adscode

…bir kere ısırmıştı elmayı. Tık Çağı!

Mağaralardan çıktıktan sonra bir daha iflah olmadı insanoğlu. Taşı yonttu, madene şekil verdi, doğaya hükmetmeye başladı derken Allah da yürü kulum dedi, yürüdü gitti.

byomerorhan@gmail.com




Ancak Adem ile Havva’dan beri hep dertliydi insanoğlu. Kaçamak yapayım, dedi,  dert...  Cennetten kovuldu dert...  Kıyafet bulamadı, incir yaprağına sarıldı dert...

Önceleri başını sokacak bir yer için göbek atarken sonra evlere de sığmadı, saraylara taşındı o da olmadı, olamadı... Dert, hep dert…

Nüfus arttıkça artmış, hiçbir zaman da ne komşularıyla barışabilmişti ne kendiyle. Tarih boyunca durumu hiç değişmedi. İlk çağdan başlayarak iyice dolmuştu. İçini dökmek için önce kayaları kazıdı, sonra kilden tabletlere yazdı. Parşömen pahalıydı ama kıydı paraya, ona da yazdı içinden geçenleri, papirüse de…

Her şey şu Çinlilerin başının altından çıkıyor ya hadi neyse… Onlar kâğıdı bulduktan sonra işler iyice değişti. Bir de yazdıklarını çoğaltmayı başarınca tut tutabilirsen insanoğlunu, uçtu gitti. Ne var ki dertleri hiç azalmadı, o geliştikçe dertler de gelişti.

Öyle kolay kurtulamazdı bu lanetten, bir kere ısırmıştı elmayı ve bir elmanın bedelini tüm torunlar ödemek zorunda kalacak hatta ayvayı da yiyecekti, bundan kurtuluş yoktu.

Önce özü olan çamurdan “kurtuldu” ve her yeri taşlarla döşedi, asfaltla kapladı. Artık ayakları çamura bulaşmıyordu ama özünü de her geçen gün unutuyordu. Rahata eriştim artık karbon yakıtla ısınırız derken bu sefer de tüm dünyayı ısıtmıştı. Ateşin üstündeki kazanın içerisinde oturup kendi ateşine odun atmaktan farksızdı durum ama bunu bile hiç anlayamadı.

Gel zaman, git zaman, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ derken, Fransız ihtilali, sanayi devrimi ile kendini artık tutamıyor, uçtukça uçuyordu. Bilgi çağında ise teknolojik gelişimlere artık kendi de yetişemiyordu. Olan olmuş, önüne konan her şeyi tüketmeye başlamıştı artık. Torunlardan bazıları, bir elmadan böyle obur bir yaratığa nasıl dönüştüğünü düşünse de bunu aklından bile geçirmeyenlerin sayısı çoktu.

Ama devir değişmiş, hiç vakti kalmamıştı! Artık yeni derdi zamanın içinde zamansızlık olmuştu. Ne taşı yontmaya ne doğayı izlemeye ne eş dost ziyaretlerine ne ona ne de buna vakit yoktu ama Allah’tan tablet ve akıllı telefonlar vardı. Ve belki de elmayı ilk ısırdığından beri de hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Dünyayı Google Earth ile geziyor, oturduğu eve zoom yaparak keşif yapmışçasına keyifleniyordu. Beş dakikada sosyal medyada profil oluşturup hiç olmadığı kadar “arkadaş” ediniyor, ne bulursa paylaşıyor, beğeniyor beğeniliyordu. Aman ya Rabbi’m, ne büyük kolaylıktı bu!
İşte böyle, şimdilerde her şey insanoğlunun bir tık uzağında... İşler de tıkırında anlayacağınız.

Tık bankadan havale, tık çocuğun notlarını öğren, tık fotoğraf paylaş, tık iş için araştırma yap, tık hah bir de şu yardım isteğini paylaş. Müthiş…

Graham Bell, bugünleri görse telefonu yine de icat eder miydi, bilemiyorum ama haberleşmek için çıktığımız yolu da yine abarttık sanırım. Konuşmak bile fazla gelmeye başladı, artık mesajlaşıyoruz, hem de aynı anda kaç kişiyle. Ne söyleyeceksen ortaya yaz, tıkla.

İnternetten mezar ziyareti yaparak, bir tıkla dua okunmasını sağlayan günleri de gördük ya, “şükürler” olsun!

İnsanoğlu için tık o kadar önem kazandı ki ..çına don alamayanlar bile tıklamak için en iyisinden teknolojiye sahip oluyor.

Tek tıkla herkes filozof, şair, siyasetçi, öğretmen, ebeveyn, hayvan dostu ve arkadaş oldu! Bir yandan böyle ama diğer yandan binlerce ağaç kesilirken tık yok!  Çocuklar, kadınlar öldürülürken tık yok! Yayılmacı ülkeler, savaşlar çıkartıp yeni düzenler kurulmaya çalışırken, barış söylemleriyle silah satarken, sürekli de “ateşe odun” atarken tık yok!

Böyle giderse son tıkı kimin yapacağını biliyorum. Haydi, hayırlı tıklamalar.
 
Ömer Orhan

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)