adscode
adscode

Duygusal Beslenme

Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Programı'nın araştırmasına göre Dünya, 8 milyon 700 bin canlı türüne ev sahipliği yapıyor ve bunların dörtte üçünün karada yaşadığı düşünülüyor. Birbirinden farklılık gösteren canlı türlerinin hepsinin ortak yanı ise beslenme ve üreme.

byomerorhan@gmail.com




Beslenme denildiğinde ilk akla gelen, hayatta kalmayı sağlayan gıdaların/enerjinin vücuda alınması. İster etobur ister otobur olsunlar, tüm canlılarda beslenme şart! Çünkü yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için canlılar, enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerjiyi de türlerinin özelliklerine, tercihlerine ve olanaklarına göre çeşitli besinlerden karşılarlar. Besin arayanlar çoğu zaman da diğerlerinin besini olurlar ya buna da ekosistem deniyor.

İnsan dışındaki tüm türlerde yaşamak; yemek, içmek ve üremekten ibarettir. Hayat, olabildiğince basit sürdürülür. Milyonlarca yılda oluşan doğa kanunları, kaçınılmaz olarak kabul edilmiştir. İnsan dışında hiçbir canlı bu kanunları değiştirmek için çabalamaz. İşleri karmaşık hâle getiren insanların en “aymış” olanları ise sonunda “basit” ve dengeli yaşamayı hedeflerler. Aydınlanmış insanların ulaşmaya çalıştığı bu hedef, besin piramidinin altlarında yer alan ve insanların akılsız saydıkları diğer canlıların rutinidir aslında…

Akıl, insanlığın “aklını karıştırmıştır”! Sosyal bir varlık olarak kabul edilen insanı bencilliğin zirvesine taşırken ne doğa bırakmıştır ne de ortada kanun kalmıştır. Onun için her yol mübahtır ve onun gibi ihtiyacından çok tüketen başka bir canlı yoktur! Demek ki insan, doğal koşullar dışında ve doğa kanunlarına aykırı olarak gelişmiş, değişmiş ya da değiştirilmiştir. Böyle bir teori antik uzaylı kuramcıları tarafından iddia edilmektedir.

Antik uzaylı kuramcılarının öne sürdüğüne göre insanların gen yapısı dünya dışı varlıklar tarafından binlerce yıldan beri çeşitli manipülasyonlarla değiştirilerek bu hâle getirilmiştir. Siz inandınız mı bilemiyorum ama bana göre inanmak için çok nedenimiz var. Örneğin; Neandertal ve diğer türler arasından Homo Sapiens gibi fiziksel olarak daha zayıf bir tür nasıl olmuş da sivrilerek diğer türleri yok etmiş ve dünyanın tek hâkimi olmuş? Bu, antropolojinin ve diğer bilimlerin konusu, ben sadece insanın beslenmesine farklı bir açıdan bakacağım.

Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı kitabında açıkladığı gibi evrilmiş ya da Semavi dinlerin öğretilerine göre yaratılmış olsun, insanın sadece fizyolojik açıdan beslenmediği bir gerçektir. İnsanın aklı ve duygusal yapısı, onun fizyolojik ihtiyaçlarının yanında ayrıca beslenmesini gerekli kılar. Üstelik bu beslenme içgüdüsel olmaktan çok beceri gerektiren bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın hissedilme yoğunluğu ve karşılanma durumu ise kişinin aldığı eğitime ve kültürel yapısına bağlıdır.

Fiziksel olarak acıktığında beyin diğer organlar tarafından uyarılır; ancak duygusal anlamda aç olduğunun farkına varmayabilir. Çünkü duygusal açlık için daha fazla nöron/zekâ, düşünce egzersizi, sorgulama, estetik bakış, sosyal çevre ve kültür gerekir.

İnsanlar, bebeklik dönemlerinde duygusal beslenmeyi öğrenirler. Onlar için o dönemde önemli olan en temel duygusal besin “güven”dir. Bebeklerin bu ihtiyacını karşılamak için ebeveynler ve özellikle annenin yakın ilgisi gereklidir. Tensel temas, güler yüzle ve sakin bir ses tonuyla konuşmak, bu güveni sağlamak için yeterlidir. Bebeklik dönemindeki sevgi ve güven ihtiyacına çocukluk döneminde başarma, takdir edilme, merakın giderilmesi ve öğrenmenin bazı süreçleri eklenir. Yaş ilerledikçe bu anlamdaki beslenme ihtiyaçları da değişir ve artarak yaşlılık dönemine kadar en yüksek seviyeye ulaşır. Yaşlılık döneminde ise duygusal ihtiyaçlar değişerek bir kısmı ortadan kalkar ama insanın duygusal anlamda beslenme ihtiyacı hiç bitmez. Duygusal ihtiyaçlar bittiğinde geriye zaten insan kalmaz!

İnsanın beyin ve düşünce sisteminin gelişimini tek bir hat üzerinde gidip gelen trenle Paris metro hatları gibi yoğun bir taşıma ağı arasında seyahat eden trene benzetebiliriz. Bazı insanlar tek hat üzerinde gidip gelen tren gibi çok basit düşünce yapısıyla yaşamını sürdürürken bazı insanlar metroda bir yoldan başka bir yola geçerek bambaşka yerlere gidip gelir. Bu zenginlik, bir bakıma insanların seçimidir.

Eğitimci olarak, insanların fizyolojik ihtiyaçlarının dışındaki beslenme alışkanlıklarını her zaman çok önemsedim. Bir edebiyat öğretmeninin edebiyatçı olması için ne yapması gerektiğini, fizik öğretmeninin nasıl fizikçi olacağını düşündüm, tartıştım. Özellikle yönetici ve öğretmenlerin bu anlamdaki beslenme alışkanlıklarının onları ne denli farklı kıldığını, entelektüel birikimin öğrenme ve ilham olma anlamında onlara ve süreçlerine ne çok değer kattığına inandım.

Duygusal anlamda beslenmeyen, beslenmesi gerektiğinin farkında olmayan veya bunu beceremeyen bir eğitimci “yetiştireceği” öğrencilere ne verebilir? Dersi anlatıp çıkmayla bu iş olsaydı, eğitimle ilgili birçok sorunumuz da olmazdı.

Ülkemizin şu an için en önemli kayıplarından birisi, entelektüel yapıdan uzaklaşılmasıdır. Düşünme, sorgulama ve estetik kaygı gerektirmeyen alışkanlıklar, toplumu uygarlıktan uzaklaştırmaktadır. AVM’lerde alışveriş yaparak ve bunu da normalleştirerek mutluluğu sadece satın almaya ve sahip olmaya indirgeyen bir toplum yaratılmaktadır. Yaşam şekli olarak bunu öğrenen, cep telefonu, tablet, bilgisayar, televizyon gibi teknolojik ürünlere bağımlı bir kitle yaratılmıştır.

Zenginliği sadece ekonomik güç ve beslenmeyi sadece karnını doyurmak olarak görenler, sanırım aynı zamanda en kolay yönetilenlerdir.

Beslenme önemlidir ama fizyolojik beslenme de olduğu gibi duygusal olarak da neyle beslendiğiniz çok daha önemlidir.

Peki, siz duygusal anlamda nasıl ve neyle besleniyorsunuz?


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
Bir hikâyesi olmalı…
Eğitim “ithalatı”
Öğretmenlikte uzmanlık
Eğitimi ucuzlatmak