“Türkiye’de doktor olmak mı, yurtdışında çöpçü olmak mı?”
Önce yanlış duydum sandım. “Yok canım” dedim, “kesin yanlış anladım.” Deli bir rapor üzerinde çalışıyordum. “Kesin benim kafam güzel oldu ondan” dedim. Yanlış duydum.
Kafamı kaldırdım, bir daha baktım ekrana. Dümdüz bu cümle yazıyordu:
“Türkiye’de doktor olmak mı, yurtdışında çöpçü olmak mı?”
İşte o andan beridir hop oturup hop kalkıyorum. Haberin ana amacı, “gençlerimizin yurtdışına özendirildiği”…
Yemin ederim aklımı kaçırıyorum sandım.
Nasıl bir soru bu acaba ya? Hayır yani bir haber yapıyorsunuz, tamam da, bunu ciddi ciddi sormak… Ne bileyim. Allahtan gençlerin çoğu aklı selim cevaplar verdi de, içim bir nebze olsun rahatladı.
Haber diyor ki, gençlerimiz yurtdışındaki hayata özendiriliyor çünkü oradaki insanların yapmaya yeltenmeyecekleri işlere üçüncü ülke vatandaşları – göçmen – olarak ucuz iş gücüne çalıştırılıyorlar ve buna iyi bir hayat yaşamak diyorlar!
Ya haberi neresinden tutsam elimde kalıyordu.
1- Benim eğitimli iş gücüm neden yurtdışında çöpçü olarak yaşasın?
2- Çöpçüler olmasa acaba siz nasıl bir çirkinlik içinde yaşarsınız/yaşarız?
3- Eğitimi iş hayatındaki derece ile paralel hale getirip kendi içinde siz değersizleştirmiyor musunuz?
4- Çöpçüler eğitimden yoksun insanlar mı? Bu insanlar hayatları boyunca hiç eğitim almadılar mı ki bunu sormaya hak görüyorsunuz?
Ya vallahi haberi neresinden tutsam elimde kalıyordu. En önemlisi de şu: Benim genç kuşağım yurtdışına neden gitmek istiyor, bu konu bu kadar mı yanlış anlaşıldı gerçekten?
Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına…
Açıklayayım. Yaklaşık 1,5 yıldır yurtdışında yaşıyorum. Öncelikle söyleyeyim, yıllarca hiç de hayal olmadı bu durum; ben biraz kader kurbanıyım. Avuçlarımda üç çok değerli insandan vasiyet gibi emanet kalmış olmasa, Allah biliyor hiç de böyle bir geçiş yapmazdım. Hâlâ zaman zaman buranın yalnızlığıyla savaşırken derim ki: “Ne güzel mis gibi işim vardı benim orada, ne yapıyorum ben burada acaba?”
Ama şimdilik kalmak mantıklı, çünkü işimi seviyorum, çalıştığım insanları seviyorum, o işin bana sunabildiği yeten imkânları seviyorum ve en önemlisi sanırım benim için orada olmakla burada olmak arasında değişen tek şey “yalnız olma hâlinin coğrafi koordinatları”. O nedenle kendi hayatıma katabileceklerimi düşünüp bir müddet daha kalmayı seçiyorum. Ama altını çizerek belirtmek istiyorum: Bunun nedeni benim ülkemden nefret etmem değil. Sadece insani olarak koşullara baktığımda, arada insanca yaşamak arasında son yıllarda gözle görünür bir fark oluştuğunu hem yakından hem uzaktan görebiliyor olmak.
Peki bizim gençlerimiz neden yurtdışına gitmek istiyor?
Öncelikle, kesinlikle çöpçü olmak ya da meslekleri dışında bir şey yapmak için değil.
Bunu düşünmek bile hastalıklı bir düşünce.
İstiyorlar çünkü insani değerleri özlüyorlar, arıyorlar. İnsanın insana saygı duyduğu bir coğrafya arıyorlar; emeklerinin sömürülmediği, iş hayatında ego savaşlarının değil iş etiğinin hüküm sürdüğü bir düzen hayal ediyorlar. Emeklerinin karşılığını alabilmek, emekli olduklarında yıllarca çalıştıkları ülkenin kurbanı değil baştacı olmak istiyorlar.
Gece saat 8–9’da hâlâ çalışıyorlarsa bunun yöneticileri tarafından kıymetinin bilindiğini hissetmek istiyorlar. Alttakinin üç kuruş masaya çalıştığı, üsttekinin kaymağını yediği bir düzen değil; yaşayabilmelerine yeten maddi imkânları istiyorlar.
Bunların hiçbiri de yanlış değil.
Bu gençler, yurtdışının açlığını çekmiyorlar; kendi ülkelerinde olmayan düzenin açlığını çekiyorlar ve bir umut arıyorlar. Çözüm bulmaya çalışıyorlar. Yoksa kimse kendi ülkesini, dilini, vatanını bırakıp başka bir dünyada var olmaya çalışmak/alışmak istemez.
Ve acı bir gerçek var ki, insanımız değişmeden, insanımızın hayat algısı değişmeden maalesef onlar bu hayal ettikleri düzeni aramaya devam etmek zorunda kalacaklar.
O nedenle, naçizane haber yaparken bence bir de bu açıdan bakmakta fayda var. Çünkü en büyük eğitimciler, haberi vatandaşla buluşturan habercilerdir.
Yorum sizin.
Diyeceğim bu kadar. Hep beraber biraz düşünelim mi?

