Akademisyen ile bilim insanları çok farklı misyona sahipler. Biri bilim üretir diğeri öğrenci yetiştirir. Her ikisini bir arada götürmeye çalışanlar da elbette yok değil ama başarılı olanı ara ki bulasınız. Bir de her akademik ünvanlı olanı bilim insanı ve eğitimci sanıyoruz ki asıl sorun o!
Bu arada akademik unvana bir şekilde sahip olup da ne akademik yaşamla ne de bilimle uzaktan yakından hiç ilgisi olmayanlarımız da var ki asıl sorgulanması gereken onlar.
Dünya genelinde asıl olan akademik unvan doktoradır.
Profesörlüğü gittiğiniz üniversitede alırsınız ya da almazsınız.
O bir kadrodur ve bir üniversitede kullandığınız o unvanı başka bir üniversitede kullanamazsınız.
Hele ki tabelalarda, afişlerde, televizyon ekranlarında hiç kullanamazsınız.
Her şeyden önce etik değildir…
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren eğitimde yaptığımız kimilerine göre “en isabetli seçimler”, kimilerine göre ise “en önemli hatalar”dan birisi de eğitimi sahada yetişen eğitimcilere değil profesörlere emanet etmemiz oldu.
Profesör Bakan ve müsteşar sayımız azımsanmayacak kadar çok ama eğitim kökenli olanı birkaç kişiyi geçmez. Onlar da politikayı bilmedikleri için yeterince başarılı olduklarını söylemek abartılı olur…
Bir gün bu konuyu Demirel’e ve Ecevit’e de açmış “Milli Eğitim Bakanlarını özellikle mi eğitimden hiç anlamayanlardan, eğitimi hiç aklının ucundan geçirmeyenlerinden seçiyorsunuz?” diye sormuştum.
Her ikisinin cevabı da benzer ve bir o kadar ilginçti:
“Bakanlar Kurulunu belirlerken parti içi siyasi dengelere, bölgesel dağılıma ve yönetim tecrübesine bakarız, gerisi ona kalmıştır. Başarılı olursa yola devam eder, başarılı olmazsa ismini bile hatırlayan çıkmaz!..”
Siyasetin görmediği bir şey var ki o da konu sadece eğitim değil her ne olursa olsun kendisine o işe adayan ve siyaset yapmayı isteyen adayları değil farklı özelliklere sahip olanları hep öne çıkartmaları.
Elbette eğitim çok önemli peki tarım, turizm, sanayi, sanat, sağlık, kültür, ekonomi, yargı, üretim daha mı az önemli?
Akademisyenlik, doktorluk, mühendislik, öğretmenlik, tüccarlık, yargıçlık, önemli de çiftçilik, veterinerlik, çobanlık, teknisyenlik, bebek ve yaşlı bakımı daha mı az önemli?
Savunma sanayi, yapay zekâ, bilişim teknolojileri, üretim önemli de doğal felaketler, salgınlar, kıtlık, enflasyon, bağımlılıklar, sosyal bilimler daha mı az önemli?
Hemen her alanda kafayı o konuya takmış, bunu kendine iş edermiş, bilgisiyle, donanımıyla, bugün kadar ki icraatlarıyla kendi alanında rol model olmuş yüzlerce, binlerce, on binlerce önderler yetiştirmeli ve günü geldiğinde de bayrağı o önderlere teslim etmeliyiz. Etmeliyiz ki en önemli makamlar stajyerlik yapılan, iş ve siyaset öğrenilen, alınan kararların daha mürekkebi kurumadan değiştirilen yerler olmasın…
Bütün bunlar o kadar zor mu?
Kesinlikle hayır.
Kaldı ki zaten istisnasız hepimiz de bunu istemiyor muyuz?
Geleceğimiz emin ellerde olsun demiyor muyuz?
Peki o zaman???
Çinliler “vatandaşlık puanı” sistemini geliştirmişler. Biz de toplum önderleri kriterleri geliştirelim.
Çok uzun yıllar rektörlük seçimlerini tartışıp durduk ama dünyanın en iyi üniversitelerinde olduğu gibi rektör olma kriterlerini asla belirlemedik.
Her üniversite kendi misyonu ve vizyonuna göre kriterler belirleyip, o hedeflerini nasıl gerçekleştireceğini sorgulayıp hayata geçirseler bugün bu durumda olurlar mıydı?..
Böylesi bir vizyonla diğer kurumlara da örnek olmazlar mıydı?
Dünya ve özellikle de yaşam daha da karmaşık hale geliyor ve sadece birkaç alanda değil binlerce farklı alanda işini hakkıyla yapan önderlere ihtiyacımız var. Onlara bu ortamı hazırlayalım ve arkalarında duralım ki, zamanı boşa harcayanlardan, kaybedenlerden değil huzuru, refahı yakalayan kazanlardan olalım…
Bu o kadar zor mu?
Hayır!
Yeter ki isteyelim, inanalım ve liyakattan asla vazgeçmeyelim…

