Son günlerde olanlara yine kilometrelerce uzaktan, adeta 8 yaşında bir çocuğun isyan heyecanı ve yine adeta bir bilgenin sükunetiyle bakıyorum. Neyi değiştiremeyeceğimizin farkında, neyi değiştirebileceğimizin idrakiyle…
****
Yıllar öncesiydi. Bir sabah uyandım, üniversitede çalışmıyordum, bir sabah uyandım arkadaşlarım yurtdışına yerleşmişti, bir sabah uyandım “Bilgi Üniversitesi kapanmıştı”.
Bu ister istemez yeniden düşüncelere itti beni. Lakin hayat, düşündüklerimizle değil eylemlerimizle işliyordu. Biliyordum. Ama yine de sormadan edemedim kendime. Sahi biz bunca yıldır neden eğitim diye haykırıyorduk?
Neydi eğitim?
Neydi bilgi?
****
Bilgi, inandıklarımızdı.
Bilgi erdemlerimizdi.
Bilgi kuşaktan kuşağa aktarmaya çalıştığımız değerlerimizdi.
Bilgi, uğruna mücadele ettiğimiz adalet kavramı, özgürlük, laiklikti.
Bilgi kaybedilen onlarca vatan evladının özgür bir gelecek için can vermekten gocunmadığını öğrendiğimiz çocukluk yıllarımız, satır aralarımızdı.
Bilgi tarihti.
İdeallerdi. Doğru stratejilerdi.
Bilgi, kibrin önünde duran asaleti gelecek kuşaklara öğretebilmekti.
Bilgi vatandı.
Bilgi gelecekti.
****
Bütün bildiklerimizin başkalarından öğrendiklerimiz ve genetik kodlarımızla gelecek kuşaklara aktardığımız değerlerimiz olduğu bir dünyada, BİLGİ sahip çıkmamız gereken en yüce kavramlardandı.
Sahi, biz ne ara bir sabah uyanıp “BİLGİ”nin yok olduğu ve bütün bildiklerimizi unuttuğumuz bir dünyaya dönüştük?
Sorumlu arıyorsak, biraz da kendi içimize dönmemiz gerektiğini, en önemli şeyin unuttuklarımızı anımsamamız, birleştiriciliğin gücünü, değerlerin kıymetini, bazen en büyük erdemin bizi Türk milleti yapan o öz bilgiyi hatırlamamız ve unutan herkese hatırlatmamız olduğunu düşünüyorum.

