Yılda bir kez olsa hatırlanıyor, gönülleri alınmaya çalışılıyor. Keşke onu da doğru düzgün yapıyor olabilsek. Günün anlam ve önemine yönelik söylemlere bakıldığında görünen o ki gençleri hala anlayabilmiş değiliz! Seviyoruz hem de çok seviyoruz ama hepsi o kadar!..
Eğitimden istihdama, yurt ve burstan staja, geçim sıkıntısından hayallerinin törpülenmesine pek çok sorunları var. Yapılan vaatlerin çoğu da onların iyileştirilmesine yönelik…
Peki çok daha iyi okullarda okusalar, çok daha iyi işlerde çalışsalar, çok iyi maaş alıp hayalini kurdukları yaşam standardını yakalasalar daha mı mutlu olacaklar?
Tüm bu koşullara sahip olanları mutlu mu, huzurlu mu, geleceğe emin adımlarla yürüyor mu?..
Gençler mutsuz hem de çok mutsuz.
Bu sadece bizde değil dünyanın her yerinde benzer sancılar yaşanıyor.
Kabına sığmayan, kendilerine biçilen rolü demode bulan, yarını değil bugün yaşamak isteyen, sınırların değil özgürlüklerin artırılmasını bekleyen ama en önemlisi de sürekli nasihat verilen, kösteklenen, bugün git yarın gel denilen değil saygı duyulan, sözü dinlenen, değer verilen, fırsat tanınan bireyler olmak istiyorlar.
Sınav köleliğinden kurtulup, ilgi, yetenek, beceri ve hayalleri doğrultusunda en iyi şekilde kendilerini yetiştirip parmakla gösterilen kişiler olmanın hayalini kuruyorlar.
Başkalarının istediği kişiler değil kendileri olmanın peşindeler…
Günümüzde bir ülkenin en büyük zenginliği iyi yetişmiş enerjik, üretken ve bir o kadar da vizyoner gençleridir. Biz de fazlasıyla var.
Peki hak ettikleri değeri görüyorlar mı?
Evet demek çok zor.
Gözlerinin dışarıda olmasının ve geleceği yurtdışında arıyor olmanın nedeni de bu.
Araştırmalara göre gençlerin yüzde 72,9'u fırsatını bulursa başka bir ülkede yaşamak istiyormuş.
Şaşırdık mı?
Hayır.
Daha önce de benzeri araştırmalar yapılmış ve benzeri sonuçlarla karşılaşmıştık.
Peki, şimdi değişen ne?..
Gençlerin büyük hayalleri var hem de çok büyük.
Ve en acı olanı ise bu hayallerini burada, ülkemizde, yaşadığı kentte gerçekleştirebileceklerine yönelik inançlarının giderek azalması.
İşte bu yüzden önceliğimiz günü kurtaracak maddi değerler, yapısal düzenlemeler değil moral değerler ve motivasyon olmalıdır.
Önce güvenlerini kazanmalıyız, aidiyetlerini sağlamalıyız, özgüvenlerini güçlendirmeliyiz, bu konulardaki samimiyetimize inandırmalıyız, sonrası zaten kendiliğinden gelecektir.
Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz?
Diyalogla, ayrıştırmadan, onlar için en iyisinin yapıldığına, yapılacağına inandırarak, yılda birkaç kez değil 7-24 her gün, her saat hatırlanarak, güçlerinden, enerjilerinden, fikirlerinden yararlanarak yol alırsak tren katarının son vagonu değil lokomotifi haline gelebilirler…
Ömürle birlikte gençlik yelpazesi de bir hayli genişledi.
Ortalama yaşam süresi 78, 80’e, gençlik yaşı da 30’lu yaşları da içine alacak şekilde uzadı.
Bu yüzden 30’lu yaşların başında doğru bir gelecek arayışı içinde olan gençleri çok fazla yadırgamamak ve “biz senin yaşındayken” diye başlayan nasihatlerde bulunurken çok dikkatli olmak gerekir…
Peki nasıl bir gelecek, nasıl bir iş ve en önemlisi de nasıl bir moral ve motivasyon istiyorlar?
. Baskıdan nefret ediyorlar. Bu yüzden daha çok inisiyatif istiyorlar.
. Daha esnek bir eğitim ve daha esnek bir çalışma hayatı peşindeler.
. Uçuk da olsa fikirlerine değer verilsin ve en azından dinlensin istiyorlar
. Yönetilen değil yöneten olmak arzusundalar.
. Sıradanlığa razı değiller, yüksek bir yaşam standartları olsun iddiasındalar.
. Dünyanın her yerine gidebilir ve orada yaşam sürdürebilir donanıma sahip olmayı düşünüyorlar.
. Kendilerine, hobilerine zaman kalsın ama onları hayata geçirecek kadar da paraları olsun istiyorlar.
. Her şeyden önce de adam yerine konulmak istiyorlar…
Seçme ve seçilme yaşını aşağı çekerek, maddi imkanlarını artırarak, parlak vaatlerle gönüllerini almanın ötesine geçerek onları anlayan, dinleyen ve bu yönde politika üretenler sadece gençlerin değil, ailelerinin de gönlünde taht kuracaktır.
Bu da huzurun, üretimin, kalkınmanın, refahın, demokrasinin altın anahtarı olacak ve kendilerine yatırım yapanları da fazlasıyla mutlu edecektir.

