Dil, sadece konuşmak için kullandığımız bir araç değildir.
Nasıl düşündüğümüzü, dünyayı nasıl gördüğümüzü de belirler.
Bazen tek bir kelime, koca bir zihniyeti içinde taşır.
İngilizcede ilginç bir denge vardır:
Çocuk erkek “boy”, yetişkin erkek “man”dir.
Çocuk kız “girl”, yetişkin kadın “woman”dır.
Yani yaş ile cinsiyet birlikte düşünülür.
Çocukluk ayrı bir dünyadır, yetişkinlik ayrı.
Türkçede ise bu denge tam kurulmaz.
Kız çocuğu “kız”dır, büyür “kadın” olur.
Burada bir sorun yoktur.
Herkes, çocuğun çocuk olduğunu bilir.
Ama erkek tarafına gelince işler değişir.
Beş yaşındaki çocuk da “erkek”tir.
elli yaşındaki adam da “erkek”.
Aynı kelime.
Sanki erkek çocuk, daha baştan “küçük bir adam”dır.
Sanki çocukluğu daha kısadır.
Sanki daha erken büyümek zorundadır.
Belki de bu yüzden “Erkek adam ağlamaz” deriz.
Belki de bu yüzden “Daha çocuk ama erkek” diye ekleriz.
Dil, farkında olmadan yük bindirir.
Oysa bizim dilimizin içinde bir kelime var.
“Kızan.”
Ege’de, hâlâ yaşayan bir kelime.
Erkek çocuk demek.
Ne eksik, ne fazla.
“Bizim kızan okula başladı.”
“Mahallenin kızanları top oynuyor.”
Ne güzel, ne yerli, ne sahici.
Düşünün:
Çocuklar için: kız – kızan
Yetişkinler için: kadın – erkek
Ne kadar dengeli.
Kimseyi erkenden büyütmeyen, kimseyi eksik hissettirmeyen bir sistem.
Ama biz bunu kullanmıyoruz.
Çünkü alışkanlıklar güçlüdür.
Çünkü “erkek” kelimesi tarih boyunca hep merkezde olmuştur.
Çünkü dili sorgulamak, çoğu zaman aklımıza gelmez.
Oysa dil, masum değildir.
Bir çocuğa nasıl seslendiğin, ona nasıl bir hayat biçtiğini de gösterir.
Belki bir kelimeyle dünyayı değiştiremeyiz.
Ama bir kelimeyle düşünmeyi başlatabiliriz.
Belki yarın herkes “kızan” demeye başlamaz.
Ama bugün bunu düşünmek bile bir adımdır.
Çünkü bazen bir toplum, en çok eksik kelimelerinden anlaşılır.

