Aynı ortamda büyüksek, aynı eğitimi alsak, aynı kentte ya da ülkede yaşasak da hepimiz farklı davranışlara sahibiz. Örneğin kimimiz iş ve konu ne olursa olsun sürekli öteleleriz, kimimiz iyi ya da kötü sorunu anında çözmeye çalışırız, kimimiz işi akışına bırakırız, kimimiz de başkalarına havale ederiz…
Genetik kodlar öyle kolay kolay değişmez derler.
Her ne kadar yerleşik hayata geçeli aradan bin yıl geçse de bazı konulardaki tavrımız hep aynı.
”Kervan yolda düzelir” mantığı genetik kodlarımıza kadar işlemiş.
Planı, programı ya yola çıktıktan sonra yapıyoruz ya da işe başladıktan sonra!
Sürekli erteliyoruz ve ötelediğimiz her şey, her geçen gün sırtımızda daha da ağırlaşan bir yük haline geliyor!
Eğitim gibi aklın, bilimin ve pedagojinin olmazsa olmaz olduğu bir alanda bile bu alışkanlığımız asla değişmiyor.
Sık sık model değişikliğine gitmemiz de bu yüzden, herkesi üniversite mezun ettikten sonra insangücü ve istihdam politikası yapmaya çalışmamız da bu yüzden…
10 dakikada çözülecek bir iş bazen gün sonraya sarkıyor, 10 günlük işler de 10 ayda zor tamamlanıyor.
Kasıt, ihmal ya da işgüzarlık söz konusu mu?
Kesinlikle hayır.
Böyle gelmiş, böyle gidiyor...
Tıpkı devlet dairelerindeki “bugün git yarın gel” ya da ödevleri ve en önemli sınava çalışmayı son günün son akşamına bıraktığımız gibi.
En yakınımızdakileri en az ziyaret ederiz çünkü her an gidebiliriz diye hep öteleriz.
Yıllarca hemen her gün yüzlerce test çözeriz ama geleceğimize yön veren tercihleri yani meslek seçimini son günün saatlerine bırakırız. Sonra da “Benim burada ne işim var” diye fakülte değiştiririz ve en az iki yıl kaybederiz.
Birkaç dakikalık bir işlemi öteye öteleye unuttuğumuzda ceza şoku bizi kendimize getirse de, kendimize toz kondurmaz, kabahatliyi hep uzaklarda ararız.
Atalarımız, ”Bugünün işini yarına bırakma” deyimini kafalarımıza boşuna kazımamışlar ama nafile. Bildiğimizi, okuduğumuz, olması gerekenleri değil içgüdüsel alışkanlıklarımızla yaşamaya devam ederiz.
Pişmanlık duyar mıyız, empati yapar mıyız, bu artık son olsun der miyiz ve en önemlisi de yaşananlardan ders alır mıyız?
Çaba gösteririz ama sonuçta 7’sinde neysek 70’inde de oyuz. Bin yıl önceki alışkanlıklarımız ne ise ondan vazgeçmeyiz…
Eğitimin pek çok tarifi var.
Onlardan birisi de “Davranış kazandırma, değiştirme, yenilerini keşfetme süreci”dir.
Peki bu konuda başarılı mıyız?
Sonuç ortada.
Sınavlara hazırlanmaktan, sürekli test çözmekten bu tür önemsiz (!) ayrıntılara maalesef hiç sıra gelmiyor…
Gelmediği için de ayrıntılarla ilgilenmiyoruz. Oysa her şey ayrıntılarda gizli ama bu kimin umurunda ki. Böyle gelmiş, böyle gidiyor…
Bu davranış değişikliğini gerçekleştirmesi beklenen MEB arşivlerinin proje çöplüğüne dönüşmesi de bu yüzden.
O bizi değiştirecekken, biz onu kendimize benzettik!
Bakalım nereye kadar?..

