Uzun bir aradan sonra, eğitime dair tartışmaların yoğunlaştığı bu dönemde bir eğitimci olarak içsel bir dürtüyle yeniden yazmaya başlama gereği duydum. Eğitim-öğretim kurumları yaz tatili nedeniyle kapalı. Ancak okullarda yeni eğitim-öğretim yılına yönelik hazırlıklar tüm hızıyla sürerken, eğitimle ilgili tartışmalar da hız kesmeden devam ediyor.
Eğitimde uzun süredir süregelen bir “değişimin değişimi” sürecini yaşıyoruz. Yazılarımda defalarca dile getirdiğim konuları tekrar etmenin sıkıcılığı bir yana, sistemi sürekli revize etme ve değiştirme “lüksüne” değinmeden geçemeyeceğim. Eğitim sistemimizdeki değişim arzusu neredeyse elektronik cihazların güncellemeleriyle yarışır hale geldi. Ne var ki, her güncelleme bir öncekini aratır duruma geldi. Eğitimde yapılan her başarısız değişimin bedelini geleceğimiz olan çocuklarımızın ödeyeceğini neredeyse unuttuk.
Belki bir latife olacak ama, eğitim sistemimizi sürekli dijital çağın modasına uygun şekilde güncellemek yerine “fabrika ayarlarına” döndürmek bana daha etkili bir çözüm gibi geliyor.
Eğitim sistemimizdeki temel sorunları şu cümleyle özetlemek abartı olmayacaktır:
"Eğitimde güven, kariyer ve liyakat ile sadakat ve itaat arasında bir mücadele yaşanmaktadır."
Peki, bu “değişimin değişimi” içerisinde sürekli tekrar eden ve bir türlü çözülemeyen temel sorunlar nelerdir?
1. Kademeler Arası Geçiş ve Merkezi Sınavlar
Eğitim sistemimizde kademeler arası geçiş sorunu uzun yıllardır gündemdedir. Bu geçişlerde uygulanan merkezi sınav sistemleri, özellikle şeffaflık ve güven sorunlarıyla sürekli tartışma konusu olmaktadır. Her sınav sonrası ortaya çıkan spekülasyonlar, eğitim sisteminde güven erozyonuna yol açmaktadır.
Merkezi sınavlar, eğitimin temel amaçlarıyla örtüşmektense sistemi tamamen sınav odaklı hale getirmektedir. En son tartışmalar, lise giriş sınavlarında ortaya çıkmış, bazı okulların avantajlı konumda olması ve bölgeler arası farklılıklar gündeme gelmiştir.
Bu tür tartışmalar, kamuoyunun yeterince ikna edilememesi nedeniyle ciddi güven sorunlarını derinleştirmektedir.
Çözüm, merkezi sınavların kaldırılması ve yerine sürece, uygulamaya ve üretime dayalı bir yönlendirme sisteminin inşa edilmesidir.
2. İlköğretimde Süreç Yönetimi ve Öğretmen Yetiştirme
İlköğretim kademesi, sistemin en temel yapı taşıdır. Bu kademede etkili bir süreç yönetimi oluşturulmalı; yönlendirme, tanıma ve değerlendirme işlevleri güçlendirilmelidir.
Bu amaçla:
- Eğitim fakültelerinde yeniden yapılanmaya gidilerek öğretmenlerin öğrencileri çok boyutlu tanıyabilmeleri sağlanmalıdır.
- Psikolojik danışmanlık ve rehberlik sistemleri güçlendirilerek öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.
3. Ortaöğretimde Lise Modeli ve Mesleki Eğitim
Ortaöğretimdeki lise çeşitliliği ve nitelik ayrımları tamamen kaldırılmalıdır.
Eğitim sistemi sadeleştirilmeli; sadece iki model esas alınmalıdır:
- Mesleki Eğitim Kurumları
- Akademik Eğitim Kurumları
Mesleki liseler sektörle güçlü biçimde ilişkilendirilmeli, staj sonrası işe yerleştirme olanakları sağlanmalı, cazip hale getirilmelidir.
Akademik liseler ise merkezi sınavlar yerine öğrencilerin okuldaki objektif başarıları esas alınarak üniversiteye geçiş sağlamalıdır. Bu, hem adaleti hem de sürece dayalı başarıyı teşvik edecektir.
- Yönetimde Liyakat ve Kariyer Sistemi
Eğitim sisteminin her kademesinde, karar alma süreçleri liyakat ve kariyer ilkelerine göre şekillendirilmelidir.
Merkezi yönetimden taşra teşkilatlarına kadar tüm yöneticiler, objektif ve bilimsel kriterlere göre atanmalıdır.
Kayırmacılık, kronizm, partizanlık, nepotizm gibi uygulamalara kesinlikle son verilmelidir. Eğitimde yöneticilik, bir kariyer basamağı olarak görülmeli; ehliyetli ve yetkin bireylerin bu görevlere gelmesi sağlanmalıdır.
- Demokratik ve Katılımcı Okul Yönetimi
Eğitim kurumlarında hâkim olan “Bir müdür, bir mühür” anlayışı yerine katılımcı ve demokratik bir yönetim modeli benimsenmelidir.
Okul sadece yöneticilerin değil, öğretmenlerin, velilerin ve öğrencilerin de söz sahibi olduğu bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Takım çalışmasına dayalı, öğretmen konseyi destekli, sorumluluğun paylaşıldığı demokratik bir okul kültürü oluşturulmalıdır.
Sonuç olarak, bu yazıda yalnızca bazı temel sorunlara değinmeye çalıştım. Unutulmamalıdır ki eğitim sistemi bir ülkenin geleceğini belirleyen en temel yapıdır.
Bu sistem, günlük siyasetle değil, ülkenin uzun vadeli güvenlik ve kalkınma stratejileriyle şekillendirilmelidir.
Çinli ozan Kuan-Tzu’nun M.Ö. 1000 yılında söylediği şu sözler hâlâ güncelliğini korumaktadır:
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik,
Ama yüz yıl sonrasını düşünüyorsan halkı eğit.
Bir kez ürün verir ekersen tohum,
On kez ürün verir dikersen ağaç,
Yüz kez ürün verir eğitirsen halkı.
Balık verirsen bir kez doyurursun,
Ama balık tutmayı öğretirsen bir ömür doyurursun.
Eğer ülkemizi ve çocuklarımızı gerçekten seviyorsak, eğitimi siyaset üstü bir mesele olarak görmeli; çağdaş, bilimsel, güvenilir ve itibarlı bir sistem inşa etmek için el birliğiyle çaba göstermeliyiz. Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu bir nesil için, “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM”…

