adscode

Bilim ve Yükseköğretim Bakanlıkları neden şart! (1)

Üniversitelerimiz gibi tıpkı TÜBİTAK ve benzeri bilim kuruluşlarımız, tekno parklarımız, araştırma merkezlerimiz ve bilim insanlarımız adeta kaderlerine terk edilmiş durumda. Halk tabiriyle sırtlarını dayayacakları güçlü bir “arkaları” yok.

aguclu@milliyet.com.tr




Bilim toplumu olmadan refah toplumu, özgür ve özerk üniversiteler olmadan da bilim toplumu olmak mümkün değil. Peki “üniversiteler” ve “bilim” Bakanlar Kurulu’nda temsil ediliyor mu? Hayır! YÖK ve TÜBİTAK dış kapının mandalı gibi bazı bakanlıklara yamanmış durumda!

Üniversitelerimiz gibi tıpkı TÜBİTAK ve benzeri bilim kuruluşlarımız, tekno parklarımız, araştırma merkezlerimiz ve bilim insanlarımız adeta kaderlerine terk edilmiş durumda. Halk tabiriyle sırtlarını dayayacakları güçlü bir “arkaları” yok.

Vakıf üniversiteleri ve özel hastaneler yüzünden tıp fakültelerimizin, ilk 500’e giren üniversitelerimiz ve savunma sanayimizin içi boşalmış durumda. Buna acilen dur demek gerekmez mi? Ama nasıl?

İsterseniz gelin önce bir durum tespiti yapalım:

. Bilimin de yükseköğretimin de gerçek anlamda sorumlusu yok. TBMM’de YÖK ve üniversiteleri MEB, TÜBİTAK’ı da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı temsil ediyor ve bu yüzden kendi özgür iradelerini yeterince yansıtamıyor, kaderlerini ve vizyonlarını kendileri belirleyemiyorlar! Siyasetin gölgesinde kalıyorlar.

. İnsan gücü planlaması, bilim politikası, istihdama yönelik eğitim, üniversite-sanayi işbirliği, ARGE ve tekno parkların daha verimli kullanmaları konusunda yeterince inisiyatif alamıyorlar.

. Devletin yetiştirdiği bilim insanları özele ya da yurtdışına giderken ya gitmek zorunda kalırken adeta seyrediliyor. Gidenleri yeri doldurulamıyor. Kan kaybı had safhada. Giden üstün yetkinliğe sahip bilim insanlarının yerine aynı yetkinliğe ve kariyere sahip yeni eleman bulunamıyor, başvuruların cazip hale getirilmesi konusunda yeterince çaba gösterilmiyor, kaynak yaratılamıyor.

. Yeni bir “Bilim İnsanı Yetiştirme Fonu” kurularak devletten tıpkı futbolda olduğu gibi transfer edilen her bilim insanı için kariyerine göre transferi gerçekleştiren kurum tarafından o bilim insanının yetişmesine katkıda bulunan kurumlara yani devlete, yani yeni bilim insanlarının yetişmesi için bir kaynak aktarma zorunluluğu getirilemez mi? Böylece vakıf üniversitelerini güçlendireceğiz diye devlet üniversitelerinin daha fazla kan kaybetmelerinin önüne geçilemez mi?

. Yeni öğretim kurumları kurulurken ve özellikle de öğretime başlama izni verilirken daha özenli olunamaz mı? Örneğin tıp fakülteleri de dahil pek çok fakülte de 2,3 üniversite öğrencisinin aynı fakültede ders yapmak zorunda kaldıkları için uzaktan eğitim yönelmeleri ne kadar doğru? Uzaktan tıp eğitimi olur mu? Yeni açılan fakültelerin altyapıları hazır değilse, öğretime başlamalarına neden izin verildi? Bu durum köklü tıp fakültelerini seçen öğrencilere de haksızlık değil mi?

. Meslek yüksekokullarının üniversitelerden ayrı bir yapılanma içerisine girmeleri daha sağlıklı olmaz mı?

. Yükseköğretime, bilime ve araştırmaya bir yandan yeni akarlar yaratırken öte yandan mevcut kaynakların hovardaca harcanmasına dur denilemez mi?. Örneğin tek öğrencinin dahi tercih etmediği fakülteler, örneğin kayıt olan her 100 öğrenciden en az yarısının mezun olmadan bölüm değiştirmesi ya da fakülteyi terk etmesine, öğrenim gördüğü alan dışında herhangi bir yetkinlik gerektirmeyen işlerde çalışmalarına daha ne kadar seyirci kalınacak?

. Bütçe dağılımı daha adil ve fonksiyonel kullanılamaz mı? Daha iyi denetlenemez mi?

. Dünya üniversiteleri mali açıdan üçlü bir saç ayağı üzerine oturuyor ve bu ayaklardan biri ya da bir kaçı eksik olursa, varoluş gerekçeleri sorgulanıyor! Bu üç ayak şu şekilde: Bütçenin üçte biri devlet ya da vakıflar tarafından karşılanıyor, üçte biri öğrenciden alınıyor, parası olmayana devlet geri ödemeli kredi veriyor, üçte birini de üniversite karşılıyor. Bizdeki mevcut yapı ise genelde tek ayak üzerine kurulu ve o da sağlam bir duruş sergilemiyor. Bütçe genelde ya devlet tarafından ya da öğrenciler tarafından karşılanıyor. Gerçek anlamda vakıf üniversite ve bütçesinin üçte birini kendi ürettiği bilim ve teknoloji ile karşılayan üniversitemiz ise yok gibi…

. Eğitime, bilime, araştırma harcanan kaynaklar, çocuklarımızı mutluluğuna ve ülkemizin kalkınmasına ne kadar katkıda bulunuyor? Meslek sahipleri ne kadar yetkin, bilimsel çalışmaların ne kadarı üretime dönüşüyor? Tüketimin ne kadarı kendi ARGE’mizden çok başka ülkelerin ve yabancı şirketlerin araştırmalarına destek oluyor, ARGE’ye harcanan kaynakların ne kadarını devlet, ne kadarını özel sektör sağlıyor, dünyadaki durum ne?..

Bu konularda paylaşılacak konu o kadar fazla ki bunları konuşmadan, tartışmadan, üst akıl çerçevesinde toplumun tümünü içine alan kararlar almadıkça ve en önemlisi de lafın ötesine geçmedikçe yol kat etmemiz ve bilim toplumu mümkün değil.

Peki bunu mu istiyoruz?

Kesinlikle hayır.

Hemen her alanda özellikle de eğitim ve bilimde çok daha fazlasını hem hak ediyor hem de canı gönülden istiyoruz.

Zoru seviyoruz ve bunu başarmamız da işten bile değil.

Şu an için malzemelerin en iyisi elinin altında olmasına rağmen en iyi yemeği yapamayan şef durumundayız. Hepsi bu!

Neden de çok, mazeret de ama bunları hiç biri bizi engellememeli. Çünkü söz konusu olan çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği!..


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
Doğru olan bu mu?