adscode

Bitki ihtiyacımız...

Yaşam insana sunulmuş bir armağansa eğer ve sayaçlar hiç durmuyor, ileri gidiyorsa, onu en anlamlı şekilde yaşamak gerekir.

byomerorhan@gmail.com




Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? Münazara sorusu gibi… Bu ve benzer birçok soru var ama net yanıtı yok.

Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?

Eskiden böylesine sorgulamalara sıklıkla girerdik. Gençlik yıllarında eğlencemiz olurdu. Elbette bugünkü gibi bizi uyuşturan televizyon programları yoktu yani çok şükür beynimizin kontrolü henüz bizdeydi!

Kitapların toplatıldığı, resimli romanların ders kitaplarının içine gizlenerek okunduğu yıllardı ama en azından öğrencilerokurdu. Okumak için bu kadar kitap ve para olmasa da niyet de vardı, istek de…

Bugün ve geçmiş arasında hayıflanmak değil niyetim, ne o ne öbürü, hem o hem öbürü durumları yaşardık.

Aslında mesele kültür meselesi... Tam cehaletten kurtulacağız diyorduk ki varlık içinde yokluğu yaşar olduk.

Yazabilmek ama “yazmamak”…

Okuyabilmek ama “okumamak”…

Konuşabilmek ama “konuşmamak”…

Duyabilmek ama “duymamak”…

Görebilmek ama “görmemek”…

Yaratmaya başladığımız kültür -memek, -mamak üzerine kuruluyor.

Oysa bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptı, öğrenme isteği hep canlı tutulmaya çalışılırdı. Yedisinden yetmişine bilgiye, görgüye önem verirdi.

Biliyorsan konuş irfan alsınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar denilirdi. Yani cahillikten utanılır, yüz kızarır, bilgiye saygı duyulurdu.

-du

Geldik bugüne…

Bilgi çağında maalesef bilmenin gerekli olmadığını, toplumsal yapılanmadan izler olduk. Çok fazla uzaklara ya da derinlere bakmaya gerek yok, bilimsel çalışmaların sürdürüldüğü ya da sürdürüldüğünün iddia edildiği yerlere ve uygulamalarına bakmak yeterli. Durum açık ve net ortada.

Dogmatik düşünce sahipleri kızıyor olabilir ama günümüzde artık Dünya’nın öküzün boynuzu üzerinde durmadığınıkendileri de kabul ediyor.

Bugün “gülmekten ölünen” konular maalesef geçmişte trajik olarak gerçek anlamda bedeller ödenerek yaşanmıştır. Demek ki neymiş, insan aklı her zaman üstün çıkmış ve reddettikleri ile insanları yüzleştirmiştir.

Konu aslında basittir ama anlayana… Dün asla kabul edilmeyen görüşler ve düşünceler bugün hiç tartışılmadan kabul görüyorsa, bugünün karşı çıkılan konularına daha anlayışla yaklaşılmalı. Ortaçağ diye beğenmediğimiz dönemde bile aydınlanma yüksek boyutta yaşanmıştır. Körü körüne inanmak nasıl anlamlı değilse, körü körüne karşı çıkmak da bir o kadar anlamlı değildir.

Nasıl yapmalı?

Okumalı, okuduklarından anlamlar çıkartılmalı, başkasının da mümkün olabileceği düşünülmeli.

Ezber bozulmalı, okullar farklı düşüncelere, deneysel yaklaşımlara olanak tanıyarak aklı önde tutmalı.

Popülist yaklaşımlara aldanmadan, samimiyet ve içtenlikle açık fikirli olmak için çaba gösterilmeli.

Her şeyden önce duygusal zekâsı gelişmemiş, pedagojik formasyon bilgisi kitapların içinde sıkışmış kalmış, kendi içindeki hesaplaşmayı bitirememiş ve ruhunu temizleyememiş insanları öğretmen ve eğitim yöneticisi yapmamak lazım.

Yaşam insana sunulmuş bir armağansa eğer ve sayaçlar hiç durmuyor, ileri gidiyorsa, onu en anlamlı şekilde yaşamak gerekir. Ancak kimseye yararı olmadığı gibi neden yaşadığını unutmuş yani “fotosentez” yapanlar da her zaman olacaktır. Bırakalım yapsınlar, bitkilere de ihtiyacımız yok mu?


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)