adscode

Binlerce yıldan beri ölçüyor, değerlendiriyoruz

Yıl MÖ 4000, yer Mezopotamya... Sümerler… Namıdiğer ilk tablet yapımcıları.

byomerorhan@gmail.com

Günümüz tabletleri ne kadar dayanır ve ileriye ne götürür bilinmez ama 5000 yıl öncesinde yaşananları bize Sümerlerin kil tabletlerinin taşıdığını biliyoruz. 

O dönemlerde öğrencilerin bir arada okuduklarını -bir nevi okul olduğunu- ve öğretmenlerin de varlığını yine tabletlerden öğreniyoruz. Laf aramızda ödevler, sınavlar ve özel dersler o dönemde de varmış. Üstelik özel ders ücretleri de oldukça yüksekmiş…

Yıl MÖ 387, yer Yunanistan, Atina yakınları… 

Platon… Felsefeci, siyaset bilimci ve eğitmen. Akademos/Akademianın kurucusu. Günümüz üniversitelerinin ilklerinden. 

Belki o dönemlerde bizim bildiğimiz türde sınavlar yoktu ama Platon’un okulunun giriş kapısında “Ageometretos medeis eisito” (Geometri bilmeyen giremez) yazıyordu. Bildiğimiz anlamdaki geometri değil belki ama düşünmeyi beceremeyen gelmesin demiş kısaca... Anlayacağınız daha okula girişte elemiş Platon.

MÖ 600’lü yıllar, yer Yunanistan, Lesbos (Midilli Adası)…

Ünlü kadın şair Sappho (Sopho)… Kızlar için açtığı okulda şiirle aşk usullerini öğretmiş. Dersler; şiir, müzik, jimnastik. Zenginlerin kız çocukları ve evlenmemiş kadınlar, felsefe öğretmenlerinin eşliğinde kendilerini geliştirmişler. Sappho, sınav yapıyor muydu, sınavlarda ne soruyordu? Hâlen merak konusu!

Eski Yunan’da kent kültürlerinin gösterdiği farklılık, eğitimde anlayışlarına da yansımıştı. Özellikle Sparta ve Atina eğitim açısından taban tabana zıttı. Sparta bir asker toplum olduğundan askerî eğitim ön planda tutulmuş, kendini üst sınıflara ve yurduna adamış askerler yetiştirilmişti. Fiziksel açıdan dayanıklı gençler 20 yaşına kadar sıkı bir askerî eğitime tabi tutulurdu. Anlayacağınız sınavlar uygulamalıymış… 

Dersler askerî içerikli beden eğitimi ve dinî müzikti. Doğumdan itibaren zayıflara ve sakatlara toplumda yaşama şansı verilmez, bu şekilde doğan bebekler öldürülürdü. Yani bazı insanlar doğuştan sınavları kaybederdi

60 yaşına kadar süren bir askerlik ve kendini adama… Bu kadar sıkı disiplin ve “eğitim” anlayışıyla kurulmuş bir sistem. Sonuç? Ne Sparta kalmış ne de esamesi! Spartalıların sınav sistemi de sizlere ömür…

Atina, Antik Yunan Uygarlığının merkezi olmuştu. Edebiyat, tiyatro, felsefeye düşkün olan Atinalılar, müzik eğitimine de önem vererek sağlıklı bir ruh ve beden eğitimi ile de denge yakalamaya çalışmışlardı. Sparta’da olduğu gibi çocuklar, devletin malı sayılmamış ve ilk eğitimlerini ailelerinden almışlardı. Çocuğa refakat etmesi için pedagog (Yun. Paidagogos) denilen yaşlı köleler çalıştırılmıştı. Eğitim o zamanlarda da önemli, öğretmenlerin yeri de “ayrı” tutulmuştu!

Allah’tan bugün eğitimciler “köle” olarak görülmüyor.

Roma İmparatorluğu döneminde de eğitim-öğretime önem verilmişti. MÖ 200’lü yıllarda dilbilgisi okulları, felsefe okulları açılmış ve MS 70’li yıllarda ise bunları şehir okulları ile “prestijli” İmparatorluk Okulları izlemişti.

Özet olarak milattan binlerce yıl öncesinden başlayan okul serüveni toplumun ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş, kimi yerlerde parası olanlara öncelik verilmiş ve bir şekilde sınav her zaman var olmuştu.

Semavi dinler çıktıktan sonra ise öğretimin ekseni değişmeye başladı. Batı’da Hristiyanlık etkisinde dogmatik düşünce yapısının hâkim olduğu kilise ve manastırlar ön plana çıkarken Doğu’da da dinî okullar eğitimde söz sahibi oldu. 

Ortaçağ ile birlikte sınavlar artık kutsal kitaplar ve peygamberlerin söylemlerine göre hazırlanmaya başlanmıştı. 

Günümüze ait sınıf düzeni, öğretmenin aktif, öğrencinin pasif konumdaki öğretim modeli ortaçağdan beri o kadar benimsendi ki aynı modele günümüzde de devam ediliyor. “Ortaya karışık müfredat” ve ders çizelgeleriyle öğrencilerin yetenekleri, öğrenme biçimleri hiçe sayılarak öğretim yapılmaya çalışılıyor. 

Öyle ya da böyle bu karmaşa içerisinde okullarda öğrenim gören milyarlarca insandan bazıları da elbette başarılı oluyor. Eğer oransal değil de bireysel başarı kabul ediliyorsa sorun yok!

Ortaya karışık görece başarı!

Okul sistemi içinde bu başarıyı tadamayanlar; sağlık sorunları, başarısızlık veya uyum sorunları yaşayanlar ise sistem dışı bırakılıyor. Bu şekilde okulların dışında kalanlardan Microsoft’un kurucusu Bill Gates Harvard Üniversitesini, Apple’ın sahibi Steve Jobs, Reed Kolejini, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg Harvard Üniversitesini, Dell Computer’ın sahibi Michael Dell Austin Texas Üniversitesini terk etti.

Bununla da bitmiyor… Albert Einstein, 15 yaşında, Walt Disney, 16 yaşında, Benjamin Franklin 10 yaşında, Henry Ford 16 yaşında, Charles Dickens 12 yaşında okulu bırakmıştı. Thomas Edison ise okula sadece 3 ay devam edebilmişti.

Dâhi diye nitelenen birçok insanın okul içinde değil de dışında başarılı olması çok ironik!

Şimdi efendim, bu kısa tarihsel turun ardından:

Öğretmenler soru soran öğrenciyi seviyor ama uzatmayanı daha çok seviyorsa…

Laboratuvarlar, devlet okullarında yasaklı bölgeler olarak atıl bırakılıp, özel okullarda ise sadece makyajlı satış unsuru olarak kullanılıyorsa…

İnsanlar, eğitimi bir yaşam şekli olarak benimsemiyor ve ona ihtiyaç hissetmiyorsa…

En standart işler için bile en yüksek derece diploma isteniyorsa…

Herkesin eğitim alacağı “nitelikte” okulların sayısı yeterli gelmiyorsa…

Övündüğünüz çok yüksek sayıda genç nüfusunuz birkaç okulun önünde yığılıyorsa

Anaokulundaki öğrencilerin yaratıcılığı her yıl sistematik bir şekilde yok ediliyor ve bunun için sürekli bir mazeret uyduruluyorsa…

Üstelik eğitim yöneticileri ve öğretmenler, öğrenilmiş bu çaresizliği bir de kabulleniyorsa nafile…

 

Şairin dediği gibi:

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin

İşin kolayına kaçmadan ama…

 

Bilinen sınav sistemlerini kullanmak, belki de eğitime şekil verenlerin de kolayına geliyordur.

Oysa bilgiyi ölçmek basittir, asıl önemli olan merak ve tutkuyu ölçebilmek ve değerlendirebilmektir.


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)