adscode
adscode
adscode
adscode
adscode
adscode

EĞİTİMDE KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI

Eğitim tarihimizde 80 yıl önce bir destanın yazılmıştı. Bu destanın adı: “KÖY ENSTİTÜLERİ” destanıdır.

ikegitmeni@hotmail.com




Covid-19 Küresel Savaşıyla birlikte tüm dünyada üretimin en aza inmesine bağlı olarak, gelecekte olası gıda sıkıntısına karşı, tarımsal üretimin canlandırılması için, bilim adamları tarafından uyarılar yapılmaktadır. Covid-19 ile mücadele ettiğimiz bu zor günlerde dünyadaki tüm ülkeler birçok yönden sınavdan geçmektedirler. Covid-19 Küresel Savaşında, dünyada silah ekonomisi gücünü elinde bulunduran ülkeler mi galip gelecek, toplumunu topyekûn bilinçlendiren, bilim ve aklın yolunda ilerleyen eğitim sistemlerine sahip ülkeler mi galip gelecek? Covid -19 sürecinin sonunda bu daha iyi anlaşılacaktır.

Eğitim tarihimizde 80 yıl önce bir destanın yazılmıştı. Bu destanın adı: “KÖY ENSTİTÜLERİ” destanıdır. Dünyada ulusal üretimin tekrar gündemde olduğu bugünlerde; ülkemizde Köy Enstitüleri üretim odaklı eğitimin başarılı bir örneğini teşkil etmektedir. Uzun yıllardır sürekli arayışlar içerisinde olduğumuz eğitim sistemimizde, köy enstitüleri eğitim modeli birçok eğitim bilimci tarafından başarılı bir eğitim modeli olarak görülmektedir. Peki, eğitim sistemimizde aydınlanmanın önemli bir meşalesi olan köy enstitülerinin kuruluş süreci, amacı ve eğitim modeli nedir?

Eğitim tarihimizde önemli bir yeri olan Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında kurulmuştur. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda 1935 istatistik verilerine göre nüfusun yüzde 82’si köylerde yaşamaktaydı. Köyde yaşayan nüfusun okuryazar oranı erkeklerde yüzde 17, kadınlarda ise yüzde 4,2 olup, ortalama ise yüzde 10,5 düzeyindeydi. Atatürk, 1935 yılında Milli Eğitim Bakanlığına getirilen Saffet ARIKAN’a köy yaşamının koşullarını ve üretime dönüştürmesiyle ilgili çalışmalar başlatılmasını ister. Saffet ARIKAN’ın bu çalışmalar için bulacağı isim, İsmail Hakkı TONGUÇ’tur. İsmail Hakkı TONGUÇ, Cumhuriyetin ilk kuruluşunda davet edilen John Dewey raporlarını da inceleyerek, yapıları bize benzeyen ve köy eğitimi konularını çözmüş bulunan Avrupa ülkelerine, iki ay süren bir inceleme gezisi yapar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 1939 yılında toplanan Birinci Maarif Şurası, ilköğretim konularını da kapsayan bazı kararlar alır. Bu çalışmaların sonunda, Hasan Ali Yücel’in bakanlığı sırasında, 17 Nisan 1940 yılında, 3803 sayılı “Köy Enstitüleri ve Köye Lüzumlu Sanat Erbabı Yetiştirme Yasası” çıkarılmıştır. Bu yasayla, Türk Milli Eğitim sisteminin en önemli destansı hareketi, Cumhuriyet tarihinin eğitimdeki aydınlanma çalışmalarının önemli mihenk taşı döşenmiş oldu.

Köy Enstitüleri, üretime elverişli alanları olan köylerin yanında ve ortasında kurulmuşlardır. Köy Enstitüleri dört tarafı mamur, hazır bir ortam yerine, sıfırdan başlayarak, barınaklar kurarak, yollar yaparak, bataklıkları kurutarak, sular getirerek bulunan ortamlara yeniden yaşam oluyorlardı.

Köy Enstitüleri’nin asıl özelliği ve başarısını sağlayan, uyguladığı eğitim yöntemiydi. Peki, bu eğitim modeli nasıldı? Türkiye’de Köy Enstitüleri kuruluncaya değin okullardaki eğitim ve öğretim yönetimi, tamamen belleğe dayanan, deney ve uygulamadan uzak, araştırmaya olanak vermeyen, ezberleme yöntemine dayanan bir modeldi. Eğitim sistemi başka ülkelerden ithal edilen, toplumun gerçekleri ve istemleriyle bağdaşmayan, dışarıdan monte edilen bir eğitim modelinden ibaretti. Köy Enstitüleriyle, bu anlayış kökünden değiştirilerek, yeni bir yöntem uygulanmıştır. Köy Enstitüleri’nde uygulanan yöntem, “İş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim”  sözüyle sloganlaşmıştır. Köy Enstitüleri eğitim modelinde, araştırmanın, gözlem ve deneyin,  iş ve üretimin, yaratıcılığın geliştirilmesi temeline dayanıyordu. Köye Enstitülerinde eğitim, üretim alanında işler başarılarak ve eserler üretilerek veriliyordu.

Köy Enstitülerinde beş yıllık bir öğretim sürecinde uygulanan eğitim programı; 114 hafta kültür dersleri, 58 hafta tarım dersleri ve uygulamaları, 58 hafta teknik dersler ve uygulamaları, 30 haftada bir 45 günlük tatil süresi bulunmaktaydı. Köy Enstitülerinde haftada 44 saati çalışma saati vardı. Köy Enstitüleri; arıcılık, bağcılık, dikiş, demircilik, balıkçılık, duvarcılık derslerini gözlemleyerek öğrenmişler; tarım dersi zamanı geldiğinde ise kazma küreklerle tarlalara gitmişler, ziraat marşı eşliğinde modern tarımı öğrenmişler, üretim yapmışlar ve elde ettikleri mahsulleri sofralarına getirmişlerdir. Köy Enstitülerinde matematik, Geometri gibi analitik dersler, tuğlaların arazilerin şekilleri gösterilerek, yüz ölçümleri hesaplanarak anlatılmıştır. Her okulun büyük bir kütüphanesi vardı.  Eğitim öğretimde her gün bir saat süreyle ders dışı kitap okuma programı vardı.  Sabahları serbest okuma saatleri yapılırdı, öğrenciler bir yılda 25 klasik eser okumak zorundaydı. Bununla birlikte müzik eğitimi de verilirdi, öğrenciler istedikleri bir enstrümanı seçerler ve eğitimini alırlardı. Enstitülerde herkes kendi işini kendi yapardı. Günlük ve haftalık nöbet işlerini, öğrenci kümeleri ve küme başı öğretmenleriyle birlikte görüyorlardı.  Köy Enstitülerinde ilk yıl öğrenciler her alanda çalıştırılıyor, bu yolla yetenekleri araştırılıyordu. İkinci ders yılına girerken, yapılan gözlemlere, öğrencilerin eğilimlerine ve görev alacakları köylerin durumlarına göre sanat kollarına ayrılırlardı.

İsmail Hakkı Tonguç öğretmenin görevini; “Öğretmen, öğrencide bizzat bir şey icat etme merakını uyandırmak, bu gayeye hizmet eden, yaratmaya elverişli araçların kullanılmasını doğru olarak çocuğa öğretmektir. Yaratmaya yarayan araçlara kitaplar da dâhildir; ezberletmemek şartıyla …” sözleriyle ifade ederken, eğitimde yaratıcılığın önemine vurgu yapmıştır.

Köy Enstitüleri’nde uygulanan eğitim yönetimi, demokratik bir anlayış ve ortak sorumluluk ilkeleriyle iç içe bir yapıda olduğu söylenebilir. Öğrenciler, öğretmenler ve enstitüdeki diğer çalışanlar, yönetimde karar süreçlerine katılıyorlardı. Enstitüde hafta sonu toplantılarına, enstitüde bulunanların tamamı katılırdı. Hafta sonu toplantılarına, geçen hafta yapılan çalışmalar değerlendirilir, herkes görüşlerini ve varsa eleştirilerini sunardı. Köy Enstitüleri’nde kooperatif işletmeciliği de önemli bir konu olup, son derece demokratik esaslarla göre uygulanmıştır. Köy Enstitülerindeki kooperatifleri, öğrencilerin okul içindeki sınırlı ihtiyaçlarını karşılayan kooperatiflerle karıştırmamak gerekir.  Bu kooperatiflerin çok büyük ekonomik boyutları vardı.  Bu kooperatifler, enstitülerin döner sermayeleriyle iç içe çalışan kooperatiflerdi ve bunların yönetimlerinde öğrenciler rol alıyordu.

Köy Enstitüleri, “her insanın başaracağı bir işin kesinlikle bulunabileceği” ilkesiyle eğitim öğretim faaliyetlerini yürüten kurumlardı. Eğitim öğretimdeki bu ilke şu şekilde uygulanıyordu: Eğitim öğretim yılı boyunca öğrenciler sürekli gözlemleniyordu.  Öğretmenlik yeteneği olmayan öğrenciler, kendilerine de sorularak, üçüncü yılın sonunda yapabilecekleri başka alanlara yönlendiriliyordu. Öğrenciler üçüncü yılın sonunda öğretmenler kurulunda yapılan görüşmede, öğrencilerin görüşleri de alınarak, yetenekleri doğrultusunda sağlık memuru ya da ebe bölümlerine ayrılıyorlardı. Köy Enstitüleri, insan gücünü çok iyi değerlendiren eğitim kurumlarıdır. Köy Enstitüleri, kırsalın aydınlanması, Cumhuriyet ve Demokrasi kültürünün geliştirilmesiyle birlikte eğitim sistemimiz içinde çağın ötesinde önemli bir projeydi. Köy Enstitüleri, 27 Ocak 1954 yılında öğretmen okullarıyla birleştirilerek kapatıldı.

Sonuç olarak, Köy Enstitüleri Türkiye’nin çağdaşlaşmasının önündeki engellerin aşılmasında, toplumun dönüştürülmesinde önemli bir projeydi. Covid-19 ile birlikte dünyada birçok sistemin sorgulanacağı öngörülmektedir. Covid-19 Salgının Küresel, Mücadele’nin Ulusal olduğu ülkemizde, eğitimde ulusal bir proje olan Köy Enstitüleri eğitim modeli günün koşullarına uyarlanarak, eğitim sistemimizde benzer eğitim uygulamalarına geçilmelidir. Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu bir nesil için, “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM”…


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)