Hemen her ülke eğitime yönelik farklı modeller üretiyor. Köy enstitüleri, Anadolu liseleri gibi bizim de artık mazide kalsa da çok önemli modellerimiz var. Çöplüğe atılanı, asla vazgeçilmeyeni de çok! Onlardan birisi de Patinaj Modeli!
Patinaj modelinde hiç boş durmuyorsunuz ama hep boşa çalışıyorsunuz.
Öğrenci gibi gözüküyorsunuz ama öğrenci değilsiniz.
Çok çaba harcıyorsunuz ama yol alamıyorsunuz.
Aradan çok uzun yıllar geçiyor ve siz bir sınavdan çıkıp diğerine giriyor, bir bölümü bırakıp başka bir bölüme başlıyorsunuz!
Zaman kaybı, emek ve harcanan paranın haddi hesabı yok.
En önemlisi de dönme dolaplardaki ya da koşu bandındakiler gibi hep aynı yerdesiniz…
Son yıllarda ne işte ne de okulda olmayan milyonlardan, zorunlu eğitim sürecini ya da üniversiteyi yarıda bırakan milyonlardan söz ediliyor.
Rakamlar büyük hem de çok büyük.
Ama asıl önemli olan okuldan koptuğunu sandığımız bu öğrenciler gerçekten eğitime ve okula veda mı ediyor yoksa sınav bataklığında debelenmeye veya üniversite ve bölüm değiştirmeye devam mı ediyor?
Çok büyük bir sirkülasyon var, 5, 10 kez sınava giren olur mu maalesef oluyor.
Üç, beş kez üniversite değiştiren olur mu maalesef oluyor.
Eğitime 100 öğrenciyle başlayıp, 15, 20 mezun bölüm olur mu maalesef fazlasıyla var.
Son sınıfa gelen öğrenciyi, eğitim süreni doldurdun deyip kapı önüne kayanımız var mı, fazlasıyla var.
Her yıl yıl yüzbinlerce öğrenci eğitimden, okuldan kaçmak isterken ille de okuyacağım diye yeni bir şans isteyen yüzbinler olur mu, oluyor…
Eğitimde bir yandan büyük bir kaynak sıkıntısı yaşarken öte yanda müthiş bir savurganlık yaşıyoruz.
Hem de sadece maddi olarak değil hayallerimizi de sınav çarklarının arasında un ufak ediyoruz, gençlerimizi eğitime ama daha da önemlisi ülkemize ve hayata küstürüyoruz.
Ne olur artık bundan vaz geçelim!..
Patinaj odaklı eğitimden vazgeçip üretim odaklı eğitime yönelmek o kadar zor mu?
Kesinlikle hayır.
Peki o zaman bu dönüşümü neden gerçekleştirmiyoruz?
Binlerce kez dile getirdik, bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyoruz:
Eğitimi hafife almamak gerekir. Çünkü geleceği o şekillendiriyor.
Üreten ve mutlu öğrenciler yetiştiriyorsanız sorun yok. Su akıyor yolunu buluyor.
Tersi durumda ise patinaj yapıp duruyoruz.
Keşke tek tip eğitim yerine kişiye özel modüler sistemler geliştirebilsek!..
Üreten değil, tüketen bir ülke olduk.
Üretenden çok, rant gelirlerinden daha az vergi aldık.
Sorun çözen değil, sorun üreten bir anlayış geliştirdik.
Soran, sorgulayanları değil, sessiz kalanları sevdik.
“Söz gümüşse, sükut altın”dır sözlerini kafalara kazıdık.
Fark yaratanları “yeni icatlar çıkartma, otur oturduğun yerde” diyerek körelttik.
Çocuklarımızı 4, 5 seçeneceğin ötesini düşünemeyen sınav köleleri haline getirdik!
Bu yüzden de yargıdan siyasete, sağlıktan ekonomiye, eğitimden endüstriye hemen her alanda reform ihtiyacı doğdu ve yönde hazırlıklar başlatıldı.
Şu çok iyi biliniyor ki, köklü bir eğitim reformu gerçekleştirmeden, üretken, girişimci, iş bitirici vizyoner, etik değerlere saygılı nesiller yetiştirmeden, liyakatı, aklı ve bilimi referans almadan, diğer alanlarda yapılacak hiçbir reform sürdürülebilir olmaz.
İşte bu nedenle, eğitim reformu taslağı hazırlayanlar ve bu işe soyunacaklar, günü değil, geleceği kurtarmaya yönelik adımlar atmak zorundalar!..
Eğitimde patinaj yapmaktan artık çok yorulduk!
Yeni hayal kırıklıklarını, temcit pilavı gibi defalarca denenmiş ve başarız olmuş sistemlerin yeniden dayatılmasını artık kaldıramıyoruz.
İşte bu yüzden eğitimin tüm paydaşlarını ve özellikle de sahadaki öğretmenlerimizi, velilerimizi, öğrencilerimizi daha çok dinlemeliyiz.
Eğitim ideolojik değil pedagojik bir olaydır ve sonuçları da sosyolojiktir!..

