adscode
adscode
adscode

OSMANLI DÖNEMİNDE EĞİTİMDE YENİLEŞME ARAYIŞLARI

Eğitim,  gelecek kuşakların hazırlanmasında ve kültürlerin aktarılmasında önemli işlevi olan uygulama alanıdır. Ülkemizin geleceğe daha güçlü hazırlanmasının en önemli yolu; güçlü bir eğitim sisteminden geçmektedir. Eğitimde geleceğe yön verebilmek için, eğitimle ilgili geçmişte yapılan uygulamaları,  arayışları ve yenileşme hareketlerini bilmek anlamlı ve önemlidir.

ikegitmeni@hotmail.com




Ülkemizde Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte eğitimde yapılan değişim ve dönüşümü doğru anlamak için, Osmanlı döneminde eğitimde yapılan değişim ve dönüşüm arayışlarını bilmekte yarar vardır.  Cumhuriyet öncesi eğitim incelendiğinde; sistem öncesi dönem ve sistemli dönem olarak sınıflandırmak mümkündür. Bu yazıda, Osmanlı döneminde eğitimde sistemsiz dönemden sistemli döneme geçiş ve eğitim arayışlarını irdelemeye çalışacağım.

Osmanlı’da eğitimi; yenileşme dönemi öncesi, yenileşme dönemi, Tanzimat dönemi ve Tanzimat sonrası dönem olarak safhalara ayırmak mümkündür. Osmanlılarda yenileşme öncesi dönemde eğitimde eğitim kurumları;  dini eğitimi temele alan sıbyan mektepleri, Enderun mektebi ve medreselerden oluşmaktaydı. İlk zamanlar akli ilimlerin de ön planda tutulduğu medreselerde, zamanla dini eğitimin ön plana çıkmasıyla, neredeyse tümüyle nakli ilimlerin yapıldığı eğitim kurumlarına dönüştü.

Osmanlılarda eğitimde ilk Batılılaşma çabaları(1773-1839), askeri kesimde başladı.  Osmanlıların modern eğitime ilgi duyması bir rastlantı sonucu olmamıştır. Osmanlıların Avrupa karşısında art arda yenilgiler yaşaması; öncelikle askeri alanda olmak üzere, Osmanlı Devleti yöneticilerini modern eğitimi yerleştirme arayışlarına itmiştir. Osmanlılarda, 18.yüzyılın ortalarında teknik okulların açılmasına ihtiyaç duyuldu.  Askeri amaçlarla kurulan okulların ilki, subay ve teknisyen yetiştirmek için 1734 yılında Üsküdar’da açılan Hendesehane dir. Daha sonraki yıllarda 1773’te çağdaş anlamda deniz subayı yetiştirmek amacıyla kurulan Mühendishanei Bahrii Hümayun, 1775 yılında kara subayını yetiştirmek amacıyla Mühendishanei Berrii Hümayun açılmıştır.  Bu iki okulda matematik, mekanik astronomi, fizik okutuluyor ve öğrencilere teknik bilgiler veriliyordu. Daha sonraları bu okullara coğrafya dersleri ve tarih dersleri eklendir. Bu okulların öğretim programlarında din dersleri yoktu. Bu okullarda Fransızca öğretilmeye başlandı. Kitapları Fransızcadan çevrildi.

Osmanlılarda, II. Mahmut döneminde yalnızca askeri alan değil, askeri alanla birlikte öğretimde de yenileşme çalışmaları başlamıştır. Medrese eğitimi ve klasik Osmanlı eğitimi yerine yeni arayışlar başlar. Yeniçeri Ocağının 1826 yılında kaldırılmasıyla(Vakai Hayriye), Medrese anlayışı önemli destekçisini kaybetmesine rağmen, Medrese eğitimi devam etmiş ve hatta gücünü de kaybetmemiştir. İlköğretim zorunluluğu ilk kez bu dönemde(1824) getirilmiştir. Batı ile ilişkiler arttırılmış, ilk kez Avrupa’ya öğrenci gönderilmiştir. Türkçe yayımlanan ilk gazete, Takvim-i Vekayi adıyla bu dönemde çıkmıştır (1831). Devlet memuru yetiştirmek amacıyla, “Mektebi ulumi edebiye”, Mektebi maarifi adli”, “Mektebi irfaniye” gibi okullar açıldı. Bandocu yetiştirmek amacıyla 1836 yılında Muzikayı Hümayun  Mektebi açıldı.

Abdülmecit (1839-1861) 1839'da tahta çıkınca, Reşit Paşa’nın etkisiyle, Tanzimat Fermanı (ya da Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu) denen bir ferman yayınlamış, siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılacağını duyurmuştur. Osmanlılarda Tanzimat döneminde eğitim reformu, devlet bünyesindeki reformlardan biri olarak düşünülmüştür.

Eğitimin geliştirilmesi, devleti felakete gidişten kurtaracak bir yol olarak görülmeye başlanması, eğitim tarihimizde çok önemli bir teşhistir ve o zamandan beri değerini korumuştur.

Islahat Fermanı 1856’da yayınlanmıştır. Islahat Fermanıyla, özel öğretimle ilgili hükümler yanında, “Avrupa’nın eğitim, bilim ve sermayesinden yararlanılacağı” belirtilmiştir.

Tanzimat döneminde eğitim alanında yapılan en önemli dönüşümlerden biri de öğretmen yetiştirme süreciyle ilgilidir. Tanzimat döneminde ilk kez medrese dışında öğretmen yetiştiren ve Darülmuallimîn denen bir kurumun açılmasıdır (16 Mart 1848).

Tanzimat maarifi ve okulları Türk eğitim sisteminde bir başlangıçtır. Bugün bile önemli eğitim kurumlarının tarihi incelendiğinde Tanzimat’ın izlerini görmek mümkündür. Ayrıca eğitimde kutuplaşmalarda yine Tanzimat’la belirginleşmiştir. 

II. Abdülhamit’in 1876 yılında tahta gelmesiyle, bir mutlak rejim yerleştirme olduğu gibi, ayrıca eğitimde de yeni reformlar dönemi olarak da görmek mümkündür. Abdülhamit 13 Şubat 1878’de Parlamentoyu süresiz tatil etmesi nedeniyle 23 Temmuz 1908’e kadar geçen süreye Mutlakiyet dönemi denir. Bu dönemde, birçok meslek ve sanat okulu açılmıştır. Rüştiye ve İdadilerin (liselerin) yaygınlaştırılmasına önem verilmiş, ancak, özellikle parasal kaynak yetersizliği nedeniyle ilköğretime aynı özen gösterilmemiştir. Bu dönemde nicelik bakımından gözlenen başarılar, eğitimin niteliğini yükseltmek gibi bir amaçla beraber yürütülmemiştir. Bu dönemde yetiştirilmek istenen insan tipi, Tanzimatın “Osmanlılık” idealine bağlı, dindarlık, itaatkârlık, Padişah Abdülhamit’e sadakat özellikleri güçlendirilmeye çalışılan bir insan tipidir. II. Abdulhamit döneminde okullar siyasal kaygılarla sıkı denetim altına alınmıştır. Aynı dönemde en ateşli ve etkili takipçisi –Sadrazam Sait Paşa ve –Ahmet Mithat Efendi, yazılarıyla halkı uyandırmaya çalışıyorlardı.

Eğitimde öğrenim hayatını Mutlakıyet döneminde geçiren Mustafa Kemal Atatürk’ün Eylül 1924 Samsun’da öğretmenlere hitaben yaptığı konuşma bu dönemi en iyi şekilde ifade eder. Mustafa Kemal Atatürk bu dönemi; “Gerçi biz, belki burada bulunanların kâffesi (tümü) dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber kahhar (kahredici, öldürücü) bir istibdadın (zulüm ve baskı yönetimi) pençesi içinde idik. Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Muallimler, mürebbiler yalnız bir noktayı dimağlara yerleştirmeye mecbur tutulmakta idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyûlaya (hayale) boyun eğmek, onun kölesi olmak. Bununla beraber tahattur etmek (hatırlamak) lâzımdır ki, o tazyik (baskı) altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakikî ve fedâkâr muallimler, mürebbiler eksik değildi. Onların bize verdiği feyiz (bilim, irfan) elbette esersiz (sonuçsuz, ürünsüz) kalmamıştır. Şimdi burada bir zat-ı âliye(yüce, saygıdeğer bir kişiye) tesadüf ettim. O benim rüştiye birinci sınıfında muallimim idi. Bana henüz iptidaî şeyler öğretirken istikbal (gelecek) için ilk fikirleri de vermişti.”şeklinde ifade etmiştir.

Anayasanın tekrar yürürlüğe konduğu 23 Temmuz 1908’den 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesine kadar geçen zamana II. Meşrutiyet dönemi denir. Meşrutiyetin ilânı ile beraber, aşırı hürriyetçi bir hava ortaya çıkmış, bu okullara da yansımıştır. Bu dönemin sonuna doğru geleneksel sıbyan mekteplerinin çoğu kapatılmış, kızlar için ilk kez bir lise ile bir yüksek öğretim kurumu açılmıştır. İlk resmî anaokulları bu dönemde açılmış, okul öncesi eğitimde ilk ciddî adımlar atılmıştır. Öğretmenler ilk kez bu dönemde meslekî örgütler kurmuşlardır.

II. Meşrutiyet döneminde bu eğitim akımları çerçevesinde yaşanan tartışmalar da olmuştur. Bu tartışmalarda Emrullah Efendi, Sâtı Bey, Ziya Gökalp, Prens Sebahattin, Ethem Nejat, İ. Hakkı Baltacıoğlu, Abdullah Cevdet gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Emrullah Efendi nitelikli bir toplumda eğitimin gelişebilmesi için, öncelikle nitelikli bir yükseköğretimin gerekliliğini savunmuş ve bunu Tûba Ağacına benzetmiştir. Satı Bey ise bu fikre şiddetle karşı çıkmış, toplumda nitelikli bir eğitimin öncelikle nitelikli bir ilköğretim sistemine bağlı olduğunu savunmuştur. Satı Beye göre, ilköğretim sağlam temeller üzerine oturtulmadan nitelikli ve güçlü bir yükseköğretim temelinin oluşturulması mümkün değildi. Emrullah Efendi ve Satı Bey’den günümüze kadar olan eğitim ile ilgili arayışlar ve süreç değerlendirildiğinde; Satı Bey’in eğitim sistemi hakkındaki görüşlerinin hala güncelliğini koruduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.

Sonuç olarak, II. Meşrutiyet döneminde, eğitimde yeterli girişim ve atılımlar yapılamamışsa da, eğitim ve öğretmen sorunları meslekî dergiler ve genel basında ilk kez geniş ölçüde tartışılmış, yeni ve orijinal görüşler ortaya çıkmıştır. Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu bir nesil için, “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM”…

 

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)