adscode

"...'den başkası değildir."  

Hangi yazarın yazılarında yukarıdaki başlıkla biten cümlelere rastlarsınız? Tahmin edeniniz var mı? Eğer kitaplarından birini bile okuyanlar varsa aşinadırlar…

cemozel2021@gmail.com




Türkiye'de, hiç olmasa, herkesin evinde en azından 6 ciltlik Hayat Ansiklopedisi, 24 ciltlik Büyük Larousse ya da Ana Britannica vardı. Ansiklopediler danışma kaynağı olduğu için, "Alayım da başından sonuna kadar okuyayım" demezdiniz. Okuyan yok mudur, vardır elbet. Belki ansiklopedileri baştan sona okuyanlardan biri de, bu yazının konuğu olan kitap kurdudur. Eminim düşünmüştür, "Bu ansiklopedik bilgileri hikaye tadında yazan birileri olsa da okusak" diye.

Sofi'nin Dünyası adlı kitabı okurken, ben de bu duygulara kapılmıştım. Philo"Sophy"nin Sofi'si bize felsefeyi anlatmıştı. Keşke His"Tory"yi de baştan sona anlatan bir Tori çıksaydı karşımıza:

Tori'nin Dünyası!

Roman tadında tarihi severek okuyor olurduk Tori’nin Dünyasında. Kim bilir belki çıkar bir gün.

"...'den başkası değildir." cümlesinin mimarı biz kitap kurtlarıyla enfes bilgiler paylaşıyor. Üstelik her yerde bulamayacağınız, kendisinin de deyimiyle kıyıda köşede kalmış sır gibi bilgiler. Bu bilgileri de altın tepside yani hikaye tadında sunuyor. Hikaye tadında olduğu için de unutmuyoruz. Ne güzel bir yöntemdir hikayeleştirip anlatmak. İlham alan öğretmenler de vardır kuşkusuz. İşte bu yazının kahramanı, Sunay Akın'dan başkası değildir.

Sunay Akın'ı ilk gördüğümde henüz kendisini tanımıyordum. O zaman İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde çalışıyordum. Müdürüm Serdar Katipoğlu ile kapıdan geçip üst kata çıktılar. Sene 1999 olmalı. Belki de ilk gösterilerinden biriydi Sunay Akın'ın. Ayağıma kadar gelen fırsatı tepmiştim. Sonra yetiş yetişebilirsen. Atı alan Üsküdar'ı geçmişti. Neyse ki Göztepe'deki Oyuncak Müzesinde yakalayabildik.

Sunay Akın, çok fazla okuyan ve araştıran bir entelektüel. “Çok okuyan mı çok gezen mi bilir?” sorusunu duyalıberi işini garantiye alıp hem okumuş hem de gezmiş. Bunca araştırmasına rağmen, o kadar çok damıtıyor ki, yaza yaza 20 kitap yazabilmiş. O yüzden her bir kitabı altın değerinde. Bir kitabını okuyan, hepsini okuyor. Şu anda Sunay Akın’ın kitaplarıyla yeni tanışmayı o kadar isterdim ki… Maalesef hepsini okudum. Bu yüzden yeni damıttıklarını hasretle bekliyorum. Eminim benim gibi bekleyeni de çoktur.

Şiirleri de enfestir. Cemal Süreya’ya bile kendisini beğendirebilmiş bir şair olmasına rağmen sanırım henüz lise edebiyat kitaplarında, onun dizelerine yer verilmemiştir. Keşke bir edebiyat öğretmeni çıksa dese ki, “ Hayır yanılıyorsunuz, Sunay Akın’ın da şiirlerine yer veriyor edebiyat kitapları.” Mesela, “Öğrencilerimize aşağıdaki şiirlerini okutuyoruz derslerde” deseler:

Alacaklı

 

Yol kenarlarındaki
Yağmur mazgallarını
Kumbara sanıp
Harçlığımı atardım
Bu yüzden en çok
Denizden alacaklıyım... 

 

 

“Asansör” adlı şirinden de bir parça alalım yazımıza:

Çocuğunu asma köprüde sallayan

Bir annedir İstanbul

Ki onun

İçi süt dolu

Biberonudur Kız Kulesi

Soğusun diye suya tutulan

 

Kitaplarında kendi şiirlerinin yanı sıra her yerde izine rastlayamayacağınız şairlere de yer verir. Onlardan biri de imge avcısı Ahmet Aslan’dır, nam-ı diğer Çoban Ahmet. Şu güzelim dizeler, onun gönül penceresinden gökyüzüne bırakılmıştır:

 

Derler ki yıldızdır o kayanlar

Bence

Gökyüzü taş atıyordur

Sevgilisinin penceresine

 

 

Şu dünyada en çok imrendiğim kişiler, henüz Sunay Akın’ın kitaplarını okumayanlardır.


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
Her Eve Bir Kitap Kurdu
Kısa Yoldan!