adscode

GÜNAH KEÇİSİ ÖĞRETMEN Mİ? (2)

Ya ailelere ne demeli…

vedatdemirr@hotmail.com

Bu durumda eğitimdeki başarısızlıklarda aileler hiç mi kabahatli değil?

Aileler, çocuklarının başarılı bir eğitim alabilmesi için ne kadar çabalıyor? Çocukları iyi yetiştirmek demek maddi ihtiyaçlarının (ders araç-gereci, kıyafet, servis, özel okul, özel ders vs) karşılanması mı demek sizce? Aileler çocuk eğitiminin ne kadar farkında acaba? Çocuk eğitimi 80’li 90’lı yılların şartlarıyla aynı değil. Eğitim günümüzde çok daha teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bir hal almış durumdadır. Seksenli ve doksanlı yıllarda mahalle, komşu, akraba ve arkadaş çevresinde sosyalleşen çocuk şimdilerde kitle iletişim araçları ile her türlü tehdide açık bir şekilde sosyalleşiyor. Bu bakımdan en az öğretmenler kadar aileler de eğitimle ilgili kitaplar okuyarak, konferans, seminer ve anne-baba okulu gibi çeşitli eğitimlere katılarak kendilerini geliştirmelidir.

Eğitim-öğretim faaliyeti boyunca çocuklara rehberlik etmelidir. Unutmamalıdırlar ki çocukların eğitim sağlığı da biyolojik ve fizyolojik sağlığı kadar hassastır.

Çocuklarımızın hastalandığı zamanki tedavi sürecini hatırlayarak konuyu soru cevap şeklinde açıklayacak olursak; hastalandıklarında hastaneye kendi başlarına mı gönderiyoruz? Hayır. Peki, muayene sırasında doktor, hastalığın sebeplerini ve tedaviyi çocuğa mı anlatıyor? Hayır.  Doktorun yazdığı ilaçları eczaneye almak için çocuğu mu gönderiyoruz? Hayır. Eczacı ilaçları nasıl kullanacağını çocuğa mı anlatıyor? Hayır. Son olarak çocuklarımız ilaçlarını evde kendileri mi kullanıyor? Yine hayır. Tüm bunları sağlıklı bir tedavi süreci açısından nasıl ki saçma ve kabul edilebilir bulmuyorsak; okul hayatında da velilerin okula hiç uğramadan, çocuğun öğretmeni ile görüşmeden, ödevlerini yaparken onlara refakat edip ödevlerini doğru yapıp yapmadıklarından emin olmadan, çocukları okula hazırlamadan aç, uykusuz ve bakımsız bir şekilde okula göndermek, çocuğun eğitim sağlığı açısından ne kadar doğru ve faydalı olacaktır?

Nasıl ki çocuğumuz hastalandığında sağlığına tekrar kavuşması için kendisine refakat edip yakından ilgileniyorsak okul yaşantısında da başarısız olduğunda bu durumu da eğitim sağlığı açısından bir hastalık olarak görmeli, kendisiyle yakından ilgilenip çalışmalarında da ona refakat etmeliyiz. Doktordan ve eczacıdan aldığımız bilgi gibi öğretmenden ve okul rehberlik servisinden de çocuğumuzun durumu ve yapılması gerekenler hakkında bilgi ve yardım almalıyız. Ödevlerini yaparken de tıpkı ilaçlarını tek başına içirmediğimiz gibi ödevlerini de tek başına kendi haline bırakarak yapmasını istememeliyiz. Nasıl ki çocuk tadı acı olan ilacı içmeyi, acı veren iğneyi yaptırmayı istemez ise aynı şekilde bazen zor olan, anlamadığı ödevi de yapmak istemeyecektir. Ebeveynin çocuğun tedavi sürecinde ilacını içip içmediğini kontrol etmesi, tedavi sürecinin ne kadar sağlıklı ilerlediğiyle ilgili verdiği bilgi gibi ödevlerin kontrolü de kendisine eğitim sürecinin sağlığı hakkında önemli bilgi sağlayacaktır.

Hastanın tedavi sürecinden ne kadar doktor sorumlu değilse çocuğun evdeki aile rehberliğinden mahrum kalması sonucu başarısız olmasından da öğretmen sorumlu değildir. Evdeki ödev takibi ve rehberlik aileye aittir. Ailenin bu durumda öğretmen ile sağlıklı bir iletişim sürecinde olması çok sağlıklı olacaktır.

Peki ya sürekli olarak değişen eğitim sisteminin bu başarısızlıklarda hiç mi etkisi yok. Sürekli olarak değişen müfredat ve sınav sistemi öğrenci ve ailelerin kafalarını karıştırıp kaygılandırdığı kadar öğretmenleri de ikilem içerisinde bırakıyor. Merkezi sınavlara göre öğrenci yetiştirmeye çalışsa öğretim odaklı bir performansa yöneliyor ki toplum içinde yasalara ve kültürel değerlere aykırı davranışlarla karşılaştığımızda sorun yine eğitim oluyor. Eğitim ağırlıklı efor sarf etse bu durumda da merkezi sınavlarda arzulanan başarılar elde edilmediğinde yine öğretmen hedef tahtasına oturtuluyor. Öte yandan eğitimde arzu edilen sonuçlara ulaşılıp başarı sağlandığında bu başarı öğretmenden başka herkesin eseri olabiliyor. Öğretmene ancak başarısızlığın günah keçisi olma rolü düşüyor.

Sonuç olarak ülkemizde gerçekten eğitim adına güzel şeylerden bahsedeceğimiz günleri görmek istiyorsak eğitim camiasının en fedakâr neferleri olan öğretmenlerimizi sorunların baş kaynağı olarak görmemeli, kendine ve topluma karşı küstürmemeliyiz. Onları da bu sürecin çözümünde masanın başköşesine oturtarak etkin bir şekilde çözüm üretme noktasında dinlemeli engin tecrübe, bilgi ve düşüncelerinden istifade etmeliyiz. Milli kültür, değer ve potansiyelimize uygun insanımızı ve toplumumuzu sosyoloji ve psikoloji bilimlerinin rehberliğinde bilimsel araştırmalarla anlamaya çalışıp sağlıklı bir eğitim çerçevesi oluşturmalı ve ona uygun bir eğitim sistemini hayata geçirmeliyiz.


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
Dil Eğitimi ve İletişim
Öğretmen Olmak
İNEK ÖĞRENCİ!
Matematik Eğitimi Üzerine