adscode

Aidiyet neden önemlidir?

byomerorhan@gmail.com




Aile içinde, iş ortamında, her tür toplulukta ve toplumda aidiyet büyük önem taşır. Bir insan, kendisini bir yere ait hissetmiyorsa, orada ne gelişme olur ne de sağlıklı süreçlerden söz edilebilir.

Her işte olduğu gibi büyük emekleri, paylaşımları, karşılıklı saygıyı içinde barındıran aidiyet/ilişkinlik, zor kazanılır ama kolay kaybedilir. Bu nedenle aidiyet duygusu yüksek olan kişilere sahip çıkmak, kurum kültürünün de gelişmesine olanak tanır.

Aidiyet duygusuna sahip olan kişiler, bulundukları kurumları sırtlanan kişilerdir. Aslına bakılacak olursa bir bakıma, aidiyet duygusu yüksek olan kişiler, aynı zamanda amatör ruha da sahiptir diyebiliriz. Bu kişilerin çoğunlukla bireysel kazanç anlamında beklentileri düşüktür; onlar, ait oldukları kurumun veya toplumun başarısından beslenir ve gururlanırlar. Onları ayakta tutan ve bu bağlılıklarının sürmesini sağlayan şey ise sadece yaptıklarının görülmesi ve desteklenmesidir. Daha açık söylemek gerekirse beklenti, çoğu zaman engellemelerle karşılaşmamaktan ibarettir.

Felsefeye meraklı bir hükümdar olan Büyük İskender ile MÖ 412-330 yılları arasında yaşamış olan Diyojen arasındaki diyalog tarihe geçmiştir. Farklı şekillerde rivayet olunan bu diyalogda dünya nimetlerinden vazgeçmiş olan Diyojen, kendisini görmeye gelen ve “Dile benden ne dilersen” diyen, Büyük İskender’e “Gölge etme başka ihsan istemem senden.” diyerek, teklifini reddetmiştir. Bu hikâyede olduğu gibi “aidiyet duygusu yüksek insan da” aslına bakacak olursanız Diyojen gibidir. O sadece kendisine gölge edilmesin, engel olunmasın ister.

Aidiyetin gelişmesi için zaman gereklidir. Birçok deneyim, emek ve paylaşım, her geçen gün adiyetin yükselmesini, gelişmesini ve pekişmesini sağlar. Bu anlamda kurumlar, bu duyguyu güçlendirecek davranışları desteklemek, sürdürmek ve beslemek zorundadır. Özellikle uzun soluklu stratejiler geliştiren kurumlarda, bunun aksini düşünmek ve uygulamak, görece olarak başarıyı da sekteye uğratacaktır.

Hangi alanda olursa olsun, görev verilen bir insan aldığı görevi yerine getirmek, geliştirmek için -günümüz moda deyimiyle- bir projeyi hayata geçirmek ister. Kendinden önce hayata geçirilen diğer projeleri sürdürmek, bir anlamda “prestij” açısından da pek tercih edilmez. Buna ister kişinin kendini kanıtlama isteği deyin ister egosunun doyurulması deyin maalesef durum budur. Durum böyle olunca bir önceki uygulama/proje yeterince değerlendirilmeden rafa kaldırılarak en kısa zamanda yeni gelen kişi/kişilere göre, yeni modeller yeni projeler de sistemde kendisine yer bulur. Bu olumsuz yaklaşımın ortadan kaldırılması veya kendine yer bulamaması için kurumların tüm stratejik projelerini belirli aralıklarla gözden geçirmesi ve süreçlerin ciddi anlamda değerlendirilerek performanslarının ölçülmesi gerekir. Organizasyon şemaları ve görev tanımları bu anlamda son derece belirleyici olmalı, kişilere ve onların isteklerine göre değişikliklere izin verilmemelidir.
 
Bu değerlendirmelerden sonra, uygulamalarıyla tüm toplumu birinci dereceden etkileyen Millî Eğitim Bakanlığı ile ona bağlı alt birimlerde aidiyet kavramına biraz daha yakından bakılmalı.
Bir ulusun geleceğinde rol alacak bir çocuğun, gencin ve bireyin yaşamı ile birinci dereceden ilgili bir konudan söz ediliyorsa, çok planlı, programlı olunması ve her türlü siyasi görüşten arınması gerekir. Stratejik planlar göstermelik yapılmamalıdır. Görevlendirmeler de siyasi görüşe ve adama göre iş mantığı ile değil, deneyimi ön planda tutan, gerçek anlamda performansı yüksek, hayata geçirilmiş iyi örnekler yaratan kişilere roller verilmelidir. Millî Eğitim Bakanlığı ve ona bağlı tüm alt birimler ile kurumlarda görev verilen insanların aidiyet duygularının gelişebilmesi için yukarıda sözü edilen zamanın kendilerine tanınması, bu anlamda başarılı olmuş bürokratlara sahip çıkılması son derece önemlidir.

Son yıllarda yaşanan kadro değişiklikleri, aidiyet duygusunu da örselemektedir. Böyle bir durumda kişilerin yeni görev alanlarında kendilerini göstermek için popülist projelerle veya sorgulanması tamamlanmamış işlerle kendilerini kanıtlama istekleri insani olarak kabul edilebilir! Geçerli nedenleri olmadan bürokrasinin sürekli değişiyor olması, istikrarın tehlikeye gireceğinin göstergesi olabileceği gibi, uygulamalarda da birçok hataya neden olacaktır. Bugünlerde yaşanan sınav hatalarına bu gözlükle bakıldığında sanırım yaşananlar daha net görülecektir.

Millî eğitimle ilgili sistemlerin kabul edilmesi ve hayata geçirilmesi için ciddi sorgulama ve pilot uygulama süreçleri yaşanmalıdır. Herhangi bir sistemi kabul etmek ya da iptal etmek kararı verilmeden önce son derece şüpheci yaklaşımlar gereklidir. Özellikle tüm ulusu ilgilendiren konularda daha bilimsel yaklaşımlarla, aidiyete verilecek önemle bugün yaşanan sıkıntılar da yaşanmamış veya en aza indirgenmiş olacaktır.
 
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)