Hayatım boyunca birçok eğitime katıldım. Üniversite, yüksek lisans ve mesleki gelişim programları… Her biri bana farklı şeyler kattı; ama bazı eğitimler vardır ki yalnızca bilgi vermez; insanın kendisine, çevresine ve ilişkilere bakışını da değiştirir. Benim için bunlardan biri Transaksiyonel Analiz eğitimiydi.
Yaklaşık yirmi yıldır Sabancı Üniversitesi'nde çalışıyorum. Üniversiteyi bitirdikten sonra yüksek lisans da yaptım. Buna rağmen, kurumumuzun meslek dışı eğitimlerinden aldığım bazı kazanımlar en az akademik eğitimlerim kadar değerli oldu. Çünkü insan "oldum" dediği anda gelişimi de duruyor. Oysa yaşam boyunca öğrenmeye devam ettikçe farkındalığımız artıyor; adeta kendi sürümümüzü güncelliyoruz. Cem 2.0, Cem 3.0, Cem 4.0…
Bende en büyük izi bırakan eğitimlerden biri, Azmi Varol'dan aldığım iki günlük Transaksiyonel Analiz eğitimiydi. Geçenlerde işe yeni başlayan bir çalışma arkadaşımızın da aynı eğitimi aldığını öğrenince konu yeniden açıldı. O an fark ettim ki yıllar geçmiş olmasına rağmen bu eğitimin bana kazandırdıkları hâlâ günlük hayatımda bana rehberlik ediyor.
En yalın anlatımıyla Transaksiyonel Analiz, insanların iletişim kurarken üç farklı ego durumundan hareket ettiğini söyler: Ebeveyn, Yetişkin ve Çocuk. Yaşadığımız birçok anlaşmazlık da aslında bu ego durumlarının birbiriyle kurduğu iletişimden kaynaklanır. İdeal olan, olaylara mümkün olduğunca yetişkin ego durumundan yaklaşabilmektir. Çünkü yetişkin, duygularını inkâr etmeden ama onların esiri de olmadan durumu değerlendirebilir.
Bence bu kuramın en önemli kavramlarından biri eleştirel ebeveynliktir. Pek çoğumuz çocukluğumuzda farkında olmadan buna maruz kaldık. Sürekli eleştirilen, yeterince takdir edilmeyen çocuklar, yetişkin olduklarında aynı dili eşlerine, çocuklarına ya da çalışma arkadaşlarına yöneltebiliyor. Çocuklukta öğrenilen iletişim biçimleri çoğu zaman hayat boyu bizimle birlikte geliyor.
Eğitimde anlatılan örneklerden biri hâlâ aklımdadır.
Diyelim ki mutfakta kitap okuyorsunuz. Önünüzde bir sahne var. Anneniz saatlerdir yemek hazırlıyor. İşten gelen babanız arkasından sarılıp yanağına bir öpücük kondurmak istiyor. Yorgun düşen anneniz ise, "Akşama kadar ayaktayım, ter içindeyim. Şimdi hiç sırası mı?" diye tepki gösteriyor.
Babanız kırılıp salona geçiyor. O anda aslında yetişkin gibi değil, incinmiş bir çocuk gibi davranıyor. Ya boş boş duvara bakıyor ya da cenin pozisyonunda annesinin karnına dönme uğraşısı içinde. Mevcuttaki duygu durumları bu şekilde devam ederse olacakları söyleyelim. Babanızın kendine gelmesi en az 2 hafta sürer. Yani iki haftalık küslük durumu. Anneniz de şunu düşünecek. Ne söylesem küsüyor. Çocuk gibi küsen kişilerden hoşanmıyorum.
Oysa aynı duruma yetişkin ego durumundan yaklaşabilseydi belki de şöyle diyecekti babanız:
"Bugün çok yorulmuşsun. İki sade kahve yapayım da birlikte biraz oturalım."
Büyük ihtimalle anneniz de eleştirel ebeveyn rolünden çıkacak, "Haklısın, biraz gergin davrandım." diyecek ve konu tatlıya bağlanacaktı.
İşte Transaksiyonel Analiz bana tam da bunu öğretti: Çatışmaları başlatan çoğu zaman olayların kendisi değil, o olaylara hangi ego durumundan cevap verdiğimizdir.
Çocukluk deneyimlerimizin üzerimizde bıraktığı izler bazen ömür boyu sürüyor. Yaşı ilerlemiş insanların anne ve babalarını hâlâ büyük bir öfkeyle eleştirdiklerini sıkça duyarız. Elbette yaşanan her şeyi mazur görmek mümkün değildir; ama bazı kırgınlıklara yetişkin bakış açısıyla yaklaşabilmek insanın yükünü hafifletiyor. İşin sonunda ölüm var. Anneniz babanız öldüğünde dargın ayrılmamalısınız. Affetmek bazen karşımızdakini değil, kendimizi özgürleştiriyor.
Geçtiğimiz günlerde eğitim camiasında çok konuşulan bir video izledik. Sınavda beş yanlış yaptığı için annesi tarafından sert şekilde eleştirilen başarılı bir öğrenci vardı. O videoyu izlerken aklıma yine Transaksiyonel Analiz geldi. Muhtemelen o anne eleştirel ebeveyn ego durumundaydı. Aynı olaya yetişkin ya da koruyucu ebeveyn olarak yaklaşabilseydi, çocuğun başarısını gölgelemeden eksiklerini konuşabilirdi.
Belki de Transaksiyonel Analiz'in bana öğrettiği en önemli şey şu oldu: Bir tartışmanın ortasında önce kendime dönüp "Şu anda kim konuşuyor; çocuk mu, ebeveyn mi, yoksa yetişkin mi?" diye sormak.
Çoğu zaman cevabı bulduğunuz anda tartışmanın yönü de değişmeye başlıyor.

