adscode

-mış gibi yapmak…

byomerorhan@gmail.com




 

İnsanoğlu tarih boyunca hırslarına yenik düşmüştür. Belki herkese söz geçirmiş ancak kendi aklına ve yüreğine söz geçirememiştir. İnsanın kendi ile bu mücadelesi onu her zaman bir karar verme eşiğinde bırakmış, doğru ile yanlışı ayırt etmesine, yanlış bulduğu şeyleri dile getirmede zorluk çekmesine ve tereddüt yaşamasına neden olmuştur.

Dünyanın neresine gidilirse gidilsin tüm coğrafyalarda ve farklı kültürlerde yaşayan insanların ortak özellikleri vardır. Hayata gözlerini açan tüm bebekler yardıma muhtaçtır ve insanların tamamı güler, ağlar, sever, nefret eder ve korkar. Sahip olduğu birçok özelliği ona doğuştan verilmiştir. Ancak birçoğunu da yaşamı boyunca edinir.

Hayat onu birçok gerçekle karşı karşıya getirir. O istese de istemese de!

“Gerçek acıdır, biber de acıdır. O hâlde biber gerçektir.” Her ne kadar Aristo, mantık önermesinde biberin gerçek olduğu yargısına varsa da, yaşam birçok “gerçek” yanılsamalarla doludur. İnsan, karşılaştığı her gerçeği kabul etmekte aynı duyarlılığı göstermez. İşine geldiği gibi davranma düşüncesi ve kendini ikna etme becerisini her deneyimiyle geliştirir. Davranışlarını, sözlerini ve eylemlerini haklı çıkartacak tüm düşüncelere yakınlaşır ve sürekli zihninde sığınacak kendi gerçeklik tanımına yakın bir liman arar.

Çoğu zaman hayır diyemeyen, bunu öğrenmede güçlük çeken insanoğlu beynindeki labirentin içerisinde dolaşır durur. Bazen bu labirentte kaybolmak işine de yarar. Belki de yüzleşemediği gerçekleri bu labirentte kaybeder ve bununla teselli bulur. Oysa kaybolan bir düşünce yoktur ve onun orada olduğunu da bilir. Bir gün, kabul edemediği bu düşüncelerle labirentinde karşılaşma fikrinden de korkar ama anlık yok sayma, işine gelir.

İnsan, aynaya baktığında görmezden geldiği kendisini günlük yaşamında birçok kez kandırdığını düşünerek yaşamını sürdürür. Kabul etmediği, edemediği gerçekler, hiçbir zaman yok olmaz. Bunların çokluğu kaliteli bir zihnin oluşmasını ve gelişmesini engeller. Oysa her şeyin yolunda olduğunu kabul etme fikri kulağa hoş gelse de, yaşam birçok olumsuzlukla birlikte vardır.

Kişisel olarak günü kurtarma, olumsuzlukları yok sayma düşüncesi, kurumsal ve toplumsal olarak da karşımıza çıkar. Bunun kültürel bir özellik hâline geldiğini söylemek yanlış bir saptama olmayacaktır. Bazı toplumlarda sözü edilen durum yaşansa da birçok gelişmiş toplumda daha gerçekçi olunduğu görülür. Elbette her iki kültürün oluşmasında etken olan, genelde yönetim şekilleri ve yaklaşımlarıdır. Bazı devlet yöneticileri ve siyasi yapıları, topluma sorunları yansıtmak istemez. Gücü yettiğince bu gizliliği sürdürmeye ve legal hâle getirmeye çalışır. Her şeyin yolunda olduğu izlenimi yaratma çabası ve sorunları öteleme fikri bir taktik olarak düşünülür.

Önemli olan ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz ve yarattığınız algıdır! Nasıl olsa daha sonra bir yol bulunacaktır. Bu nedenle şimdi sorunları ortaya çıkartmaya, onlarla yüzleşmeye ve insanların aklını karıştırmaya gerek yoktur!

Bu şekilde yapılandırılmış bir devletin yarattığı “illüzyon” halk tarafından da benimsenir. Bir süre sonra, sorunları görmezden gelme fikrinin doğru olduğu gibi bir yanılgı, artık toplumsal bir kültür olarak yayılmaya ve kabul görmeye başlar. Böylesine bir kültür oluştuğunda bu durum, bireylerden kurumlara ve toplumun her kesimine yerleşir. Sorunları ortaya koyan insanlar da sevilmeyen, iş çıkartan insanlar olurlar ve istenmezler. Oysa kabul görmek, beğenilmek, arkadaş edinmek, sevilmek ve başarılı olmak tüm insanların her yaşta isteyeceği bir durumdur.

Bir sabah aynaya baktığında veya durum değerlendirmesi yaptığı bir anda yalnız kaldığını ve desteklenmediğini düşünerek vazgeçer. O da mevcut düzene uyar. Belki de hata yaptığını düşünür. Kendini ikna etmeye çalışır ve çoğunlukla da bunu başarır. Cervantes’in Don Kişot’u gibi olduğunu düşünür ve daha “gerçek” bir dünyaya yelken açar. En azından yalnız değildir ve artık her şey yolundadır!
Bu zihin yapısını kişilerde, gruplarda, şirketlerde, okullarda, toplumlarda, devletlerde, kısacası insanın bulunduğu her alanda görmek mümkündür.

Bardağı dolu tarafından görmek iyi bir şeydir ancak sağlam temeller üzerine kurulmak istenen her yapı ve oluşum mutlaka süreçlerini gerçekçi yaklaşımlarla gözden geçirmelidir. Sorgulama ve sorgulayıcılara açık olmalıdır. Bugün düzeltilmesi gerekenler yarına bırakılmamalıdır.

Gelişim ve doğru olan isteniyorsa analitik veya duygusal düşünce yapısıyla sorulan her türlü soruya saygı duyulmalıdır. Örtmek, yok saymak, görmezden gelmek desteklenmemeli, kabul edilen her doğru da süreç içerisinde gözden geçirilerek yeniden değerlendirilmelidir. Antik Yunan filozoflarından Heraklitos’a göre “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”

Doğru söyleyen dokuz köyden kovulmamalı, kral çıplaksa, bu söylenebilmelidir. Popülist yaklaşımlardan ve bu şekilde davrananlardan uzak durulmalı, oluyormuş gibi, yapılıyormuş gibi, her şey yolundaymış gibi yani kısaca -mış gibi yapılmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki, dünya var olduğundan beri milyonlarca insan -mış gibi yapmıştır, buna şüphe yoktur; ancak tarihe iz bırakanlar; gerçekçi yaklaşımlarda bulunanlar, sorunları görenler, bunların üzerine giderek çözüm arayanlar olmuştur.
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)