adscode

Dershane okullar?..

byomerorhan@gmail.com




İnsan, yönetmeyi sever. Küçük olsun, büyük olsun, toplumun her alanında yönetim vardır. İki arkadaş arasında bile karşımıza çıkabilen yönetim süreçleri ailelerde, okullarda, iş yerlerinde, mahallelerde, şehirlerde, ülkelerde hatta günümüzde dünyanın tamamının yönetilmesi anlamında bile söz konusudur. Süper güçler!
 

Yönetilenler, yönetenlerin istekleri doğrultusunda ve onların izin verdikleri oranlarda, kurgulanmış bir yaşam sürerler. Yaşadıkları bölge, yaşam koşulları, varlıkları, alışkanlıkları ve kültürleri neredeyse tümünün üzerinde belirleyici olur ve kalıcı izler bırakır. Birinin yaptığı, çoğu zaman diğerine enteresan gelir ve yapılan taklit edilir. Farklı düşünenler ise genelde sorgulanır ve dışlanır. 
 

Binlerce yıldan beri eğitimde de benzer durumlar yaşanmış ve yaşanmaktadır. Modern toplumlarda daha çoğulcu, katılımcı, bilimsel ve sorgulayıcı yöntemler tercih edilirken, az gelişmiş toplumlarda nasıl bir insan modeli oluşturulmak isteniyorsa eğitim süreçleri bu doğrultuda şekillendirilmiştir. Az gelişmiş toplumlarda daha kapalı, merkeziyetçi ve sınırların dışına çıkılmasına izin verilmeyen sistemler benimsenmiştir. Sunulanla yetinen, bunun dışında istekleri olmayan, kolay yönetilen ve “alışkanlıkları ile yaşamayı seven” bir toplum! Kısacası “Alan razı, veren razı.” durumu. 
 

İnsanoğlunun içinde, olasılıklara karşı sürekli bir korku ve çekinme duygusu vardır veya oluşturulmuştur. Fazla seçenek, karar vermeyi güçleştiren bir unsur olarak düşünülür. İnsan, herkes nasıl davranıyorsa, ne yapıyorsa o da aynısını yaparak kendisini güvende hisseder. Her yerde en kolay, en ucuz ve en şifalı reçeteyi arar ancak çoğu zaman bulamaz.
 

Günümüzde eğitim sektörü de neredeyse aynı durumdadır. Öğrencilerin birçok alanda hayal ederek başarılı olması umulur. Herhangi bir tepeye tırmanmadan dağları öğrenmesi, yağmurda ıslanmadan metrekareye düşen yağış miktarlarını bilmesi, buğday başağını eline almadan tahıl ihracat durumunun istatistiğini anlaması, son teknoloji manyetik levitasyon trenlerini neyin hareket ettirdiğini görmeden mıknatıs deneylerinden sonuç çıkartması istenir. 
 

Çocuklardan, ayrıştırılmamış “kuru” bilgiyi öğrenmesi, ezberlemesi ve çoktan seçmeli sınavlarda da hatasız işaretlemesi beklenir. İşin tuhaf tarafı da birçok öğrenci bunu başarır. Elbette başarı buysa! Ancak başarılan; yeteneklerini keşfetmekten vazgeçen, neredeyse hiç sosyalleşmeyen, sadece teorik olarak ezber yaparak senelerini buna harcayan, dört seçenekten birini en kısa sürede doğru olarak işaretlemeyi tek hedef olarak gören bir kitle yaratılmış olmasıdır. Oysa tüm sınavlar aslında bir araçtır ve bu abartılmaması gereken bir iştir. 
 

Amacından uzaklaşan, her konuda olduğu gibi bu anlamda da eğitimin temel amacı sadece bir üst kuruma öğrencinin yerleştirilmesi değildir. Bunun için hizmet veren kuruma bakacak olursak bu işi ne ölçüde hedeflediğimiz de belli olmaktadır: “Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi.” Yani seçip yerleştirdik mi işlem tamamdır! Gerisi, Allah kerim! Hayır, amaç sadece eleştirmek değil yani ben de olsam belki de aynı adı düşünürdüm. Ancak burada dikkat çekmeye çalıştığım nokta, asıl amaçla araçların birbirinden ayrıştırılması gerekliliğidir. 
 

Öğrencilerin bir üst kuruma hazırlanmalarını sağlarken bu tempoyu gözünde büyüterek vazgeçen veya yalnızca tek taraflı gören nesiller yetiştirmemeliyiz.
 

Bugün üretken, meraklı, yaratıcı, öğrenmeyi seven, çevresinde olan bitene ilgi duyan, entelektüel, mutlu ve iyi insanlar yetiştirmek istiyorsak amaç ve araçlarımızı ciddi anlamda gözden geçirmeliyiz.
 

Günümüzde, eğitimde yaşanan değişimlerle dershanelerin okula dönüşümleri ve sınavlara hazırlanmanın birinci öncelik olmaya devam edeceği anlaşılmaktadır. Hatta bunun iyiden iyiye öne çıkartılacağı da ortadadır. Zaten var olan ve daha da kuvvetlenecek algı, “sınavlara hazırlanmak” gerektiği olacaktır. İnsanlara başka seçeneklerinin olmadığının düşündürülmesi! Bu bir algı değil gerçeğimizdir diye düşündüğünüzün farkındayım ancak “gerçeklik” birçok “yanılsama” ile doldurulmuştur. Resmin bütününün görülmesi gerekir. Üzerinde konuşulan ve model üretilen; bir insanın hayatıdır. Bunu asla unutmamak gerekir.
 

“Eğitim öğretim” derken önce eğitim sonra öğretim kullanılmasının bir nedeni vardır ama maalesef bu zamanla unutulmuştur. Öncelik eğitime verilmelidir. Çoğu zaman sözcükler anlamlarını yitirirler. Bu nedenle eğitim ve öğretimin tanımlarına tekrar bakalım…
 

Türk Dil Kurumunun tanımlamasına göre eğitim: Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye. 
 

Öğretim: Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi.
 

Şimdi yukarıda sözü edilenleri, seçenekleri ve eğitim öğretimi hakkını vererek yapıp yapmadığımızı tekrar düşünelim. Ne için, nelerden vazgeçildiğini görmeye çalışalım.

 

Ömer ORHAN

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)