Hangi meslek daha önemli, hangileri daha itibarlı, hangisi en çok isteneni, hangileri en fazla kazandıranı, hangilerinin gelecek garantisi var, hangileri hiçbir zaman değerini kaybetmeyecek olanlar? En önemlisi de hangi meslek sizin için en doğru olanı?
Bu konularda olaya nereden baktığınıza göre yüzlerce farklı örnek geliştirebilirsiniz.
Örneğin şu günlerde en çok konuşulan burunlarından kıl aldırmayan ustalar. İşiniz düşmeye görsün. Nazın bini bir para, istedikleri para ise profesör maaşını gölgede bırakır…
En çok kazanan onlar mı?
Kesinlikle hayır.
Alın terlerinin karşılığını yeni yeni almaya başladılar ama keşke biraz da yaptıkları işlerde çok daha özenli olabilseler…
En çok kazanlara gelince kiraladıkları ya da satın aldıkları yerlerin fiyatlarına bakın yeter de artar. Kazanıyorlar ki veriyorlar. Görünen o ki şu anda en çok kazananlar estetik cerrahlar!..
Onlar da emeklerinin karşılığını yeni yeni almaya başladılar. Umarız bıçak altına yatanların memnuniyet yüzdeleri de onlarınki kadar yüksektir…
Bu noktada onların kazançlarından çok daha önemli ayrıntı diğer meslek gruplarının gelirlerinin düşük olması. Elbette daha da çok kazansınlar ama diğerleri de unutulmasın…
Okumuşların itibarı?..
Okumuşların itibarı yerlerde sürünüyor” diyenler de çok, diploma koleksiyonu için harcadığı zamana, paraya, emeğe ve en önemlisi de yitirip giden hayallerine yananlar da çok!..
Üniversite giriş sınavına sayılı günler kala adayların da, velilerin de en çok cevap aradığı sorular bunlar.
Hangi mesleği seçerlerse daha iyi bir gelecek elde edebilirler? Kafalarını kurcalayan en önemli konu bu. Eskiden prestij çok daha ön plandaydı, şimdi hayatı idame ettirecek kadar sürdürülebilir bir iş daha da önemli hale geldi. Hele ki bu iş sevdiği ve eğitim gördüğü bir alanda olursa memnuniyetleri kat be kat daha da artıyor…
YKS’de ilk 100’e, ilk 1000’i, ilk 10 bine girenlerin tercihlerine baktığınızda dünden bugüne çok büyük değişimler söz konusu.
Dünün gözde mesleklerinden pek çoğu artık en tepelerde değil en altlarda kendine zor yer buluyor!..
Hangi meslek?
En iyi meslek kişiden kişiye değişir, en doğru tercih yaratılan algıya, popülariteye, dayatmalara, puana, tavsiyeye göre şekillenenler değil bireysel ilgi, yetenek, beceri ve hayalinize göre seçtiğiniz mesleklerdir. Bunu anlama unutmayın! Sevmediğiniz bir işte başarılı ve mutlu olmanız mümkün değildir!..
Meslekler bir zincirin halkaları gibidir. İçlerinden birisi koptuğunda hepsi dağılır. Bu yüzden biri ya da bazıları değil hepsi önemlidir. “Zayıf halka kadar güçlüsünüz” denilmesi bu yüzdendir.
Sınavlar önemli ama her şey değil. Hele ki ÖSYM mantığıyla ve ÖSYM sınavlarıyla meslek seçmek hataların en büyüğüdür!.
Bu noktada şu soruların cevabını arayalım:
. Okullarda ya da üniversitelerde verilen eğitim ile sınavlarda sorulan sorular birbiriyle ne kadar örtüşüyor.
Sınav soruları verilen eğitimi ne kadar yansıtıyor?
Üniversitelerde alınan eğitim, iş dünyasının beklentileri ne kadar karşılıyor?..
Lise mezunları gibi üniversite mezunlarını da adeta sınav köleleri haline getirdik.
Eğitim fakültesini bitiren öğretmen, hukuk fakültesini bitiren avukat olamıyor. Mühendisler iş bulamıyor. Doktorların çoğu, asistanlar ay sonunu zor getiriyor…
Öğretmenlik için KPSS yetmedi şimdi de Öğretmen Akademisi çıktı. Yarın yine “yığılma oldu” diye onu bitirenlere de yine bir sınav getirilirse hiç şaşırmamak gerekir!
Daha düne kadar eğitim fakültesini bitirenler öğretmen, hukuk fakültesini bitirenler avukat, mühendislik fakültelerini bitirenler, eczaları bitirenler eczacı, tıpbı bitirenler doktor oluyordu.
Ne oldu, nerede hata yaptık da bu noktaya gelindi?
“Yığılma oldu da bu yüzden baraj ve sınavlar getirildi” deniliyorsa, bunun faturası bu fakülteler girmek ve mezun olmak için bir ömür tüketen gençlere ve ailelerine değil, plansız, programsız üniversite, fakülte açan, bol kepçe kontenjan veren, mezunların aldıkları eğitim ile yaptıkları sınav hem mantık, hem içerik, hem de uygulama biçimi açısından dörtte bir oranında bile örtüşmeyen kurumlara çıkartılmalıdır. Bu kurumların en başında da MEB, YÖK ve ÖSYM geliyor!..
“Bugünkü koşullarda barajlardan ve yeterlilik sınavlarından başka çare yok” diyenler çıkabilir.
Mesleklerin itibarını korumak için alınan benzeri önlemler, dünyanın her yerinde var ama onların olaylara bakış açısı ile bizimki çok farklı!.
Bizde insan gücü planlaması diye bir şey yok! Onlar alacakları öğrenciden, mezun edecekleri öğrenciye kadar her ayrıntıyı özellikle ülke ihtiyaçları doğrultusunda en ince ayrıntısına kadar planlıyorlar. Biz de ise her şey el yordamıyla gidiyor ve fatura her defasında öğrencilere ve mezunlara çıkartılıyor…
En garibi ise mezunlarının yeterliliği konusunda sınav üzerine sınav yapılırken MEB, YÖK ve üniversitelerin derin sessizliğini anlamak mümkün değil!
Hiç birisi “Benim diploma verdiğim mezunu sen bir kez daha nasıl sorgularsın, sınavdan geçirirsin, diplomamı böylesine değersizleştirirsin. Nasıl bir mezun istiyorsan söyle ben eğitimimi öne göre dizayn edeyim” diyemiyor.
Eğitim alanları, sınav kazananları, diploma sahibi olanları bir daha, bir daha sınavlardan geçirip yeniden eğitim vermenin sonu gelmez ve getirisinden çok yılgınlığı, bezginliği olur. Yaratıcılığı köreltir ve gençlerimizi sınav köleleri haline getirir.
İstediğimiz bu mu?
Kesinlikle hayır!
Kaliteden asla taviz verilmemeli ve bunun yolu sınavlardan değil eğitimdeki kaliteden, planlamadan, doğru yönlendirmeden ve en önemlisi de seçicilikten geçiyor.
Yanlış terazi ile doğru ölçüm yapamazsınız.
YKS lise mezunlarının yetkinliklerinden ne kadarını ölçüyor, KPSS ve benzeri sınavlar mesleki yeterliliklerinin saptanması konusunda ne kadar titiz?
Örneğin öğretmenlik ve hakimlik gibi mesleklerde bilgi ve donanımın yanı sıra insani değerler de olmazsa olmazların başında gelir.
Öğretmenler için çocuk sevgisi, yargıçlar için de vicdani ve etik değerler yazılı bir kural olmasa da çok önemli. Peki yapılan sınavlarda bunlar ne kadar dikkate alınıyor? Ölçülmesi mümkün mü?
Yapay zeka tartışmalarında sıkça dile getirilen duygu ve vicdan konusu, sınavlarda da en en çok tartışılan ayrıntılardan birisi.
Kamu Personeli Seçme Sınavı KPSS ve Hukuk Mesleğine Giriş Sınavı HMGS bir de bu çerçevede ele alınmalı. Eğitim ve sınavla tüm taraflarca tartışmaya açılmalı.
Örneğin HMGS ile hukuk fakültelerindeki eğitim ne kadar örtüşüyor?
Örneğin baroların, büyük hukuk bürolarının, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, yapılan sınavların içeriği konusundaki görüşleri ne?
Seçilen adaylar beklentilerini karşılıyor mu?
Kazanamayanlar onlara göre de başarısız mı?
Kendileri bu sınavlara girseler başarılı olurlar mı?..
MEB ve ÖSYM sınav sorusu hazırlarken, her testi konun uzmanı hocalara hazırlatıyor.
Sınav sorularını hazırlayan hocalarımız, sınava girse kendi hazırladıkları testler dışındaki testlerde ne kadar başarılı olabilirler?
Keşke biraz empati yapıp ona göre soru hazırlasalar!
ÖSYM’ye gelince sınav yükü altında eziliyorlar, adaylardan daha beter durumdalar ama buna rağmen onlar da zerre kadar empati yapmıyor.
YÖK ve MEB ise sanki ayrı bir gezegendeler.
Örneğin 180 sorunun sorulduğu YKS’de 0.5 netiniz varsa puanınız hesaplanıyor, kontenjanlar dolmadığı için de üniversiteli olabiliyor ve başarılı sayılıyorsunuz ama HMGS’de geçen yılın verilerine göre 120 soruda 84 soruyu doğru cevaplayamazsanız başarısız sayılıyorsunuz.
Öğretmen atamalarında bazı alanlara 70, 80 ile atama yapılırken bazılarında 85 ile atama şansı yakalayamadılar…
70’le atananlar başarılı da 85’le açıkta kalan başarısız mı?
Her konuda herkesin, her kurumun kendisine göre bir gerekçesi var ama fatura nedense hep öğrencilere, gençlere ve dolayısıyla da ailelerine ve ülkemize çıkıyor.
Eğitim sisteminin anaokulundan doktoraya, LGS ve YKS’den KPSS ve HMGS’ye, TUS’dan benzeri sınavlara kadar akıl, bilim, pedagoji, insan gücü planlaması ve doğru yönlendirme çerçevesinde yeniden ele alınması şart. Yoksa bu günleri de arar noktaya geliriz, okumuşları okuduklarına bin pişman ederiz!
Buna da hiç birimizin hakkı olmamalı!
Çok daha önemlisi yaşananlardan ve gelinen noktadan rahatsız olmayanımız yok gibi.
Peki bu konuda gönül birliği yapmayacağız da hangi konuda yapacağız?
Ne olur biraz empati!..

