adscode

Keşfedilen yetenek dehaya dönüşüyor

Üstün yetenek, genel bilinen kanının aksine sadece IQ ile ilgili değil. Eğitim, ilgi ve çalışmayla çocuktaki potansiyel, üstün yeteneğe dönüşebiliyor

Keşfedilen yetenek dehaya dönüşüyor
Eğitim
Son yıllarda, pek çok aile çocuğunun üstün zekalı olup olmadığını anlamak için IQ testleri yaptırıyor. Ancak bu noktada bir çocuğun IQ’sunun yüksek çıkmamasına rağmen üstün yetenekli olabileceğinin altını çizmekte yarar var. Çünkü üstün yeteneğin oluşmasında pek çok etken var. Genler, çevre ve deneyimlerin etkileşimi, yoğun bir çaba, tutku ve destekle çocuklardaki potansiyel üstün yeteneğe dönüşebiliyor. Hatta ailenin, öğretmenlerin doğru yönlendirmesi ve çok çalışmakla sonradan da kazanılabiliyor. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Bahar Eriş, "Her Çocuk Üstün Yeteneklidir" isimli kitabında bu konuya açıklık getiriyor. Kendisine ailelerin en çok merak ettiği soruları yönelttik.
 
"Üstün yetenekli" kimlere denir?

Üstün yeteneğin sabit bir tanımı yok, birçok etken rol oynuyor. Üstün yetenek çok uzun bir çabanın, tutkulu bir çalışmanın ardından yetişkinlikte ulaşılan bir düzey. O yüzden çocuklardan konuşurken yüksek bir potansiyelden söz etmek daha doğru. Bu potansiyel genler, çevre ve deneyimlerin etkileşimiyle, zaman içinde yoğun bir çaba, tutku ve destekle üstün yeteneğe dönüşebilir. Çaba ve destek olmazsa potansiyel üstün yeteneğe dönüşmeyebilir de. Üstün yetenekle ilgili farklı tanımların ortak noktalarına bakıldığında, kronolojik olarak kendi yaşındaki çocuklarla karşılaştırıldığında bir ya da daha fazla alanda daha yüksek performans gösteren ya da gösterme potansiyeline sahip olan, aileden, toplumdan ve eğitim ortamından sosyal ve duygusal desteğe ihtiyaç duyan çocuğu, üstün yetenekli olarak tanımlayabiliriz.
 
IQ testleri neyi ifade ediyor?
IQ testi fen-matematik ve sözel alanda akademik başarı potansiyelini ölçmeye yarar. Ama bir zeka testi değildir, zeka ve yetenek kavramları testin ölçebileceğinden çok daha kapsamlıdır, değişkendir. Örneğin, IQ testi yaratıcılık ve duygusal zekayı ölçemez. Ayrıca skor kalıtsal veya sabit değildir, çalışarak artabilir. Yüksek bir IQ skoru elbette yüksek bir akademik potansiyele işarettir ancak düşük bir skor kendi başına bir şey ifade etmez. IQ testi en erken üç yaşında yapılıyor. Üç yaşında yüksek IQ skoru çıkınca sanki doğuştan bir yetenek varmış gibi düşünülüyor, halbuki arada deneyimlerle, gezip görmeyle, öğrenmeyle, keşifle geçmiş bir 3 yıl var, kaldı ki, beynin en iyi öğrendiği, en aktif öğrendiği dönem bu dönem. Bunu yaşamamış bir çocuğa göre, bu deneyimleri yaşamış çocuk elbette çok daha yüksek puanlar alıyor, daha ileriden başlıyor.
 
Çocuğumuzun yeteneğini nasıl keşfedebiliriz?
Erken dönemde ailenin yapabileceği en iyi şey, çocuğu mümkün olduğunca farklı etkinlik, materyal, deneyimle buluşturmak. Bazı çocuklar beklenenden daha geç gelişim gösterebilirler. Bu, üstün yetenek potansiyeli taşımadıkları anlamına gelmez. Üstün yetenekte asıl olan tutkudur. Tutkusuz bir çaba, zaman içerisinde azalan motivasyonla sonuçlanabilir.
Genellikle üstün yetenek sanki çabasız elde edilmiş bir unvan gibi görülüyor ama Mozart’tan Einstein’a kadar bütün dâhilerin ortak noktası çok ama çok çalışmak ve sürekli pratik yapmış olmak. 10 bin saat kuralı dediğimiz bir kural var, yaklaşık 10 yıllık bir çalışma dönemine denk geliyor. 10 yıl boyunca her gün disiplinli olarak belli bir saatinizi bir konuya ayırırsanız sonunda konunun uzmanı oluyorsunuz. Bol pratik, bol hata ve zorluk derecesini yavaş yavaş artırma sonucunda üstün yetenek geliyor. Hata yapmak öğrenmenin en temel kuralı. Bu nedenle hatayı cezalandırmamak, teşvik etmek lazım. Hatayı kötü bir şey gibi gösterirsek çocuk hata yapmayacağı faaliyetleri seçer, o zaman da ilerleme olmaz.
 
 Üstün yeteneklilerin güçlü yönleri
* Bilgiyi hızla öğrenme ve akılda tutma
* Sorgulayıcı yaklaşım, zihinsel merak, içsel motivasyon
* Soyut düşünme gücü, problem çözmekten ve zihinsel faaliyetten hoşlanma
* Doğruluk, eşitlik adalet konusunda hassasiyet
* İnsanları belli bir düzene sokmaya, organize etmeye çalışma
* Geniş bir sözcük dağarcığı
* Yüksek enerji, yoğun çabayla geçen zaman dilimleri
* Bağımsız tek başına çalışmayı sevme
* Farklı ilgili ve yetenekler, çok yönlülük
 
Olası sorunları
* Başkalarının yavaşlığına tahammül edememe
* Utandırıcı sorular sorma, dik başlılık, herkesten de aynı şeyi bekleme
* Ayrıntıları reddetme ya da atlama, öğretme prosedürlerini sorgulama, pratik veya tekrara karşı çıkma
* İnsanlığın durumuyla ilgili yoğun endişelerden dolayı strese girme
* Karmaşık kuram ve sistemler kurma, kaba ya da patronluk taslıyor gibi algılanma
* Yaşıtlarından sıkılma, okulu sıkıcı bulma, ukala olarak algılanma
* Aktivite olmadığında sıkıntı duyma, sürekli stimülasyon ihtiyacı, hiperaktif olarak algılanma
* Aile ya da arkadaşlarına kulak asmama, uyumsuzluk
* Dağınık görünebilir, zamansızlık nedeniyle stres, başkaları sürekli yüksek beklenti içine girebilir
 

Özel çocuklara özel eğitim
Üstün yetenekli çocukların erken yaşlarda keşfi ve ona uygun eğitim almaları çok önemli. Aksi takdirde yetenekleri körelebiliyor
 
Üstün yetenekli çocuklarda en büyük görev ailelere düşüyor. Onları erken yaşta keşfetmek, sonrasında ona uygun eğitim vermeleri için olanak tanımak gerekiyor. Aksi takdirde yetenekleri körelebiliyor. Bahar Eriş, bu noktada üstün yetenekli yetişkinlerin çocukluk döneminde ailelerinin yaptıklarına dair yapılan araştırmalarla ilgili şu bilgileri paylaşıyor:
 
“Öncelikle aileler ve öğretmenler çocukları zorlamadan ilgi duyduğu alanı tespit etmiş, bu dönemi eğlenceli kılmış, pozitif deneyimlerle doldurmuş, çocuğun merakını körükleyecek şekilde davranmış, materyal açısından zengin seçenekler sunmuş, çocuğun çabasına övgüde bulunmuş, ona destek olmuşlar. Daha sonra, çocuğun konuya olan sevgisi ve tutkusu yaşadığı pozitif deneyimlerden dolayı güçlenmiş olduğundan, çocuğun kendisi o konuda daha fazla uzmanlaşma isteği gösterince daha bilgili hocalar devreye girmiş.”

Yeteneğe uygun eğitim verilmeli
Genellikle üstün potansiyelli çocuklarla ilgili “nasılsa o kendini kurtarmış, başının çaresine bakar” şeklinde yanlış bir algı olduğuna değinen Eriş, tüm çocukların sahip oldukları potansiyel ve öğrenme hızları doğrultusunda bir eğitim almalarının, eğitimde fırsat eşitliğinin bir gereği olduğunun altını çiziyor.
Ayrıca akademik açıdan sınıfının ilerisinde olan bir çocuğun, bazen yanlışlıkla hiperaktif olarak etiketlenebildiğini belirten Eriş, velilerin bu bilinçte olması ve öğretmeni bu konuda bilgilendirmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor:
 
“Örneğin çocuk evde çok ilgi duyduğu bir alanda uzun süre odaklanarak çalışabiliyor, ancak aynı konsantrasyonu sınıf ortamında sergilemiyorsa, sürekli ilgisi dağılıyorsa, bunun sebebi kendi düzeyine göre basit kalan bir müfredattan dolayı sıkılması olabilir. O yüzden veliler çocuğun evdeki davranışlarını okuldakiyle kıyaslayarak, öğretmenle açık bir iletişim içinde olmalı, bu tarz yanlış etiketlemelerin önüne geçmeliler.”
 
Okul onun için uygun mu?
Üstün yetenek potansiyeli olan çocuklar için okul seçerken onun potansiyelini açığa çıkarıp çıkaramayacağını iyi incelemek gerekiyor. Eriş’in bu konudaki önerileri şöyle:
“İlk etapta, seçecekleri okulda üstün yetenek konusuna nasıl bakılıyor, bununla ilgili özel bir sınıf uygulaması var mı, farklılaştırılmış bir eğitim sunuluyor mu, bunları araştırabilirler. Bazen ayrıca bir sınıf olmasa da her çocuğu potansiyeli doğrultusunda yönlendirmeye çalışan, ilgili ve bilinçli bir okul yönetimi olabilir. Bazen de ayrıca üstün yetenek adı altında bir sınıf açılmış olsa da o sınıfın içinde verilen eğitimin kalitesi yetersiz olabilir. O yüzden bunu iyi araştırmak gerekir. Göz boyamaya çalışan ancak içine girdiğinizde içinin boş olduğunu gördüğünüz kurumların sayısı maalesef az değil. O yüzden velilerin, o makyajın altındaki gerçek yüzü görmeye çalışmaları gerekir.”
 
Okul seçimi kadar öğretmenin de önemli olduğunu kaydeden Eriş, ailelerin öğretmenlerde şu kriterlere dikkat etmelerini öneriyor:
“Öğretmenlerin yetenek gelişimiyle ilgili özel bir eğitime tabi olup olmadıklarını, hangi okullardan mezun olduklarını, okulda yaratıcılığı teşvik etmek adına ne gibi faaliyetler yürütüldüğünü, çocukların ilgi ve yetenek alanlarına göre ne şekilde yönlendirme yapıldığı gibi sorular sorabilirler. Ukala olarak algılanabilirler, ama çocukları için buna değer. Ayrıca okula çocuğu devam eden velilerle, okul yönetimiyle ya da rehberlik psikolojik danışmanlık bölümüyle görüşerek de bir fikir edinebilirler.”
 
Sınıf atlama zararlı mı?
Bahar Eriş, akademik olarak yaşıtlarından ileride olan bir çocuk için sınıf atlatma seçeneğinin de düşünülebileceğini söylüyor. “Her ne kadar bunun sosyal ve duygusal sıkıntı yaratabileceğine dair bir inanış varsa da bu inancı destekleyecek bir araştırma bulgusu yok. Bazı çocuklar fiziksel ve duygusal olarak buna hiç hazır olmayabilir. O nedenle bu kararı çocuğun karakteri de göz önünde bulundurarak vermek gerektir. Çocuk kendi sınıfında zaten yalnızlık çekiyorsa, zihinsel yaşıt bulamıyorsa, o zaman daha üst sınıfa atlatmak sosyal ve duygusal yalnızlığını da giderebilir. Bu tür bir kararın okul, öğretmen, çocuk ve aile tarafından ortaklaşa verilmesi daha sağlıklı.”
Doğru okul diye bir şey olmadığını belirten Eriş, çocuğun ihtiyaçlarına en uygun program olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: “Ayrıca bence okuldan çok daha önemli bir etken öğretmenin kim olduğu, neden o mesleği seçtiği, çocuk sevgisi taşıyıp taşımadığı, mesleğini sevip sevmediği. Mesleğini seven bir öğretmene rastlamış olmak bir çocuğun hayatındaki en büyük şanstır diye düşünüyorum.”
 

 

Emoji ile tepki ver!

Bu Haberi Paylaş :

Etiketler :

Benzer Haberler
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)