adscode

Biat-9

“O” Anadolu’da…

byomerorhan@gmail.com

Tarih boyunca yüzümüzü nereye dönsek “O”nun “başarılarını” görüyoruz…

Uygarlıkların beşiği Mezopotamya’ysa ranzası da Yunanistan ve Anadolu’dur. Anadolu, adını Konstantinapolis’in bulunduğu coğrafi konuma göre güneşin doğduğu yer olan ve Grekçe “şafak” anlamına gelen “Anatolie”, “Anatolia”dan almıştır. Yani çeşmeden su dolduran ananın testisinin dolduğunu bağırarak haber veren gencin “ana doldu” söylemine bağlı verildiği söylenen isim bir efsanedir. Ancak Anadolu, koynunda sakladığı, yetiştirdiği medeniyetlerle gerçekten anaç olduğunu göstermiştir.

Asur kralı I. Şalmuneser, Torosların kuzeyinde karşılaştığı aşiretleri Uruatri (Urartu) olarak adlandırmıştır. Urartular, binlerce yıl içerisinde birçok topluma bereketini sunan bu topraklarda günümüze uzanan izler bırakan medeniyetlerden biri olmuştur.

Urartu Devleti’nde gerçek bir kent kültürünün varlığından söz edilebilir. Kaleler, surlar, saraylar, sarnıçlar, kanalizasyon sistemi ve çok odalı anıtsal kaya mezarları, bu kültürün ne denli güçlü ve akıllıca inşa edildiklerini ortaya koymaktadır.

Böylesine akıllıca meydana getirilmiş kent kültürünü yönetenlere de bakmadan geçmek olmaz.

O” kendine güç ve servet kazandırırken şehri de yaşanılır bir yer yaparak halkın saygısını kazanıyor olmalıydı. Böylece ne kadar başarılı olduğu izlenimini herkesle paylaşıyordu. Benzer yöntemlerin hâlen kullanıldığını çok yakınlarımızda da görüyoruz.

Günümüz olanakları düşünülecek olursa, bu şekilde bir şehir planı hâlâ olmayan kentlerin varlığı nasıl yorumlanmalı?.. Bilgisizlik olmadığı kesin. Beceriksizlik? Mümkün!

Yöneticilerin şehrin genel planından ve yönetilmesinden çok kendi çıkarlarını düşünmeleri, birçok plansızlığa göz yummalarını da beraberinde getiriyor olmalı.

Öyle ya da böyle Van Gölü havzasında kurulan Urartu Devleti, gerçekleştirdiği yağma seferleri ile sınırlarını ve zenginliğini zamanla genişletmiştir. Bu arada ana kayalar üzerine çivi yazısı kazıdıkları fetih yazıtlarıyla da gösteriş yapmayı ihmal etmemişler. O zamanın basın gücü de bu işte, kazı zaferlerini kayaların üstüne, millet görsün.

Taktik?

O” önce bir takım stratejik yerlere saldırı düzenler, yerel hükümdarı teslim olmak zorunda bırakırdı; gerçi hükümdarın tahtı kendisine geri verilirdi ama o, gerekli malzemelerle insan gücünü sağlamak suretiyle artık “O”nu desteklemeye yükümlü olurdu. Daha sonra yenilgiye uğrayan diğer “O”nun hazinesi, Urartu merkezlerine götürülürdü. Sonunda nüfusun bir kısmı sürgün edilerek “O”nun insan gücü kurutulur, bu insanlar Urartu’ya yerleştirilerek oradaki köylü kesimiyle silahlı kuvvetler ve garnizonlardaki insan sayısı arttırılırdı.

Görüldüğü üzere tarihin her döneminde ve her coğrafyasında benzer kurnazlıklar ve sömürge planları yapılmıştır. Az olanla yetinmek veya çıkar olmadan paylaşmakla ilgili kromozom, Urartuların da DNA yapısından çıkartılmış olmalı.

İnsanlığın kodu daha o zamanlardan bozulmuş belli ki… Şu sıralar Millî Eğitim Bakanlığı, okullarda her sınıf düzeyinde “kod” yazımı için ders açacakmış. Sonumuz hayırlı olsun, bakalım bizim gençler hangi kodları yazacak?

Peki “O”na ne mi oldu? MÖ 1000-590 yılları arasında Karadeniz ve Hazar Denizi arasında kalan bölgede yaşayan Urartular uzun süre Asurluların akınlarına direnseler de Med’ler tarafından yok edildiler.

Etme bulma dünyası… “O”na da kalmadı işte…


 

Devam edecek

 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)