adscode

Öğrencileri ve aileleri çileden çıkaran ödev sorunsalı

İlkokul seviyesinde verilen ödevlerin çocukta, ödev yetiştirme kaygısıyla öğrenciyi okuldan, eğitimden soğuttuğu gerçeği gün gibi ortada.

nevzattarakci@gmail.com




Ödev konusunda, bildiklerim, yaşadıklarım, okuyup araştırdıklarımdan damıttığım, yıllardır işin mutfağında uyguladığım gerçeklerden çok uzak bir uygulama var eğitim sistemimizde.

Niteliksiz ve ölçüsüz ödev, öğrenciyi ve ailelerini bıktıran, hayattan usandıran çileden çıkaran çağdışı uygulamadır.

Günün sekiz, dokuz saatini okulda geçiren öğrencinin okulda öğrenmesi gereken konuları ödev adıyla eve yönlendirmenin, evi okula çevirmenin, anne babaya öğretmenlik yaptırmanın, okulu çekilmez, hayatı yaşanmaz kılmanın hangi mantığı olabilir?

Pedagog dostumun ifadesiyle bazı öğretmen ve aileler, öğrenci ödev yaptıkça daha çok öğreniyor, zannediyor. Halbuki niteliksiz ve ölçüsüz ödev, çocuğun daha iyi öğrenmesini sağlamaz!

Ödev Nasıl Olmalı, Ödev Niye Verilmeli, Ne Kadar Verilmeli?

“Ödev; öğrencinin kaygıyı düzeyini yükselten, onu okuldan soğutan; öğretmen, öğrenci uyumunu, anne, baba, çocuk ilişkisini zayıflatan bir yapıya sahip olmamalı.”

Ödev; öğrencilerin araştırma, düşünme, sorgulama, sorumluluk sahibi olmanın, değişik sosyal beceriler kazanmanın, planlı, tertipli ve düzenli çalışmanın kapısını aralamalı.

“Başarılı eğitimci, eğitim sorumluluğunu öğrenciye yükleyip ödev ile öğretmeye çalışan değil, eğitimi ders saatleri içinde tamamlayabilendir.”

Hem “Çocuklar, parmak izi kadar farklıdır.” Diyeceksiniz hem de öğrencilere aynı ödevi verip aynı metotla, aynı sürede, aynı şekilde ödevin yapılmasını isteyeceksiniz, buna da “modern eğitim” diyeceksiniz!

Eğitimde Başarılı Ülkeler Modeli

Bir araştırma, inceleme gezisinde, birkaç hafta bile olsa eğitim sistemlerini inceleme fırsatı bulduğum uygulamalarına şahit olduğum İskandinav ülkeleri eğitim sisteminde sınav ve ödev anlayışı o gün beni ziyadesiyle şaşırtmıştı.

Zira, günün sadece 4 saat kadarını okulda geçiren, eğitim hayatlarının ilk 6 yılında notla tanıştırılmayan, asla ödev verilmeyen ve öğrenmenin yerinin okul olduğuna inanılan bir eğitim sistemi, aklımı karıştırmış zihin sistemimi tarumar etmişti.

Bu eğitim sistemiyle yetişen öğrencilerin Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA)’da en üst sıralarda yer alıyor olması boşuna değilmiş.

Bitmek Tükenmek Bilmeyen Ödev Anaforu

İlkokul seviyesinde verilen ödevlerin çocukta, ödev yetiştirme kaygısıyla öğrenciyi okuldan, eğitimden soğuttuğu gerçeği gün gibi ortada.

Hiçbir duyarlı anne baba, çocuklarının, hayatlarının baharında bitmek tükenmek bilmeyen ödev anaforunun çocuklarının hayat enerjisini alıp götürmesine asla müsaade etmemeli!

Aslında biz, mevcut eğitim sistemiyle çocukları eğitmiyor, "hırslı robot" yetiştiriyoruz.

Ödev, Öğrenme ve Keşfetme Aracı Olmalı

Ödev, düşünmeyi, keşfetmeyi ve öğrenmeyi sağlamıyor sadece tekrarlardan ibaretse öğrenci ödevi anlamsız bulur ve o ödevi yapmaz!

Ödev, aslında öğretmenin ve okulun kendine güvensizliğinden kaynaklanıyor. Çocuklara yeterli eğitim veremediklerine, takviyeye ihtiyaçları olduğuna inanıyorlar.

Zaten, “Ödevler öğrenmeyi gerçekten sağlıyor olsaydı, öğretmen ödevin yapılıp yapılmadığını değil, ödevle çocuğun ne öğrendiğini kontrol ederdi.”

Başarılı öğretmen, okul faaliyetlerini eve taşırmayan, bilgiyi okulda tamamlayabilendir.

Hani aileler, çalınmış bir çocukluk değil, öğrenmeye meraklı, mutlu çocuk görmek istiyorlardı?

Unutmamak gerekir ki, başarısız çocuklar, ödevlerini yapmayanlar değil, eğitimden soğumuş olanlardır

Annenin Feryadı:

“Çocuğunuzu okula gönderdiniz. Her gün yorgun argın okuldan geliyor. Daha fazla “ders” istemiyor. Bahçeye çıkmak, arkadaşlarıyla buluşup oynamak istiyor, uyumak istiyor, boş boş oturup hayal kurmak, televizyon izlemek, resim çizmek istiyor. Ders hariç her şeyi istiyor. Ama mecburen önce ödevini bitirmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Küçücük elleri yoruluyor. Testler bitmek bilmiyor.”

Ezberci eğitim sisteminin en kötü yanı ev ödevidir. Sadece verilmiş olmak için verilen, sadece yapmış olmak için yapılan ödevler.

“Çocuğunuzun oyun oynama hakkı için savaşın. Bırakın spor yapsın, koşsun, oynasın. Sevdiği kitapları okusun. Resimler çizsin. Ona en sevdiğiniz şiirleri okuyun. Beraber müzik dinleyin. Beraber yürüyüşe çıkın, parka gidin. Beraber pasta yapın, film izleyin, takla atın. Ya da yayılın, hiçbir şey yapmayın, şekerleme yapın.”

Çözümü Buldum

Ey yöneticiler, ey yetkililer, eğitimciler ve ey anne babalar! Ülke olarak en köklü, en büyük, en ağır sorunumuz olan eğitim sorunumuzun çok basit bir çözümünü buldum!

Çözüm, okulları, eğlenceli; okumayı, öğrenmeyi zevkli hale getirmektir.

Sonuç:

Öğrencilerin ilgi, ihtiyaç, motivasyon ve gelişim düzeylerini gözeten, her öğrenciye aynı ödevi vermeyen, onları ezber ilgi çekici olmayan ödevlerle okuldan, aileden, hayattan usandırmayan duyarlı eğitimciler alkışı hak ediyor.

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)