adscode

Ekosistem mi, Egosistem mi?

Şatafatlı ve yabancı sözcüklere bayılıyoruz. Her kurum yeni, duyulmamış ve özellikle kullanılmamış bir sözcük bulma ve kendine mal etme telaşında!

byomerorhan@gmail.com




1980’li yıllarda özel okulların açılmaya başlamasıyla birlikte yeni bir slogan bulma, orijinal söylem geliştirme, o günlere kadar çok da bilinen bir şey değildi. Savaşlar, darbeler derken devletin de bu anlamda çok yaratıcı olması beklenemezdi.  Gazeteler sayesinde reklamlarla henüz tanışmıştık ki siyah beyaz televizyonlarla ilk hareketli ve müzikli reklam cıngılları halkın dilinde dolaşmaya başlamıştı.

Slogan üretme yarışında önderliği özel sektör üstlendi ve bazen doğru bazen yanlış işlerle yaratıcılık tavan yapmaya başladı. İşte bu bağlamda 80’li yıllarda özel okulların başlattığı “çağdaş ve modern” olma söylemi o kadar popüler oldu ve sevildi ki uzun yıllar kullanıldı. Toplum için çağı yakalamak belki de gerçek bir ütopyaydı ve o kadar çok tüketildi ki bir süre sonra sessiz sedasız kamuoyunun gündeminden çıktı, gitti.

Aniden çok çağdaş mı olmuştuk, yoksa modernizmin doruklarına mı ulaşmıştık bilinmez ama ülkemizde her şeyin sabun köpüğü gibi şiştiği ve “puf” diye söndüğü kesin.

Her zaman geleceği görmek, onunla ilgili planlar yapmak da insanlara güven vermiştir. Bu nedenle hedefler saptamak ve bunları paylaşmak da ne yaptığını bilen kurumların yapması gereken işti ve güven duygusu yaratırdı. İşte, o zaman “vizyon ve misyon” sözcükleri hayatımıza kazandırıldı. Kazandırıldı çünkü ileri görüşümüz, ülkümüz ve sağgörümüz aynı etkiyi vermiyordu!

VİZYON! Bulmuştuk işte… Bayıldık bu sözcüğe... Önce özel sektör sonra kalite yönetim sistemlerinin de katkılarıyla devlet kurumları da kullanmaya başladı. Ama tek başına değil genelde ayrılmaz ikilisi misyon ile birlikte uzunca bir süre duvarlara asıldı, kurum kitapçıklarının ilk sayfalarında yer aldı. Herkese gösterme telaşı ile de yanıp tutuşuldu. Bakın bizim de var. İşte “vizyonumuz”, bu da “misyonumuz”.

Amacımız değil ama lütfen dikkat! MİSYONUMUZ…

Bir süre sonra baktık ki neredeyse bakkal, kasap da vizyon ve misyonunu duvarına asmaya başladı, bunun da suyu çıktı diyerek hemen bundan da vazgeçtik.

Ne yapacağımızı kara kara düşünürken imdadımıza Pentium bilgisayarlar yetişti. Artık yeni söylem bilişim olmuştu. Şöyle teknolojimiz var, böyle bilgisayar altyapımız var derken uzunca bir süre bu da toplumu idare etti, hatta idare etmeye devam da ediyor. Okullar ise bu hummalı sürece dâhil olmazsa olmazdı ve akıllı tahtalar, akıllı sınıflar, teknolojik derslikler, wi-fi bağlantıları ile müthiş bir rekabet ortamı oluşturuldu. Bilgisayarlar ve tabletler alındı ama öğretim yöntemi olarak kullanılacak ders içerikleri yoktu. En önemlisi de bunların tümünün birer araç olduğu çoğu zaman unutulduğu için teknoloji de arapsaçına döndü. Şu an için durumda fazla bir değişiklik yok ve umarım en kısa zamanda akılcı bir çözüm bulunur ama bunun için de “akıllı” eğitimcilere ihtiyaç var!

Aynı zamanlara denk düştüğünü düşündüğüm “öğrenci merkezli öğretim” söylemi de çok popüler olmuştu. Gelin görün ki ortada ne merkez vardı ne de merkezde öğrenci yer alabildi. Uzunca bir süre bu şekilde öğretim yaptığı iddiası ile yola çıkan okulların da sınavlara öğrenci hazırladığını, programlarının diğer okullarla aynı olduğunu da herkes bildi. “Göle maya çalmak” adına mı, “Kırk kez söylenirse olur.” diye mi bilinmez ama belki de bunun olması çok istendiği için herkes her şeyi bildi ama kimse dile getirmedi.

Bunların içinde en sevdiğim ve beni en çok eğlendiren slogan “inovasyon” oldu. Latince “innovare”den gelen bir sözcük olan inovasyonun anlamı ise yeni ve değişik bir şey yapmak, yenilenmedir. OECD’nin temel tanımında inovasyonun amacının yapılan yenilenmelerin, buluşların ticari yarara dönüşmesi ve pazarlanması şeklinde ifade edilmektedir. Daha çok bilim ve teknolojinin ekonomik ve toplumsal yarar sağlamak için yenilenmesini anlatmak için kullanılan inovasyonun özellikle eğitimde de kullanılması bana ilginç ve gereksiz gelmişti. Bazıları beni eleştirebilir ama bu konu ilk gündeme geldiğinde de fikrimi aynı şekilde ifade etmiştim. Sözcükleri anlamlarına göre kullanmak gerekir, dilimiz bunun için yeterince zengindir ancak onlara farklı anlamlar yüklenecekse işte bu da ayrı bir sanattır.

Birkaç yıl önce üniversiteler bu söylemi ele aldılar ve birçok etkinlikle inovasyonu parlattılar. Bu anlaşılabilir bir şeydi ama liseler ve ortaokullar da inovatif yaklaşımları destekleyen yarışmalar, projeler derken tam iş çığırından çıkıyor, anaokullarına da sıçrıyordu ki, birden bitti! Sanki hiç inovasyon konuşulmamıştı.

Bir ara fütürist (gelecekçi) bakış açısı şöyle bir dillendirilse de çok tutmadı.

Son yıllarda ise en popüler “ekosistemler” oldu. Sözcük, doğal yaşamla ilgili konuları çağrıştırsa da anlam olarak; belirli bir alanda bulunan canlılar ve bunları saran çevrenin karşılıklı ilişkileriyle meydana gelen ve süreklilik gösteren ekolojik sistemi ifade etmektedir. Sözcüğün çok etkileyici olduğu kesin.  “Bilimsel” ve “sistematik”, yani ezbere değil, belirli disiplinleri içeriyor, daha ne olsun?

Sistemleri o kadar seviyor ve sahip çıkıyoruz ki dünyanın durumu da ortada! Ne ekoloji kaldı ne de sistem!

İnsanoğlu böyle devam ederse, yaşayabilecek herhangi bir ortamı kalmayacak. Bencilliği yüzünden sistematik olarak yaptığı en iyi şey yok etmek olduğundan en başarılı sistemi de egosistem olacak.

Ömer Orhan


 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)