ise çağdaşı devlet adamlarından farklı bir politika uygulamıştır. O dönemki devletlerin çoğu eğitim politikalarını tek bir unsur üzerine şekillendirmiştir. Örneğin, totaliter devletler eğitim politikalarının merkezine sadece “din” faktörünü koyarken İtalya gibi faşist bir devlet eğitim politikasını kendi devlet yapısına göre şekillendirmiştir. Oysaki Atatürk, Türkiye Eğitimi Sisteminin temellerini atarken tüm unsurları göz önüne almış ve değerlendirmiştir. Atatürk, Eğitim Felsefesinin monist yani tekçi olmaması gerektiğini belirterek, Türkiye Eğitim Felsefesinin birden fazla unsuru kapsamasına özen göstermiştir. Bu bağlamda Atatürk Düşünce Sistemi katı bir doktrin değildir. Temelinde akıl, bilim ve fen vardır.

Atatürkçü Felsefe Demokrasiye de Uygun Bir Şekilde Plüralisttir.

Atatürkçü felsefe, Atatürk döneminin eğitim felsefesini de oluşturmuştur. Atatürkçü felsefenin “altı ilkesi”, Atatürk dönemindeki eğitim yeniliklerini yönlendirmiş ve gerçekleştirmiştir. Atatürk katı bir doktrin tarafları olmaktan öte, bir aksiyon adamıdır. O, kendini hiçbir felsefi “izm”le sınırlamaz. Çünkü Atatürk’ün idealist yönü kadar, pragmatist tarafı da vardır. Bu yüzden, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü felsefi yönden, demokrasiye de uygun bir şekilde plüralist (çokçuluk) olarak tanımlayabiliriz. Atatürk’ün geliştirmiş olduğu milli kalkınma stratejisine bakarak, onun akılcı ve milliyetçi bir düşünür, inkılapçı olduğunu da ifade edebiliriz. Onun eğitim felsefesi çağdaşlarından da farklıdır. Çünkü diğer ideolojilerin hepsi belirli unsurları alıp mutlaklaştırmak” taydılar. Yani o dönemdeki ideolojiler devlet, ırk, din, sermaye, işçi sınıfı gibi unsurlardan sadece birisini alıp eğitim politikaların tek ana unsurları, belirleyicisi olarak almaktadırlar. Bu bağlamda plüralist değil, monist tekçidirler. Oysa Atatürk, eğitim felsefesinin temeline birden fazla unsuru yerleştirerek, çok yönlü bir düşünür olduğunu ortaya koymuştur.

Atatürk Eklektik Bir Eğitim Filozofudur

Aslında kelimenin tam anlamıyla Atatürk’ün çağını aşmış ve geçmişteki tüm filozoflarla hesaplaşmış ve onlardan yararlanmış “eklektik bir filozof” olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yanıyla o bir “Analitik Sentezcidir”. Çünkü Atatürk, dönemindeki eğitim politikalarını şekillendirilirken; Dünya Eğitim Felsefesi tarihindeki farklı farklı eğitim felsefelerinden yararlanmıştır. Sadece tek bir felsefi akıma bağlı kalmamış farklı farklı görüşlerden yararlanılarak, Türkiye’nin Eğitim Sorunlarını çözecek değişik analitik sentezlere gidilmiştir. Hümanizm, realizm, pragmatizm, idealizm ve pozitivizm gibi felsefelerden yararlanılmıştır. Atatürk, İzmir İktisad Kongresinde şu konuşmayı yapmıştır: “Memleket evladını hayatta fiilen etkili ve faydalı verimli kılmak için gerekli bilgileri işe dayalı olarak vermeliyiz.” Bu konuşma; idealist ve natüralist felsefelere dayanan iş eğitimi akımının temel görüşü olan insanı iş yapabilir hale getirme görüşüyle örtüşmektedir. Esasicilik akımının temeli olan “Kültürelmirasın çocuklara ve genç nesillere kazandırılması görüşü, Atatürk için çok önemlidir. Başka bir yönüyle bakıldığında Atatürk, aynı zamanda pragmatisttir de. Atatürk, pragmatizmin önemli temsilcilerinden olan John Dewey’i 1924 yılında Türkiye’ye davet edip, ondan eğitim sistemiz hakkında rapor istemiştir.

Büyük Bir Devlet Adamı ve Komutan Olduğu Kadar, Önemli Bir Eğitimci de olan ATATÜRK eğitimci yanıyla ölümsüz bir liderdir. Geometri kitabı yazacak ve savaş sırasında bile eğitim kongresini toplayacak kadar eğitim öğretimin içinde olan ve eğitime önem veren Atatürk’ün eğitim felsefesini ve görüşlerini yukarıda anlatmaya çalışsak da onun eğitimdeki ölümsüzlüğü ilelebet yaşayacak olan çağdaş demokratik Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

Yorum Yazın

Şahin Aybek Diğer Yazıları

DÜNYADAKİ BÜYÜK DEĞİŞİMİ EĞİTİMLE YAKALAMALIYIZ 18 Haziran 2018 - 12:32
ÖĞRENCİLERİMİZE NEYİ ÖĞRETMEK DAHA DEĞERLİ VE GEREKLİDİR? 12 Haziran 2018 - 12:01
EĞİTİMDE DEVLET AKLINI YOK EDERSENİZ; EĞİTİMDE YARGISIZ İNFAZLARDAN YARGILI İNFAZLARA GEÇİP, EĞİTİMİ DE YOK EDERSİNİZ 07 Haziran 2018 - 11:29
KOMPLE KAPATILMASI GEREKEN İLKSANIN YÖNETİM VE DENETİM KURULU ÜYELERİ NASIL SEÇİLMEKTEDİRLER VE NE KADAR MAAŞ ALMAKTADIRLAR? 31 Mayıs 2018 - 13:26
EĞİTİMDE TEBEDDÜL-İ ESMA İLE HAKAİK TEBEDDÜL ETMEZ 29 Mayıs 2018 - 13:22
EĞİTİMİN CANLARINA DOKUNARAK “MİLLETVEKİLLİĞİ YAPMAK” İLE “MİLLETVEKİLİ OLMAK” FARKINI GÖSTEREN CEYHUN İRGİL 28 Mayıs 2018 - 10:36
EĞİTİM SENDİKALARI KENDİLERİNİ EĞİTİM BÜROKRASİSİNİN YERİNE KOYARSA DEVLET İÇİNDE YENİ PARALEL YAPILAR OLUŞUR 25 Mayıs 2018 - 14:34
SEÇİMLERDEN SONRA MEB’DE KAÇINILMAZ BİR DEĞİŞİM OLACAK, AMA AMERİKA’YI YENİDEN KEŞFETMEYE DE GEREK YOK 24 Mayıs 2018 - 11:47
YANLIŞ İNSAN KAYNAKLARININ MEB’E MALİYETİ NEDİR VE BU KONUDA NE KADAR TAZMİNAT ÖDENMİŞTİR? 23 Mayıs 2018 - 11:47
MEB OLARAK NİYE 64 YILDIR EĞİTİMDE YERİMİZDE SAYIP DURUYORUZ? 22 Mayıs 2018 - 15:29
MARX’TAN GRAMSCİ’YE ELEŞTİREL EĞİTİM FELSEFESİNİN EĞİTİMİMİZE NE GİBİ KATKILARI OLABİLİR? 21 Mayıs 2018 - 10:32
SİYASİ PARTİLER MİLLİ EĞİTİM BAKANLARINI VE EĞİTİM ÜST KADROLARINI ŞİMDİDEN AÇIKLAMALIDIRLAR 16 Mayıs 2018 - 23:53
SEÇİMLERE GİDERKEN PARTİLERE, ADETA AŞİL TOPUĞU KESİLMİŞ EĞİTİMİMİZİN SORUNLARI BAĞLAMINDA RASYONEL TERCİHLER VE ÖNERİLER… 16 Mayıs 2018 - 10:34
MEB, BAKANIN SÖYLEDİĞİ MUTLULUK EĞİTİM BAKANLIĞINA NASIL EVRİLİR? 15 Mayıs 2018 - 16:04
YAVUZ BİNGÖL’DEN SARTRE’A, EĞİTİMİN TEMELİ OLARAK ÖZGÜRLÜK SORUNSALI 14 Mayıs 2018 - 12:27
ANNEM BENİ GÖKTEN YERE İNDİRDİ, ÖĞRETMENİM YERDEN GÖĞE YÜKSELTTİ 13 Mayıs 2018 - 10:45
SAYIN İSMET YILMAZ; ENDÜSTRİ 4.0’A, EĞİTİM 4.0 VE ADALET 4.0 İLE DESTEK VERMELİYİZ 11 Mayıs 2018 - 10:19
SCHEFFLER’DAN HARDİE’YE EĞİTİME YÖNELİK SİSTEMATİK BİR SORUŞTURMAYI NASIL YAPABİLİRİZ? 10 Mayıs 2018 - 10:12
JOHN DEWEY’İN PRAGMATİK EĞİTİM FELSEFESİYLE DEMOKRASİYİ OKULLARDA BİR HAYAT TARZI OLARAK YAŞATABİLİR MİYİZ? 08 Mayıs 2018 - 10:49
MUHARREM İNCE İLE EĞİTİMDE DE “1 İLERİ 5 GERİ” DEN, TAM GAZ İLERİYE Mİ? 07 Mayıs 2018 - 10:46
ÖĞRENCİNİN KULAĞI KADAR AĞZI DA VARDIR DİYEN BUBER’İN METAFORLARI 04 Mayıs 2018 - 11:31
NİHİLİST NİETSCHE’NİN EĞİTİM FELSEFESİYLE SADECE BİR VİDAYI ÇEVİRMEDE USTA UZMANLAŞMA NASIL ÖNLENİR? 03 Mayıs 2018 - 13:27
EĞİTİM BİLİMİN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMELİDİR DİYEN MODERNİZMİN NATÜRALİST ROUSSEAUCU EĞİTİM FELSEFESİ 02 Mayıs 2018 - 15:24
İSLAM EĞİTİM FELSEFESİNİN DORUK NOKTASI OLARAK SPİRİTÜALİST GAZALİ’NİN EĞİTİMİMİZE ETKİLERİ 30 Nisan 2018 - 11:09
ARİSTOTELES’İN ÖZGÜRLEŞTİRİCİ REALİST EĞİTİM FELSEFESİ RASYONEL VE DEĞERLİ TERCİHLERDE BULUNMAYI MI ÖĞRETİYOR? 27 Nisan 2018 - 14:06
HANGİ EĞİTİM FELSEFESİ İNSANIN DOKTOR, MÜHENDİS OLMASINDAN ÖNCE İNSAN OLMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNUR? 26 Nisan 2018 - 11:17
PLATON’DAN BUBER’E SİSTEMCİ EĞİTİM FİLOZOFLARI EĞİTİMİMİZE NE KATABİLİRLER? 25 Nisan 2018 - 11:28
EĞİTİM FELSEFESİ MEB TARAFINDAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULMASI GEREKECEK KADAR HAYATİ DEĞERDEDİR 24 Nisan 2018 - 10:00
SEÇİMLERDE EĞİTİME VE BİLİME ÖNEM VERMEYENLERE NİYE OY VERMEMELİYİZ? 20 Nisan 2018 - 17:16
Eğitimin Eğitimsizlerinden Misiniz? 19 Nisan 2018 - 10:34