adscode
adscode
adscode

OKULDAN KAÇAN MI, OKULA KOŞAN ÖĞRENCİLER Mİ?

Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerdeki on sekiz milyon öğrenci için birinci yarıyıl tatili; 20 Ocak Cuma günü başladı.  Her yarıyıl tatilinde olduğu gibi bu yıl da Milli Eğitim Bakanı tatil ile ilgili öğrencilere tavsiyelerde bulundu.

ikegitmeni@hotmail.com




 

Milli Eğitim Bakanı, tatilde öğrencilerin kitap okumalarını, gezmelerini, yaşamın tadını çıkarmalarını ve yaşamın anlamını kavramalarını istedi. Eğitim uzmanları da öğrencilerin karnelerindeki düşük notları nedeniyle yargılanılmamaları gerektiğini ve öğrencilerin yarıyıl tatilini, tatil havası içerisinde geçirmeleri ile ilgili ardı ardına açıklamalarda bulundular. Öğrencilerin tatilin keyfini çıkarmalarıyla ilgili tüm açıklamalar, elbette yerinde açıklamalardır. Bu yıl ilk kez yarıyıl tatili dışında ara tatiller uygulanmaktadır. Ara tatiller, öğrencilerin okuldan sıkılmalarını engelleyebilecek mi engelleyemeyecek mi, yoksa yeni tatil süreci öğrencilerin okula uyumuna olumsuz mu yansıyacak? Sorusunun cevabını, yapılan araştırmalar ortaya çıkaracaktır. Ancak, tatil konusunu öğrenci çerçevesinde değerlendirdiğimizde, öğrencilerin tatil istediklerini ortaya çıkarmaktadır. Konuyla ilgili yapılan tüm araştırmalar göstermektedir ki, öğrencilerimiz okulu sevmiyor? Okula gelmemek, öğrencilerimiz için daha cazip görülmektedir. Peki, öğrenciler okulu neden sevmiyor?

Eğitim sistemimizde öğrencilerin okulu cazip görmemeleri ya da okulu sıkıcı görmeleri sorunu, önemli bir sorun olarak görülmelidir. Okuldan kaçan ya da okulu sıkıcı gören öğrenci profili yerine; okula koşan, okulu eğlenceli gören öğrenci profili oluşturmak için neler yapılmalıdır? Sorusu farklı boyutlarıyla ele alınıp araştırılmalıdır. Okulun öğrenciler için cazibe merkezi haline dönüşmesinin önündeki en önemli sorunların başında; ders müfredatlarının bilgi yüklü ve uygulamadan çok teori ağırlıklı olması, ders saatlerinin ve çeşidinin fazla olması gibi sorunları sıralamak mümkündür. Ancak, sorunu sadece ders çeşitlerini azaltarak ya da ders süreleri ve tatil aralıklarını değiştirerek çözmek mümkün mü? Eğitim sistemimizde sorunlara ilişkin çözüm olarak ileri sürülen yeni sistem arayışlarının maliyetini; üzülerek belirtmek gerekir ki, geleceğimiz olan çocuklarımız ödemektedir. Eğitimde değişim ve dönüşümün maliyetli olduğunu hemen hemen her yazımda ifade ettim. Bu nedenle, eğitimde karar vericilerin karar vermeden önce sorunu; bilim ve aklın gereklerine uygun olarak, tüm boyutlarıyla araştırarak karar vermeleri; eğitimde değişim ve dönüşüm maliyetlerini azaltacaktır.  Eğitim sisteminde yapılacak değişimin sonuçlarını görmek için, en iyimser tahmin bile on yıl geçmesini gerektirmektedir. Sonuçları olumsuz olan değişimin eğitim sisteminde pratik karşılığı; on yıllık zaman dilimindeki kuşağın feda edilmesi demektir.

Eğitim sistemimizde öğrencilerimize bilgiyi kullanmayı, uygulayarak öğrenmeyi ya da bilgiyi yaşama uyarlamayı öğretemiyoruz. Bilgi çağının gereği olarak, öğrencilerimizin zihinlerini bilgi çöplüğüne dönüştürmek yerine; bilgiyi üretmeyi, bilgiye ulaşmayı, bilgiyi kullanmayı, öğrendiği bilgiyi yaşama ve üretime dönüştürmeyi, düşünmeyi ve sorgulamayı öğretmeliyiz. Peki, sınav odaklı eğitim sisteminde bu mümkün mü?

 

Eğitim sistemimizde öğrencilerimiz küçük yaştan itibaren test sistemini öğrenirler. Başarı, testlerden alınan sonuçlara göre değerlendirilir. Öğrenci velileri de çocukları 5. ve 6. sınıfa geldikten sonra daha iyi biri lisede öğrenim görmeleri için, çocuklarını geçmişte dershanelerde şimdi ise kurs merkezlerinde yarış atı gibi koşturmaktadırlar.  Çocuklarımız çocukluklarını yaşamadan, sınavların peşinde yarış atı gibi koşmayı öğrenirler. Hızlı soru çözme, kısa sürede çok bilgi yükleme gibi alışkanlıklarda üstümüze yok… Çocuklarımızı sınavlarda daha çok soru çözmeleri için sürekli cesaretlendiriyoruz. Çocuklarımıza daha çok kitap okumak ve bilgiyi yaşama dönüştürme gibi alışkanlıkları ise hiç vermiyoruz. Kitap okuma alışkanlığı vermek istesek de sistem sınav odaklı olduğu için, hele bir okulu kazan sonra kitap okuma alışkanlığı edinirsin gibi davranış kalıpları içerisine giriyoruz. O halde yanlış nerede diye sorgulamak gerekmez mi? Nerede yanlış yapıyoruz? Klasik cevap:  sistem sorunu… Evet, sistem sorunu yıllardır var. Bu klasik soru ve cevapla hep karşılaştık. Göreve yeni başlayan Milli Eğitim Bakanları sistem sorunu diyerek göreve başladılar…  Görevden ayrılan Milli Eğitim Bakanları da sistem sorununu çözemedi diyerek görevden ayrıldılar… Eğitim sistemimizde sistem sorununun ve sistem arayışının kronik bir bakış açısına dönüştüğünü ifade etmek hiç de yanlış olmaz. 

Milli Eğitim Bakanlığı 2020 -2021 eğitim öğretim yılında, liselerde yeni eğitim modeline geçecektir. Yeni lise modeli ile ilgili ders programları, uygulama ve tasarım atölyeleri,  hayal, etkinlik ve yaşam olarak tanımlanan “HEY” gibi birçok yenilikten bahsedilmektedir. Eğitim sistemimizde hayata geçirilecek olan yeni model; eğitim sisteminde okulları ne kadar cazip hale getirecek; öğrencileri sınavların tutsağı olmaktan çıkarıp düşünen, sorgulayan ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilecek bireyler yapabilecek mi; süreç gösterecektir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi eğitimde yapılan sistemsel değişimlerin sonucunu görmek;  hemen bugün ve yarınla olacak iş değil. Eğitim sistemimizde değişim ve dönüşüm isabetli yapılmadığı takdirde sonuçları çok maliyetli olan bu alanda habire zaman kaybedip dururuz. Her hükümet ve bakanlık değiştiğinde; yeni bakan sorunu sistemsel bakış açısıyla değerlendirip sonuçlarını göremeden yeni bakana devrediyor. Bu işin faturasını ise geleceğimiz olan çocuklarımız ve ülke olarak hepimiz ödüyoruz.   Bu nedenle, eğitimde sorunu doğru teşhis etmek ve doğru bir perspektifte değerlendirmek çok önemlidir. Asıl sorgulanması gereken, öğrencilerimiz okuldan neden kaçıyor? Okulu öğrenciler için nasıl cazip hale getirebiliriz? Çocuklarımızı “okuldan hoşlanan”, “okula koşan çocuklar” yapmak için okulda ne tür özendiriciler geliştirmeliyiz?  Öğrenmeyi sıkıcı yapmaktan nasıl kurtarırız? Öğrenciler için “bilgiyi almayı”, “bilgiyi yaşama dönüştürmeyi” nasıl cazip hale dönüştürebiliriz? Bu soruların cevabını; siyasi kaygılardan uzak, ülkemiz ve çocuklarımızın geleceği açısından aradığımızda eminim ki,  sorunun teşhisini de doğru koyarız. Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu bir nesil için, “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM”…

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)