adscode

Başardık!

Sonunda başardık! Artık öğrencilerin akademik anlamda başarısız olmasını neredeyse olanaksız hâle getirdik. Böylece sanırım yüzde 90’ın üzerinde bir başarı oranı da yakalamış olduk. Aferin bize!

byomerorhan@gmail.com




Birkaç yıl önce “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği”nde yapılan değişikliğe göre ya derslerden geçer not alınacak ya da kaç zayıfı olursa olsun -ki ders çeşidine göre 6-7 zayıf bile sorun değil- ağırlıklı ortalamada 50’yi bulan sınıfını takıntısız geçer hâle geldi. 50’yi bulamayan da bence cidden bıraksın bu işi…

Artık başarılı olanları değil başarısız olanları kutlamak gerekiyor. Bu işin de ortasını bulamadık ya helal olsun bize!

Eğitim sistemi taban tabana zıt uygulamalarla dolu…

“Efendim, bizim zamanımızda bitirme sınavları vardı. Her dersten başarılı olmuş bile olunsa, sonunda akademik duruma bir daha bakılırdı. Yıl içinde derslerden geçmiş bile olsan “bitirme sınavlarında” başarısız olduğunda sınıfta kalırdın.

Geçti o günler… Eskiden sınıfta kalan çoktu şimdi ise yok! Bu da değil öbürü de değil…

İstatistikler düzeltilecek ya da maliyet düşürülecek diye koca sistemler yapboz tahtasına döndü.

Aslına bakacak olursanız şu sınavları tümden kaldıralım da olsun bitsin, hepimiz rahatlayalım. Bir eğitimci olarak seçmeli dersler, seçmeli öğretmenler, hatta seçmeli yöneticiler ile yaşamla örtüştürülmüş ders ve konuların bulunduğu seçmeli bir okul düşlüyorum, üstelik sınavlar da isteğe bağlı olsun isterim. Yani öğrenciler ne öğrendiklerini merak etsinler de sınavlar ona göre yapılsın. Ütopik!

Sınava bağlı bir eğitim sistemi benim düşümle de ters ama kabul etmem gerekir ki sıralama sınavlarının eğitimin merkezinde bulunduğu bir ülkede bundan kurtulabilmek çok güç. Yaptım demekle olmadığı gibi deneme yanılmayla da hiç olmuyor.

–mış gibi yapıyoruz.

Tavşana kaç, tazıya tut, durumları!

Okullara girmek için sınav, memur olmak için sınav, işçi olmak için sınav... Hayatımız sınavken, liselerde sınıf geçmedeki kolaycılığın örtüşmediği ortada. Perhiz ve turşu meselesi…

Kaba bir hesapla ilkokuldan yükseköğretimin sonuna kadar 1000 ile 1200 adet sınava giriyoruz. Şaka gibi değil mi?

1200 sınav, ortalama 40 dakikadan 48.000 dakika veya 800 saat, yani hayatımızın aralıksız 33 gününde sınav oluyoruz.

Neyi ölçüyoruz?

Neyle ölçüyoruz?

Sonuçlarını ne yapıyoruz?

Bunca sınavın bize katkısı ne oluyor?

Sınavlar, yaratıcılığı, merakı, heyecanı ve tutkuyu ne denli yok ediyor?

Sınavların öğrenme süreçlerine katkısı var mı?

Sınavlarda bilinenlerle mi yoksa bilinmeyenler mi ilgileniyoruz?

Aslına bakacak olursanız daha yüzlerce soru yazabilirim. Bunca sınavdan sonra sorulara oldukça aşinayız nasıl olsa. Ancak ölçme ve değerlendirmenin bilimsel bir çalışma gerektirdiğini, kullanılan eğitim-öğretim sistemleri ile paralel olarak sistemi geliştirmesi gerektirdiğini de ancak sempozyumlarda ya da konferanslarda konuşuyoruz. Hepsi bu!

Sonuçta elde var sınav! İşinize gelirse…



Eğer bir üst öğretim kurumuna girişte veya işe alımlarda sınavlar önemini koruyacaksa liselerdeki sınıf geçme sisteminin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Millî Eğitim Bakanlığı geçtiğimiz günlerde okullara gönderdiği bir yazı ile yönetmelik değişikliği ile ilgili okullardan görüş istedi. Umarım eğitimciler bu konuda duyarsız kalmamıştır.

Gençleri kolaycılıkla yetiştirip sonra hayati önem taşıyan sınavlarda onlara başarılı olamadıklarını söylemek başka bir kolaycılık değil mi?

Bir o kadar da acı...



Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)