Mutluluk sıralamasında 147 ülke arasında 94. sıradaymışız! Hemen her konuda ilk 10’da olmak isterken, mutlulukta neden bu kadar duyarsızız, neden bu kadar gerideyiz? Buna da şükür diyemeyiz. Mutsuzluk yarışında başta eğitim olmak üzere tuzu olmayanımız var mı?
Eğitim, okul, öğrenme, okuma, yazma, araştırma eskiden mutluluk kaynağıydı şimdi bu kelimelerden birini duyduğunda yüzünü buruştırmayanı zor bulursunuz.
Ülke olarak mutlu, başarılı, huzurlu, keyifli olmak için değil adeta gerginlik üretmek ve onunla beslenmek için yaşıyoruz.
Siyasetten yargıya, medyadan eğitime, ekonomiden sağlığa, tarımdan felaketlere, işsizlikten doğurganlığa, geçmişten geleceğe, şarkılardan dizilere, spordan sanata hemen her konuda haklı olan hep biziz, sorunların kaynağı ise hep başkaları.
Hayat bileşik kaplar gibidir, bir konuda ne iseniz hemen her alanda osunuz demektir.
Genel bakış açımızı şekillendiren ise eğitim sistemleridir.
Bizim eğitim sistemi yarının yetişkinleri olacak öğrencilerimizi mutlu etmek için değil adeta mutsuz etmek için kurgulanmış.
İlgisi, yeteneği, beceri ve hayalleri olduğu alanlarda çok başarılı olan öğrencileri, bazı derslere ilgisi, yeteneği, isteği yok diye “başarısız” diye damgalıyoruz.
Müfredat programlarının dar çevresi dışına çıkıp farkındalık yaratmaya çalışanları “eski köye yeni adet getirme” diye dışlıyoruz.
Sınavlarda derece alanları mülakatla değersizleştiriyoruz…
Mezunlar bir daha okullarının önünden geçmiyorsa, çalışanların sadece yüzde 10’u gönül rahatlığı ile mesleğini başkalarına da tavsiye eder noktasında ise mutluluğa giden yolda “nerede hata yaptık?” diye her şeyi yeniden sorgulamamız gerekmiyor mu?..
Okulda ve işyerinde mutluluğu yakalayamıyorsak, evde ve ülkede çıtayı yukarıya yükseltmemiz çok zor.
Kuraklık ile yağışlar arasında debelenip durduğumuz gibi hiç bir şeyden memnun olmuyoruz.
Yazın kuraklık var diye kışın her tarafı su bastı canımız yandı diye ağlıyoruz.
Her damlanın bir hayat olduğu, onu barajlarda toplamamız gerektiği, beton kentler arasında yer altı sularını besleyecek kanallar oluşturmanın şart olduğunu, suyun en doğru nasıl kullanılması gerektiği aklımızın ucundan bile geçmiyor!..
Günün sonunda yaptığımız her şey ülkemizin ve milletimizin refahı, mutluluğu, huzuru için ise her şeyden önce neden bunlara odaklanmıyoruz?..
“Atılan her adım, söylenen her söz, yapılan her iş zaten onlara yönelik” diyor ve tam tersi bir tablo ile karşılaşıyorsak, o zaman her birimiz kabahatliyi çok uzaklarda aramayalım, eğitim ve meslek seçim sistemlerini yeniden gözden geçirelim. Referansımız da akıl, bilim, liyakat olmalı!..

