adscode

Boyacı küpü!

Renk insan yaşamı için önemlidir. Duvar boyayan da vardır, düşlerini boyayan da… Boya kadar, boyayanın özeni ve becerisi de renklerle öyle hayat bulur ki “boyamak” çok daha önemli hâle gelir. Bu nedenle boyarken estetik kaygılar taşıyan ve benzersiz eserler ortaya çıkarana sanatçı diyoruz. Herkesin sanatçı olmasını, estetik kaygılar taşıyarak eser ortaya çıkartmasını isteyemeyiz; ancak her zaman işini en doğru şekilde yapmasını bekleriz.

byomerorhan@gmail.com




Bu anlamda mesleğine ve kendine saygısı olanlar, işini özenle yapmaya çalışır. Her zaman en önemli denetleyicisi kendisidir çünkü bu tür insanların başında birinin durmasına, onu denetlemesine gerek yoktur. Hiçbir yaptırım veya denetim, kendine olan saygının üzerinde değildir. İşini tutkuyla yapan insan, kolaycılığa yeltenmez. Kopyacılığı tercih etmez. O, her zaman kendini kendine kanıtlamanın ve geliştirmenin telaşındadır. Çoğu zaman idealleri ve hayalleri, her türlü kazancın da üstündedir.

Herkes bu bilinçte değildir ama tüm meslek gruplarında mutlaka bu tür insanlar “belli oranda” da olsa vardır. Onların mesleğe kattığı değerden diğer meslektaşları da yararlanır ki çoğu zaman bu yararlanma, değer katandan daha fazladır.

Dünya, sanayileşme, teknolojik atılımlar ve kapitalizmin yarattığı illüzyonla kontrolden çıkmışa benziyor. 50 yıl önceki değerlerin yerini şu an nelerin aldığı belli değil. Son derece hızlı bir tüketim ve buna karşın mübah görülen bir üretim modeli yaratılmış durumda. Bu hızlı tüketimi karşılamak için “mazur” görülen niteliksiz, kalitesiz ve sağlıksız ürünler, maalesef yine bu “mübah kültürü”nün çıktısı durumunda. Artık ne eski anlayış ne de sözün senet kabul edildiği günler kaldı.

Eskiden üreten kendine ve insanlara saygı ile mesleki ahlak nedeniyle emeğinin ve işinin arkasında dururdu. İşin yalapşap yapılamayacağının altını çizmek için “Boyacı küpü değil ki hemen batırıp çıkarasın.” denilirdi. Yapılacak işin emek ve zaman gerektirdiği, ince bir gönderimle ifade edilirdi. Yani lafın kısası, eskiden hata yapıldığında yüz kızarırdı. Şimdi yüzü kızaranlara yetersiz, beceriksiz ve dirayetsiz gözüyle bakılıyor.

Sözcüklerin derin anlamlar içerdiği günlerden, anlamlarını yitirdiği günlere gelindi. Emek harcamadan, duyguları ve değerleri hiçe sayarak, en kısa yoldan değersiz “değerlerin” sahibi olundu. Sahip olmak için nelerden vazgeçildiği hiç düşünülmedi. Uygarlık ölçüsü empati çoktan unutuldu. Varsa yoksa tüketim kültürüne hizmet eden bencil yaşamların ve bağımlılıklarla baş başa mutlu olmanın hayali kuruldu. Ne uğruna nelerden vazgeçildiği, neyin neye mal olduğu hiç düşünülmedi.

Kimine göre gelişim, kimine göre yozlaşma olan bu toplumsal değişim, tüm meslekleri de etkisi altına almış görünüyor. Bazı mesleklerdeki olası hatalar, para veya konfor kaybedilmesine neden olsa da sağlık ve eğitimdeki hataların telafisi mümkün değil.

Yüksek ideallerle teslim alınan ve insanların en değerli varlıkları olan çocuklarının eğitim öğretimini üstlenen okulların sorumlulukları çok ağırdır. Böylesi bir sorumluluğun yerine getirileceği okulların yöneticileri, eğitim kadrosunun niteliğiyle birlikte fiziksel koşullarının yeterliliği de hayati derecede önem taşır.

Bir okul inşa edilmeden önce açılacağı bölgenin demografik yapısı, ihtiyaçları, potansiyeli, koşulları mutlaka değerlendirilerek uzman kişiler tarafından fizibilite raporu hazırlanmalıdır. Bu raporun içerisinde kurum açılmadan önceki hazırlık dönemi, ilk yıl, 5 yıl ve 10 yıllık stratejik planlar detaylandırılarak işletme giderleri yani mali tablolar ve alternatifli senaryolarla aksiyonlar belirtilmelidir. Eğitim öğretim kadrosunun oluşturulması ise bambaşka beceri gerektiren, en önemli ve en “pahalı” kısımdır. Popülizm, bu tür raporlar hazırlanırken uzak durulması gereken bir yaklaşımdır.

İster devlet okulu ister özel okul olsun; plansızlık, hayalperestlik, ticari kaygı ve beklentilerle eğitimi ucuzlatmaya çalışmak, beraberinde trajik çöküntüler getirir. Sorumlulukların yerine getirilmesi için yüksek idealleri olan, mesleki, insani ve duygusal yeterliliği tam eğitimciler gereklidir.

Eğitimcilik ve öğretmenlik, üstünkörü yapılacak bir “iş” değildir. Sıradanlık, kolaycılık, tembellik, yetinme, kanıksama, kötümserlik, vazgeçme, hafife alma, görmezden gelme, bağnazlık, ön yargı, ayrıştırma, düşüncesizlik, saygısızlık, meraksızlık, cahillik ve her şeyden önemlisi sevgisizlik, “eğitimciyim” diyenlerde bulunmaması gereken özellik ve yaklaşımlardır.

Öğrencileri sadece birer “sayı” olarak görmek, büyük bir yanılgıdır. Her öğrenci değerlidir, istatistiksel veriler ve genellemelerin içinde kaybedilemez.

Eğitimciler, öğrencilerinin her birinin farklı bir renk olduğunu kabul etmeli, bilmeli, onları aynı “boya küpüne batırmamalıdır”.

Boyacı küpleri kırıldığında, eğitim öğretimde özlenen başarı elde edilecektir.

 

 

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)