adscode

AVM Çocukları…

Yeni oluşan kültürlere ayak uydurmaya çalışarak, bize sunulanları anlamlandırmaya ve içselleştirmeye çalışır olduk.

byomerorhan@gmail.com




Kapitalizmin ve para sahiplerinin mega yapılarında kendimize yeni kültürler edinirken geçmişimizi de unutmaya başladık. Ne kazandığımız ya da neler kaybettiğimize bakmadan KABULLENDİK!

Bakkalın, kasabın ve manavın yerini market alırken terzi, manifaturacı, kundura tamircisi kalmadı. Tuhafiye dediğinizde ise yeni nesillerin tuhaf tuhaf bakacakları günlere geldik.

Oysa mahallemizdeki bakkala girdiğimizde bakkalımıza selam verir, hâl hatır sorar ve belki de onunla iki lafın belini kırardık. Dükkân, genelde küçük olur ve her yanı rafla dolu ve rafları da sıkıştırılmış ürünlerle donatılırdı. Her bakkalın içinde ayrı bir koku hâkim olduğu gibi samimi ve sıcak bir havası da vardı. 1960-70-80’li yıllarda çocuklar için bakkallar ayrı bir anlam ifade eder, kısıtlı bütçelerden çocuklara düşen paralarla teneke kutular içinde satılan gofretlerden alınırdı. Ürünlerin ekşimesi ve bozulmasından söz edilir ama son kullanma tarihine pek bakılmazdı. 1990’lı yıllarda ise ambalajlı ürünler her yanımızı sarmaya başladı. “Dayanıklı” adı altında sağlıklı, sağlıksız her şey ambalajlanarak bizlere sunuldu, hayır demedik ve ALDIK!

20-30 yılda çok şey değişti. Bakkallar kapandı, kapanmak zorunda bırakıldı! Gözümüzü, gönlümüzü doyuran dev alışveriş merkezlerindeki hipermarketler bakkalların yerini aldı ama bizi selamlayarak karşılayacak kimse kalmadı. İşin samimiyeti, mütevazılığı ve hoşluğu bozuldu. Büyük ve süslü ama değersiz, dayanıklı ama lezzetsiz…

İşte sunulan bu!

Bu arada sadece bakkalımızı yitirmedik, yanındaki manavı, kasabı ve evlerin arasındaki boş arazileri de yitirdik.

Çocukken koşuşturduğumuz, çelik-çomak ve yakan top oynadığımız, maç ettiğimiz tüm alanları el birliğiyle betona dönüştürdük. Şimdilerde anne ve babaların yeni gözdesi, “mega” alışveriş merkezlerine gitmek, aynı mağazaları dolaşmak, fastfood yemek ve kısıtlı zamanları yok etmekten ibaret. Alışveriş arabalarına oturtulan, ellerine tablet ya da akıllı telefon verilerek oyalanan çocukların oyun alanları da değişti. Sıkış tıkış elektrik ve elektronik oyuncaklarla doldurulmuş, sahte ebeveyn davranışlarıyla desteklenen, yaratıcılıktan uzak oyunların oynandığı mekânlar…

Sevdik bu işi! Mevsimine göre sıcak veya soğuk, her türlü mağaza ve markaya ulaşmak mümkün, eşiniz mutlu siz mutlu, çocuk “eğleniyor” ayrıca alışveriş için ne isterseniz de var. Üstelik “güvenli” çünkü son kullanma tarihi belli olan “dayanıklı” ürünlerin satıldığı marketler de burada. İnsan daha başka ne ister ki?

Bir şey unuttuk mu acaba, ne dersiniz?

Yüzüne yağmur suyu değmeden, bir ağaca tırmanmadan, bisikletten düşmeden ve eli yüzü çamurlanmadan geçen bir ömür olur mu? Doğanın nimetleri ile yaşamını sürdüren ama ondan uzak ve onu tanımayan nesiller…

Tatlı su denildiğinde pet şişe içindeki su aklına gelen ve ömründe hiçbir tatlı su kaynağı görmemiş çocuklar. AVM çocukları!

Yaşam bu kadar kısa yollarla yaşanacak kadar hafife alınmamalıdır. Bize sunulan veya dayatılanlar içerisinde seçme şansımız olduğunu unutmamak gerekir. Konfeksiyon yaşam yerine daha doğal ve özen isteyen samimi bir yaşam tercih edilerek desteklenebilir.

Anne ve baba olmak zordur, sorumluluk ister. AVM’lerde çocuk yetiştirerek işin kolayına kaçmak yerine ve tümü yok edilmeden, “son” parklar, “son” ormanlar ve “son” temiz denizlere götürmek gerek çocukları.
Usta şair Nazım Hikmet’in dediği gibi:

“Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz…”

Ömer Orhan


 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)