adscode
adscode

İzmir'e 5.1 milyar TL'lik eğitim yatırımı

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer: "Bugün İzmir'imize 3 milyar liralık ilave eğitim yatırımı daha vererek 2.1 milyarlık yatırımı 5.1 milyara çıkarmış bulunuyoruz" dedi.

İzmir'e 5.1 milyar TL'lik eğitim yatırımı
MEB
Güncelleme : 21-Jul-22 17:52
Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, İzmir programı kapsamında Vali Yavuz Selim Köşger'i ziyaret ederek Şeref Defteri'ni imzaladı, ardından il eğitim değerlendirme toplantısına katıldı. Toplantı sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Özer,  en fazla eğitim yatırımı yaptıkları illerden birinin İzmir olduğunu belirterek 2022 yılında  güçlendirme ve yık-yap kapsamındaki yeni okul yapımlarını kapsayacak şekilde yaklaşık 2.1 milyar liralık yatırımı İzmir'e kazandırmıştık. Dün akşamdan itibaren devam eden değerlendirmeler sonucunda bugün İzmir'imize 3 milyar liralık ilave eğitim yatırımı daha vererek 2.1 milyarlık yatırımı 5.1 milyara çıkarmış bulunuyoruz." dedi.
 
Yaklaşık iki üç yıldan beri İzmir'deki güçlendirme ve yık-yap çalışmalarının devam ettiğini hatırlatan Özer, şunları söyledi: "Biz 2022 yılında gerçekten çok verimli bir dönem yaşadık. Mevcut yapıların güçlendirilmesiyle daha dayanıklı, daha güvenli eğitim ortamlarını sağlama bağlamında, inşallah, bugünden itibaren altı yedi ay içinde tüm mevcut güçlendirmeleri nihayetlendirmek istiyoruz. Artık 2023 yılı ikinci döneminde güçlendirilmesi yapılmamış, yık-yap kapsamında inşa edilmemiş hiçbir okul binası bırakmak istemiyoruz." 
 
Bu kapsamda yaklaşık 400 milyonluk yeni yatırımı, güçlendirme kapsamında İzmir'e kazandırdıklarını dile getiren Özer, "İzmir'imize bugünkü değerlendirmemiz kapsamında 63 yeni bağımsız anaokulu, 21 ilkokul, 16 ortaokul ve 22 de lise olmak üzere 122 yeni eğitim kurumunu yatırım programına almış bulunuyoruz. Bu 122 yeni okulun yaklaşık maliyeti, 2.3 milyar liraya tekabül etmekte." dedi. 
 
Millî Eğitim Bakanlığı olarak öncelik verdikleri alanlardan birinin bu dönem okul öncesi eğitime erişimi artırmak olduğunu vurgulayan Özer, konuşmasına şöyle devam etti: "Yaklaşık 3 bin yeni anaokulunu, inşallah, bu sene sonuna kadar tüm Türkiye'de, 81 il ve 922 ilçede eğitim öğretime kazandıracağız."
 
Bakan Özer, göreve geldiği 6 Ağustos 2021 tarihinde Bakanlık bünyesinde 1.872 bağımsız anaokulu olduğunu hatırlatarak  "5 yaştaki okullaşma oranı, yaklaşık yüzde 78'di. Bugün itibarıyla 5 yaştaki okullaşma oranı yüzde 93 oldu. 750 bağımsız anaokulu yaptık. 9 bin ana sınıfı yaptık. Şimdi İzmir'de de yatırımlar arasında bağımsız anaokullarına çok büyük öncelik veriyoruz ve İzmir'imize 63 yeni bağımsız anaokulunu, inşallah, kazandıracağız. Ben inanıyorum, 2022 sonuna kadar 63 yeni okulla yetinmeyerek İhtiyaca göre belki 70, 80, 90, 100 bağımsız anaokulunu İzmir'imize kazandırmış olacağız. Yine okullarımızın 2022 - 2023 eğitim öğretim yılına hazırlanmasıyla ilgili büyük onarım ihtiyacı olan tüm okullarımızın da onarımlarını hızlı bir şekilde tamamlayacağız. Bu kapsamda da 300 milyonluk yeni yatırımları İzmir'imize bugün itibarıyla kazandırmış bulunuyoruz. Yani kısaca İzmir'imizin 2,1 milyarlık yatırımını, 3 milyar ilaveyle 5,1 milyara yükseltmiş bulunuyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı ve hükûmet olarak okullarımızın ihtiyacını karşılamada hiçbir sıkıntımız yok. Bu son zamanlarda yaşanan sıkıntılı süreçler, belki bazı yatırımların yapılmasını geciktirdi ama inşallah, hızlı bir şekilde valiliğimizin koordinasyonunda süreçler çok hı devam edecek ve 2022 - 2023 eğitim öğretim yılında çok daha hazırlıklı, çok daha donanımlı bir şekilde eğitim öğretim hayatına başlamış olacağız." diye konuştu.
 
Müdürlerle bir araya geldi
 
Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer ayrıca  2022-2023 eğitim öğretim yılı hazırlıkları kapsamında düzenlenen toplantıda İzmir'deki resmî okulların müdürleriyle bir araya geldi. Toplantıda okul müdürlerine hitap eden Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, İzmir'de bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek Bakan olduktan sonra ilk resmî ziyaretini de İzmir'e yaptığını anımsattı. 
 
Her alanda güçlü İzmir olabilmesi için İzmir'in öncelikle eğitimde güçlü olması gerektiğini ifade eden Özer, şunları söyledi: "Onun için İzmir'in eğitimle ilgili tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere Millî Eğitim Bakanlığı olarak siz değerli öğretmenlerimizin, okul yöneticilerimizin hizmetindeyiz. 6 Eylül'de başlayan ve 17 Haziran'da nihayetlenen 2021-2022 eğitim öğretim yılını büyük bir kararlılıkla ve kesintiye uğratmadan yüz yüze eğitimle tamamlamanın büyük mutluluğu içindeyiz. Gerçekten bir buçuk yıl yüz yüze eğitime ara verildikten sonra hem öğretmenlerimizin hem okul yöneticilerimizin hem gençlerimizin ve çocuklarımızın davranış biçimleri değişti.  Kararlı bir şekilde sağlık kurallarına riayet ederek bu süreci yönetebilmek, öyle kolay bir şey değil. 6 Ağustos'taki devir teslim töreninde özellikle yüz yüze eğitime devam edebilmek için 'Vakaların 0 olmasını beklemeyeceğiz.' sözünden sonra okulların ilk açıldığı zaman da gördük ki kamuoyu aslında inanmamış. Okulların açıldıktan sonra tekrar kapanacağını, tekrar açılıp tekrar kapanacağını varsayarak tüm süreçleri organize etmiş. İstanbul'da bunu gördük mesela... İstanbul'da öğrenci servisinde de hizmete girmedik ama Bakanlık olarak siz değerli arkadaşlarımızla, çalışma arkadaşlarımızla kararlı bir şekilde süreci yönetince tüm toplum şunu gördü: Kovid-19 salgını gibi olağanüstü koşullarda gerekli önlemler alındığı zaman en güvenli ortamlar, okullardır. Ben siz değerli çalışma arkadaşlarıma bu süreçte göstermiş olduğunuz fedakârlıklar, üstün gayret, çabalar, destekler ve katkıları için en içten şükranlarımı sunuyorum."
 
Bu süreçte öğretmenlerin çok olumsuz algılarla yüz yüze kalmak zorunda kaldığını söyleyen Özer, "Sanki öğretmenlerimiz okullara gitmek istemiyorlar, yüz yüze eğitime devam etmek istemiyorlar ve oturdukları yerden ders ücreti almak istiyorlar gibi bir olumsuz algılara maruz kaldılar. Hak etmedikleri bir ağırlığın içine sokuldular. Oysa o uzaktan eğitimin devam ettiği süreç içinde de öğretmenlerimiz ilk defa karşılaştıkları bu durumda dijital platformları kullanarak dijital içerik üretme, o sanal ortamlarda öğrencilerin yanında olma; tüm valiliklerimizin, kaymakamlarımızın koordinasyonunda vefa çalışma gruplarında, filyasyon ekiplerinde fedakârca çalışarak topluma örnek olmayı gösterdiler. Yine şunu gösterdiniz: eğer Bakanlık olarak kararlı bir şekilde süreç yönetilirse Bakanlığın her türlü kararının arkasında beraber yol yürüyebilen güçlü bir ekipsiniz." diye konuştu. 
 
Bakanlık olarak bu gayretlerinden dolayı hem öğretmen hem de idari personeli ödüllendirmek istediğini anımsatan Bakan Özer, konuşmasına şöyle devam etti: "Tarihî bir not düşmek bağlamında söz verdiğim gibi Bakan olarak tüm öğretmenlerimize ve idari personelimize başarı belgesi gönderdik ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Millî Eğitim Bakanı tarafından tüm öğretmenlere ve idari personellere yılda iki defa başarı belgesinin verildiği bir döneme şahitlik ettik. İnşallah, diyorum ki sizlerle birlikte el ele verdiğimizde çözemeyeceğimiz hiçbir problem yok. Beraber yol yürüdüğümüz zaman bu ülkenin çocuklarının nitelikli bir eğitim alması için her türlü süreci başarıyla birlikte yönetebilme kapasitesine, gücüne sahibiz."
 
Son yirmi yılda eğitimde devasa dönüşümlerin yaşandığı bir döneme tekabül edşldiğini kaydeden Özer, "Bunu her konuşmamda özellikle dile getiriyorum. Gerçekten son yirmi yılda eğitimdeki dönüşüm yeterince algılanmıyor. Okul öncesinden ortaöğretime, ortaöğretimden yükseköğretime eğitimin tüm kademelerinde okullaşma oranlarını artırmak için son 20 yılda devasa yatırımlar yapıldı. 2000'li yıllarda Türkiye'deki eğitim sisteminde yaklaşık 300 bin derslik vardı, bugün 855 bin derslik olan bir eğitim sistemine sahibiz. Yani yaklaşık 1 milyon dersliği olan bir eğitim sisteminden bahsediyoruz. Bu yatırımlar gerçekten okul öncesinde yükseköğretime, tüm eğitim kademelerinde okullaşma oranlarında ciddi bir sıçramaya vesile oldu. 2000'li yıllarda 5 yaştaki okullaşma oranları okul öncesinde yüzde 11 idi, bugün yüzde 93 oldu. Yani 2000'li yıllarda beş yaşındaki 100 çocuğumuzun sadece 11'i okul öncesi eğitime erişirken bugün 93'ü okul öncesi eğitimi yaşıyor. Ortaöğretimdeki okullaşma, yüzde 44'ten yüzde 90'lara ulaştı. Yükseköğretimdeki okullaşma oranları yüzde 14'lerden yüzde 48,5'lere ulaştı. Eğitimin tüm kademelerinde okullaşma oranları OECD ülkelerinin okullaşma oranlarına ulaştı." dedi. 
 
Bu sürecin iki kazananı olduğunu ifade eden Özer, bunlardan birinin sosyoekonomik yönden dezavantajı olan kesim; ikincisinin ise kız çocukları olduğunu kaydetti. Özer, konuşmasına şöyle devam etti: "Son yirmi yıl, bu ülkenin vatandaşlarının çocuklarının eğitimde en fazla tanıştığı bir döneme tanıklık ediyor. PİSA ve TIMSS gibi uluslararası öğrenci başarı araştırmalarına bakın. Türkiye, her girdiği döngüde başarısını yükselterek yoluna devam ediyor. Buradaki kritik parametre, öğretmen başına düşen öğrenci, derslik başına düşen öğrenci ve öğretmenin niteliğidir. 2000'li yıllarda eğitim sistemimizde 500 bine yakın öğretmen varken bugün 1,2 milyon öğretmenin olduğu bir eğitim sistemine sahibiz. Yani 750 bin öğretmen son 20 yılda eğitim sistemine dâhil olmuş. Türkiye 20 yılda şunu başarmıştır: Bir taraftan eğitim sistemine dâhil ettiği öğrenci sayısını artırırken aynı zamanda öğretmen başa düşen öğrenci sayısını da düşürüp OECD seviyesine geçebilmiş nadir ülkelerden biridir Türkiye. İşte bu vesileyle bu süreçlerde bize her zaman destek olan, her zaman en fazla bütçeyi eğitime veren Sayın Cumhurbaşkanımıza, İzmir'den en içten şükranlarımı sunmak istiyorum." 
 
3 konuya ağırlık
 
Bakanlık olarak bu yeni dönemde üç konuya en fazla ağırlık verdiklerini belirten Özer, 
 
"Biri, okul öncesi eğitim. Eğitimin tüm kademelerinde önemli mesafe almışken okul öncesi eğitimde istediğimiz noktada değiliz. 6 Ağustos 2021 tarihi itibarıyla 3 yaştaki okullaşma oranları yüzde 14; 4 yaştaki okullaşma oranları yüzde 35; 5 yaştaki okullaşma oranları da yüzde 78 seviyesindeydi. Biz istedik ki 2022 yılı içinde okul öncesi eğitimde 3 yaştaki yüzde 14'ü yüzde 50'ye, 4 yaştaki yüzde 35'i yüzde 70'e ve 5 yaştaki yüzde 78 olan okullaşma oranlarını da yüzde 100'e eriştirelim. Bu amaçla Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı gibi 3 bin yeni anaokulunu yapmak için yola çıktık ve 40 bin yeni ana sınıfını yapmak için 10 ay gibi kısa sürede 758 bağımsız anaokulu ve 9 bin yeni ana sınıfını hizmete aldık. 10 ay gibi kısa sürede yüzde 78 olan 5 yaştaki okullaşma oranını yüzde 93'e çıkardık." değerlendirmesinde bulundu.
 
Okullar arası başarı farkının eğitim sisteminin önemli bir problemi olduğuna dikkati çeken Özer, okullar arası başarı farkının neşet ettiği en kritik noktanın da okul öncesi eğitim olduğuna işaret ederek çalışmaları bu alanda yoğunlaştırdıklarını kaydetti. 
 
Kritik konulardan birinin de mesleki eğitim olduğunu belirten Özer, "28 Şubat sürecindeki katsayı uygulaması, bu ülkeye ödetilmiş en büyük maliyetlerden biri. Bu uygulama, meslek liselerinin yükseköğretime erişimini kısıtlayarak aslında akademik olarak başarılı öğrencilerin mesleki eğitimden uzaklaşmasına yol açtı. Katsayı uygulamasının bu ülkeye ödetmiş olduğu üç kritik maliyeti var: Biri, akademik olarak başarılı öğrenciler mesleki eğitimden uzaklaştığı için mesleki eğitime gittikçe hiçbir yere yerleşemeyen öğrencilerin yönelmesi sonucu istenilen nitelikte insan kaynağının yetişmemesi ve iş gücü piyasasının yıllardan beri bahsetmiş olduğu 'Aradığım elemanı bulamıyorum.' retoriğinin bu ülkede kök salması. İkincisi, okullar arası başarı farkı. Eğer siz bir eğitim sisteminde başarılı öğrencileri bir lise türünde kümeleyip başarısız öğrencileri de homojen olarak bir lise türünde kümelerseniz o zaman okullar arası başarı farkını çok daha kronik hâle getirmiş olursunuz. Üçüncüsü, öngörülmeyen bir problem: Akademik olarak böylece başarısız öğrenciler bir lise türünde kümelenince devamsızlık, disiplin olayları gibi, madde bağımlılığı gibi kronik problemler belli okul türlerinde çok daha görünür olmaya başladı. Yani çok basit bir eğitim politikasının hiç öngörülmeyen ciddi travmaların yaşanmasına yol açtığını son on yılda görmüş olduk." ifadelerini kullandı.  
 
1999 yılında yürürlüğe giren bu uygulamanın ancak 2012 yılında kaldırılabildiğini anımsatan Özer, gelinen noktada meslek liselerinin artık akademik olarak başarılı öğrencilerce tercih edildiğin; üretim yapan, ARGE çalışmaları yapan, yurt dışına ihracat yapan lise türlerine dönüştüğünü söyledi. 
 
Meslek liselerinde yeni bir başarı hikâyesi yazılmaya başlandığını belirten Özer, "Kovid-19 sürecinde o meslek liselerinin fedakâr öğretmen ve öğrencileri; maskeden dezenfektana, yüz koruyucu siperlikten tek kullanımlık önlüğe ve maske makinesine toplumun ihtiyaç duymuş olduğu tüm ürünleri çok rahat bir şekilde üretebildiler ve ihtiyaç duyulan tüm noktalara bu ürünleri eriştirdiler. Aslında Kovid süreci bize şunu gösterdi: Bir ülkenin en önemli sermayesi, beşeri sermayesi olmasına rağmen eğer siz bu beşeri sermayeyi üretimle eşleştiremezseniz diğer ülkelerle rekabet edebilmeniz mümkün değil. İşte bunun için biz meslek liselerinde eğitim-üretim-istihdam çevrimini güçlendirerek yolumuza devam ediyoruz." diye konuştu.

Emoji ile tepki ver!

Bu Haberi Paylaş :


Benzer Haberler
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)